Bahçeli'nin bir şifresi var mı?

Çarşamba, 18 Nisan, 2018
Bahçeli, "maceracı" bir siyasi lider olarak tarif edilemez. Geriye dönük olarak bakıldığında yaptığı çıkışların sonuçları da, rastlantısal süreçler olarak tanımlanmaya hiç uygun değil. İktidarın varlığını ülkenin "Beka davası" olarak tarif eden ve erken seçim açıklamasını da savaş göndermeleriyle yapan Bahçeli'nin "deneysel siyaset" yaptığı iddiası gerçekçi olmaz.

Anton Çehov’un en bilinen sözlerinden, “Birinci perdede duvardaki tüfek oyun bitmeden mutlaka patlar” cümlesinde dediği gibi; 16 Nisan’dan beri duvarda asılı duran “erken seçim” silahını yerinden indiren Devlet Bahçeli oldu. Tüfeğin ne zaman ve nasıl patlayacağı, patlayınca ne olacağı daha sonra ortaya çıkacak ama artık geriye dönüşsüz biçimde kullanıma girdiğinden kimsenin kuşkusu olamaz. Bahçeli de o tüfeği duvardan indirmenin ne anlama geldiğini defalarca yaşayarak en iyi bilen siyasetçilerden biri. Zaten, “erken seçim” meselesinin “askerlik kısalıyormuş” veya “bedelli askerlik çıkacakmış” benzeri, asılsız kalsa da sonuç üretmeyen söylentilere pek benzemediği, hele talebi dile getiren iktidar ortağı ve şimdiye kadar ortaya attığı gündem başlıklarıyla ciddi etkiler yaratmış Bahçeli olunca, “piyasalar” hemen reaksiyon verdi, bütün partiler “Hodri meydan!” dedi, muhtemelen bürokrasi de teyakkuza geçti; yani erken seçim hemen “alıcısını” buldu.

Şimdi çok merak edilen, Bahçeli’nin bu çıkışının nasıl bir istişare süreciyle ortaya çıktığı, Erdoğan’ın bu çıkışla ilgili ne kadar haberdar ve ne kadar mutabık olduğu. Bahçeli’nin ülkenin gidişatıyla birlikte partisini de doğrudan -çoğunda da fena- etkileyen hamleleri teşkilata, parti kurmaylarına danışma alışkanlığı olmadığı biliniyor. 2002 yılındaki erken seçim kararını da çoğu parti yöneticisi ve milletvekili medyadan öğrenmişti. Fakat Bahçeli’nin böylesi kararları tamamen kendi başına verdiğini iddia etmek de mümkün değil. Hatta Bahçeli için, MHP içinde yıllardır açık veya kapalı biçimde itiraz konusu olan, bazı rivayetlerde Alparslan Türkeş’in bile işaret ettiği iddia edilen, ismiyle ilgili benzetmelere konu olan bir “istişare çemberi”nden bahsedilir ve bunun kapalılığından şikayet edilir.

7 Haziran 2015 seçiminin ilk saatlerinde “koalisyonda yer almayacağını” açıkladığında ve sonraki temaslarda 1 Kasım’a gidilen yolla ilgili durum AKP ile ne kadar paylaşılmış görünüyorsa şimdi de o kadar paylaşılmıştır; “Fiili durumu hukukileştirmenin zamanı geldi” diyerek başkanlık sistemini tartışmaya açıp, referandum süreci başlatıldığında bu fikir AKP ile ne kadar paylaşılmışsa şimdi de o kadar paylaşılmıştır; AKP’nin barajı indirmeyeceğini bile bile, “Baraj çok yüksek” diyerek “cumhur ittifakı”nın her iki partide de sorunsuz biçimde kabulünü sağlayacak adımı attığında bu talebi Erdoğan ile ne kadar paylaşılmışsa şimdi de o kadar paylaşmıştır. Zaten Erdoğan ve AKP çevrelerinde büyük bir şaşkınlık ve sürpriz havası da izlenmiyor. İzlenenler daha çok “baraj” işindeki gibi seyrediyor. Geçmiş performansı düşünüldüğünde de, iktidarın erken seçim kararının Bahçeli tarafından yapılmasının şaşırtıcı bir tarafı yok.

Eğer bu talep, ortak bir kararın ve rol bölüşümünün sonucu olmayıp, Erdoğan’la ve bazı AKP’lilerle tam mutabakat sağlanmadan gündeme sürüldüyse bile, yine de iktidar koalisyonunun önemli bir kanadının desteğini aldığı düşünülebilir. Çünkü, pek çok sürprizli, aşırı erken çıkışa imza atmış olsa da Bahçeli, “maceracı” bir siyasi lider olarak tarif edilemez. Geriye dönük olarak bakıldığında yaptığı çıkışların sonuçları da, rastlantısal süreçler olarak tanımlanmaya hiç uygun değil. İktidarın varlığını ülkenin “Beka davası” olarak tarif eden ve erken seçim açıklamasını da savaş göndermeleriyle yapan Bahçeli’nin “deneysel siyaset” yaptığı iddiası gerçekçi olmaz. Erken seçimle ilgili ikna süreci veya tartışma devam ediyor olsa da, “yerli – milli” iktidarın kaderiyle ilgili bu çıkış, belki bir finali, belki de artık tartışmanın sonlandırılması ihtiyacını gösteriyor olabilir.

Devlet Bahçeli’nin 2002’de erken seçim kararı vermesindeki önemli etkenlerden birinin kendisinin tasfiye edileceği bir siyasi mühendislik endişesi olduğu söylenir. Dönemin koalisyon ortağı ANAP’ın Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Mirgün Cabas’ın “2001 Eski Türkiye’nin Son Yılı” kitabında bu iddiayı tekrar etmişti. Tayyip Erdoğan’ın iktidarı boyunca defalarca ittifak değiştirip, eski müttefiklerini tasfiye etmesi de dikkate alınarak, Bahçeli’nin erken seçim çıkışında benzer bir kaygıya ihtimal verenler çıkıyor. Bahçeli, başkanlık sistemi tartışmasını açtığında da bunun Erdoğan’a kurulan kurnaz bir tuzak olabileceğini ileri sürenler olmuştu. Fakat endişeleriyle hareket etmeye yatkın olmakla birlikte Bahçeli, çok kapalı hamleler, şaşırtıcı manevralar yapan, sağ gösterip sol vuran bir siyasetçi değil. Erdoğan’ın da, müttefiklerinden kolay vazgeçme alışkanlığına rağmen, yeni garantiler yaratmadan destek alanını riske soktuğu pek görülmedi. Dolayısıyla, kısa bir zamanda çok yeni dengeleri gereksinecek böylesi bir arka plan tamamen imkansız olmasa da fazla spekülatif.

Bahçeli’nin erken seçim çıkışını yaptığı ve seçim için öngördüğü tarihler açısından tartışılan bir başka nokta da zamanlama. Geçtiğimiz hafta yaşanan iki gelişme siyaset gündeminde yer tutmuştu; birincisi Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın AKP ilçe kongresinde “Afrin’de Mehmetçik, seçimde AKP teşkilatları savaşa hazırlanıyor” sözlerini sarf etmiş olması; ikincisi, CHP’nin 81 ilde başlattığı OHAL karşıtı oturma eylemi ve OHAL’siz seçim talebi. Bu gelişmeler çerçevesinde, AB Komisyonu tarafından yayınlanan raporda mesnetsiz olmakla itham edilerek sert eleştirilen OHAL’in devam kararı alınırken, Büyük Taarruz veya Malazgirt Savaşı yıldönümü için, savaş göndermeli bir seçim çağrısı yapmanın sembolik bir anlamı olması muhtemel. Sağ popülizmin pek sevdiği böylesi sembolik göndermelerin, liderlerin, kısmen teşkilatların, biraz da propaganda profesyonellerinin motivasyon ihtiyacını karşıladığı doğru ama oy verme davranışını ne kadar etkiledikleri konusunda dişe dokunur bir gösterge ve hafızalarda kalan önemli bir sonuç mevcut değil.

Seçim tarihinin zamanlaması açısından bir başka tartışmalı noktayı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Özel dile getirdi. Özel’in iddiasını dayandırdığı 298 sayılı yasaya göre, seçimden önce il teşkilatlarının yarısında kongresini tamamlamamış olan partiler seçime katılamıyor. CHP’li Özel, YSK’nın seçime girebilecek partiler arasında saymadığı İyi Parti’yi bu yasaya dayalı olarak seçim dışında tutmayı deneyeceklerini ve bu eşiği 1 Eylül’de geçecek İyi Parti’nin önünü kesmek için Bahçeli’nin özellikle 26 Ağustos tarihini verdiğini söylüyor. İyi Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray da söz konusu tarihin 28 Haziran itibariyle geçileceğini iddia ederek, partilerinin böyle bir sorunu olmadığını savunuyor. İyi Parti’nin ortaya çıkmasına neden olan tuhaf hukuksal süreç dikkate alındığında, böyle bir yasal engelin akıllara gelmiş olabilmesi mümkün elbette. Fakat böyle bir “zorlama” hamlenin yaratacağı ciddi bir reaksiyonun da hesaba katılması gerek. Bir başka mini komplo ise artık klasik hale gelmiş uzun bayram tatili rehavetine kapılacak kıyı seçmenini sandıktan uzak tutmak.

Zamanlama açısından sembolik göndermeler veya komplo hazırlıkları dışında daha belirgin ve somut olan bir gerçek: İktidar cephesinde -en azından Bahçeli’nin temsil ettiği kanadında- meselenin artık zamana yayılır bir tarafı kalmamış olabilir. Zamanın aleyhte işlediği, rahatsızlıkların giderek arttığı, belirsizliğin taşınmaz bir yük olmaya başladığı anlaşılıyor. Bahçeli’nin çıkışının altında özel bir ajanda, gizli bir gündem, şifreli bir mesaj, derin bir siyasetten daha açık biçimde görünen “ne olacaksa olsun”, “ne yapacaksak yapalım” hali var gibi. Çıkıp bunların söylendiği an, peşine “Son kararı Erdoğan verecek” lafını eklemenin fazla bir etkisi olmayacağını bilen Bahçeli, şifreli bir siyaset yerine çok şaşırtıcı sonuçlara kapı açan basit ve düz hamlelerinden birini yapmış gibi duruyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI