Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı

Çarşamba, 18 Nisan, 2018
Öğrenim hayatından koparılıp erken yaşta evliliğe zorlanan kız çocukları bir vakit gelip boşanmak isterlerse de “güçlenmesinler” diyerek nafaka hakları kısıtlanacak. Neden? Aileleri güçlendirmek için mi?

Çehov’un silahı misali nafaka konusu. BoşanMA Komisyonu nafakanın erkek tarafını dinleyerek, ele aldığı hemen her konu gibi kadın karşıtı söylemle raporlaştırmıştı. Patlaması kaçınılmazdı, bekleniyordu ama bu başlıkla değil. Yandaş medya haberi, “müebbet nafakaya çözüm” başlığıyla sununca bir kere daha vuruldu kadınlar. Komisyon çalışmalarını yürütürken kadınlara fazla yer vermedi. Nafakanın kadın tarafına itibar edilmedi. Ve şimdi bir de nafaka üzerine komisyonun bakanlığa sunduğu görüşler doğrultusunda yeni bir düzenlemenin Adalet Bakanlığı’nca hazırlanmakta oluşunu kamuouyu “müebbet nafaka” başlığıyla duydu. Tam da komisyona görüş bildiren nafaka karşıtı erkeklerin ağzıyla kurulmuş başlık ve elbette haber metni de. Sadece gazetecilik merakıyla bile olsa – etik demeye dilimiz varmaz oldu- kendilerine nafaka verilmesine hükmedilmiş kadınların sözüne yer verilmemiş. Tıpkı komisyon gibi. Komisyon da nafaka almakta olan kadınları dinlememişti. Nafakanın “ömür boyu cezalandırılıyoruz” diyen erkek tarafının ağzıyla müebbete hükmetmiş haber dili de.

Nafaka hakkının kadın hayatındaki yeri gerçeği yansıtmayan ezber yorumla yer aldı komisyonun, iktidarın ve yandaş medyanın dilinde. Onlara göre “kadınlar nafakadan güç alıp boşanabiliyor”muş. Hiç alakası yok ama gerçekten böyle olsa bile kadının güçlenmesi için düzenlemeler yapma görevi var iktidarın. Oysa şimdi bakanlık kendi yorumlarıyla güçlendiren uygulamayı yok etmeye, kadını gene kendi yorumlarıyla güçsüz bırakmaya yöneliyor. Yönetim kadını güçlendirmekle yükümlü. Anayasanın verdiği görev bu ve kadınların güçlenmesi için yapılacak düzenlemelerin, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı amir hükmüyle birlikte. Kadın gerçekten nafakadan güç alıyorsa bu güçlenme yolunu ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenleme düpedüz anayasa ihlali. Saymadık bu kaçıncı anayasa ihlali, geçelim.

Gelelim işin aslına. Haberde, Ayşe Keşir başkanlığındaki BoşanMA Komisyonu raporunda ve şu an Adalet Bakanlığı’nca yürütülmekte olan yeni düzenleme hazırlığında baş rolü yoksulluk nafakası oynuyor. Yüz binlerce nafaka mağduru “eski koca” yakınmalarıyla habire vurgulanan yoksulluk nafakası. 2015’de 187 bin küsur nafaka hükmü varmış. Takip eden yılda da benzer yüksek rakamlar yansıdı rapora, habere ve muhtemelen bakanlıkta yürütüldüğü duyulan çalışmaya da. Kamuoyuna öyle sunuluyor ki sanki bu yüz binlerle ifade edilen nafaka hükmünün tümü ömür boyu sürecek yoksulluk nafakası. Hayır işin aslı böyle değil. Tüm nafaka hükümlerinin içinde ömür boyu yoksulluk nafakası yüzde onu bile bulmayan düşük oranlarda kalıyor. Ama boşanma komisyonu erken evliliklerle ilgili hapis cezalarına af getirilmesini isteyen gece yarısı önergesine zemin hazırlamak için yaptığı gibi sorunun küçük bir parçasına mercek tutarak devasa boyutlarda göstermekle soruna ilişkin gerçekliği çarpıtıyor.

Muhalefet bir önerge verse de bakanlık kamuoyuna gerçek rakamı açıklamak zorunda kalsa keşke. Ömür boyu yoksulluk nafakasının tüm nafaka ödemeleri içindeki yerinin ne kadar düşük olduğu anlaşılır. Gerçekte düşük olan ömür boyu nafaka oranı devasa sorunmuş gibi sunularak yapılmak istenen şeyin kadınların kendi hayatlarına dair karar verme hakkını yok etmek olduğu çıkar ortaya. Erken evliliklere cezasızlık getirmek için topluma devasa sorun olarak sunulan üç bin aile gibi yoksulluk nafakası da bahane edilerek kadınların boşanma hakkı elinden alınmak isteniyor. Yoksulluk nafakası bahane edilerek nafaka hakkına getirilecek kısıtlamayla kadınlar çaresizce mevcut evliliği sürdürmeye, kendi hayatlarını yeniden kurma çabasından caydırılmaya çalışılacak.

Pazartesi günü KEFEK, salı günü Sağlık Komisyonu’nda görüşülen çocuğun cinsel istismarını önlemeye yönelik yasa tasarısı cezaya 12 yaş kademesi teklif ediyor malum. Önümüzdeki günlerde de Meclis Adalet Komisyonu ele alacak yasa teklifini. Biz de istismar ve nafaka konularına birlikte bakalım. Zamanlama ve kadınların kazanılmış haklarını aşındırma bakımından örtüştükleri için.

Kanunla suç olarak tanımlanmış olan fiili, mağdurun yaşına göre farklı şekillerde cezalandırma absürtlüğü ile nafakanın sınırlandırılmasını bir arada düşündüğümüz zaman karşımıza çıkan tek şey kadın düşmanlığı. Fiil aynı fiil yani kim kime karşı işlemiş olursa olsun suç aynı suç. Ama suçun mağduru beş yaşındaysa farklı on iki yaşındaysa farklı on beş yaşındaysa daha farklı ceza verilecek, suçun failine. Cebir, şiddet ve silah faktörü de eklendi teklife. Ve böylece çocuklara yönelik aynı fiil 12 ve 15 yaş üstü için ille de suç olarak tanımlanmayabilecek ve dolayısıyla erken evlilikler kolaylaştırılacak.

Öğrenim hayatından koparılıp erken yaşta evliliğe zorlanan kız çocukları bir vakit gelip boşanmak isterlerse de “güçlenmesinler” diyerek nafaka hakları kısıtlanacak. Neden? Aileleri güçlendirmek için mi?

Tabii ki hayır. Aile değil mesele. Eğer mesele aile olsaydı erkeklere SMS yoluyla boşanma ayrıcalığı tanınmazdı. Kadının boşanma kararı verecek yetkinlikte olması, sorun saydıkları şey. Evlilik birliği içinde aileye sunduğu görünmez emeğin karşılığı olan nafaka hakkı sayesinde kendisine yeni bir düzen kurma becerisi geliştirmesi de sorun bu hesapça. Mesele aile kavramını ve aile kurumunu, kız çocuklarını diri diri gömecek olguya dönüştürme gayreti. Okumasını, meslek edinmesini engellediği kadının boşanma kararı vermesini güçleştirip her engele rağmen boşanırsa nafaka hakkını kısıtlamanın başka izahı olamaz. Ülkedeki işsizlik oranını, işsizler içinde genç işsizliğin yüksekliğini ve genç işsizlik oranları içinde kadınların neredeyse yüzde 30’u aşan oranını bilmez gibi Aile Bakanı da “nafaka bekleyeceklerine çalışsınlar” diyebiliyor bu ülkenin kadınlarıyla alay eder gibi. Ancak 250-300 TL dolayındaki yoksulluk nafakasıyla kadınlar bolluk içinde yaşıyormuş gibi.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI