Biz sizi çok sevdik Aydın Doğan!

Pazartesi, 9 Nisan, 2018
Ne etkileyici uğurlama ama! Zaman zaman hükümetlerle ihtilaf yaşasa da devletle, Türkçülükle hiçbir zaman hilafa düşmeyen, hakkını arayan gazetecileri kapı önüne koyan, komik telifler vererek yazarları sömürmesiyle nam salan, siyaset haberlerini belirlenmiş santimlik hesaplamalara göre veren ve nihayet kendi tabiriyle “gemiyi limana sağlam ulaştıran” Aydın Doğan’ın arkasından dökülen gözyaşları neredeyse İkitelli’de sel olup akacaktı.

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş…

İkitelli medyası tek telliye dönüşürken “Arkadaş” şarkısıyla uğurladı Doğan Medya’daki gazeteciler, “babacan” patronlarını. Gözyaşlarıyla, çiçeklerle, alkışlarla, içten sarılmalarla, “biz sizi çok sevdik” yazılı pankartlarla…

Sanki “biz sizi, emeğimizin karşılığını tam olarak aldığımız için çok sevdik” diyordu işçiler.

Biz sizi, maaşımız bizi rahatlıkla geçindirdiği için, banka kredilerine muhtaç olmadığımız için çok sevdik.

Biz sizi, tüm tatil haklarımızı kullanabildiğimiz için çok sevdik.

Biz sizi, işyerinde çocuklara kreşler açtığınız için, kreş isteyen Ahmet Şık’ı işten atmak yerine talebini yerine getirdiğiniz için çok sevdik. (Ahmet Şık’ın 2005’te kaleme aldığı Aydın Doğan medyası maceraları burada: https://m.bianet.org/bianet/medya/60398-bugun-basin-ozgurlugu-gunu-isten-atildim)

Biz sizi, işten attığınız arkadaşlarımızı mahkeme kapılarında süründürmek yerine tazminatlarını ödediğiniz, sektördeki gücünüzü kullanarak onları başka medya organlarında çalıştırmama tehdidi savurmadığınız için çok sevdik.

Biz sizi, bu çatı altında düşüncelerimizi saklama gereği duymadan ifade edebildiğimiz için çok sevdik.

Biz sizi, iktidarın tüm baskılarına rağmen özgür düşünceye sahip çıktığınız için, ihale hesapları yapmak yerine hak-hukuk-adalet savunusu yaptığınız için çok sevdik.

Biz sizi, kamu yararına elde ettiğimiz her bilgiyi, iktidarın tepkisini umursamadan yayınlayabildiğimiz için çok sevdik.

Biz sizi, her gün şarkılarıyla hüzünlendiğimiz Ahmet Kaya’ya manşetlerimizden sahip çıkabildiğimiz, ona “şerefsiz” dedirtmediğiniz için çok sevdik.

Biz sizi, Hürriyet’in mottosu “Türkiye Türklerindir”i, “Türkiye, içinde yaşayan herkesindir” diye değiştirdiğiniz için çok sevdik.

Biz sizi, tecavüz haberlerine çıplak kadın fotoğrafları koydurtmadığınız, kadına ve LGBTİ bireylere yönelik zulme kılıf uyduran dili yasakladığınız için çok sevdik.

Biz sizi, başımıza iktidar şefi gibi davranan editör ve yöneticiler atamadığınız için çok sevdik.

Biz sizi, editoryal bağımsızlığımıza halel getirmediğiniz, canlı yayınları yönlendirtmediğiniz, çağıracağımız konukları ordunun ve siyasetin çizdiği hudutların dışına çıkarak belirlememizi sağladığınız için çok sevdik.

Biz sizi, televizyonunuzda sarf ettiği sözler üzerine hedef haline gelen Tahir Elçi’nin ifade hürriyetini savunduğunuz için çok sevdik.

Biz sizi, hapishane güzellemesi yapan yazarları işe almadığınız için çok sevdik.

Biz sizi, “40 yıl savaşmayan ordu ne olur” başlıklı yazılarla orduyu Irak işgaline göndermeye davet eden, savaşları destekleyen ama barışı istemeyen yayın yönetmenlerini başımızdan attığınız için çok sevdik.

Biz sizi, basın dışındaki sektörlere hiç bulaşmadığınız ve gazeteciliğe sahip çıktığınız için çok sevdik.

Biz sizi, elimize iktidardan gelen direktifleri tutuşturmadığınız, muhabirlere ses kayıt cihazı muamelesi yapmadığınız için çok sevdik.

Biz sizi, hapisteki meslektaşlarımıza manşetlerden sahip çıkabildiğimiz için, giderayak hapishanedeki gazetecileri hatırlattığınız, iktidardan gelen baskılar yüzünden gemiyi terk etmek zorunda kaldığınızı açıkladığınız için çok sevdik.

Biz sizi çok sevdik, kalbimizin en derin yerine gömdük Aydın Bey, eşsiz patron!

Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş…

Ne etkileyici uğurlama ama! Zaman zaman hükümetlerle ihtilaf yaşasa da devletle, Türkçülükle hiçbir zaman hilafa düşmeyen, hakkını arayan gazetecileri kapı önüne koyan, komik telifler vererek yazarları sömürmesiyle nam salan, siyaset haberlerini belirlenmiş santimlik hesaplamalara göre veren ve nihayet kendi tabiriyle “gemiyi limana sağlam ulaştıran” Aydın Doğan’ın arkasından dökülen gözyaşları neredeyse İkitelli’de sel olup akacaktı.

Oysa “başbakanı pijamayla karşılayan patron” sadece medyasını değil, onu yaratan çalışanları da “satmış”, ama neyse ki onlara hakkını helal etme yüce gönüllülüğünden de taviz vermemişti! Eh, karşısında bunca şakşakçı çalışan varken hangi patron “benim bunların üzerinde hakkım var” demez ki!

Aydın Doğan elindekini satıp alkış ve gözyaşları eşliğinde İkitelli’den ayrılırken, huzurlu bir emeklilik hayatı sigortasını da kapmış olmanın rahatlığı içindeydi. Peki, aynı şey onun arkasından gözyaşı döken gazeteciler için de geçerli mi?

Eski patrona veda partisi düzenleyen Doğan Medya emekçileri, yeni patrona “merhaba” partisi düzenleyecek mi, göreceğiz. Elbette böylesi bir partiye eski Doğan Medya’nın kaymak tabakası ve yeni Demirören’in kaymakçı namzeti eşik bekçileri dünden hevesli. Sonuçta “köklü bir aile” giderken, başlarına başka bir “köklü aile” geliyor. Patrona saygıda, sevgide kusur etmek olur mu?

Demirören Medya’sında kalabilenler, Aydın Doğan’ı çok sevdikleri gibi Demirören’i de çok seveceklerdir. Gitmekten, gönderilmekten, atılmaktan, tenzil-i rütbeden ödü kopanların, çalıştıkları plaza dışında bir hayatı, meslek icra etmenin başka mecraları olduğunu tahayyül bile edemeyecek kadar, Marx’ın kavramsallaştırmasıyla söylersek, emeğine yabancılaşanların sevmekten başka çaresi olabilir mi?

Doğan Medya işçilerinin eski patronlarını “Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş” dizeleriyle yolcu etmesinin yeni patron tarafından nasıl değerlendirileceğini yakında göreceğiz, ama bir uğurlama şarkısı da biz çalalım. Mahsuni’nin dizeleri ve Selda Bağcan’ın sesiyle…

Uzaktan yakından yuh çekme bana
Sana senin gibi baktım ise yuh…
Kuvvetliyi sevip zayıf ezmedim
Namussuza boyun büktüm ise yuh
Yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
Memlekete kıyanlara
Yiğitlere kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara yuh.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI