Aydın Selcen
Aydın Selcen

Paketleyen, dövüşken devlet

Çarşamba, 4 Nisan, 2018
Rusya ve İran, yaptıkları sınır ötesi işlerden ötürü ABD’nin başını çektiği Batı’nın hedefinde. Biz, bu ikiliyle zirve yapıyor, Putin’le nükleer santral temeli atıyoruz. Sınır ötesi serüvenleri sürdüreceğimizi de önceden duyuruyoruz. Sanırım özgüvenimiz, haritaya bakıp gayrimenkul değerimizin paha biçilemez olduğu ve her daim öyle kalacağı sonucuna varmamızdan kaynaklanıyor.

Başı dik yürüyen, sözünü dinleten devlet olmak imgesi kamuoyunda benimsendi. “İmge” terimini özellikle seçtim. Ana muhalefet de bu anlatının peşine ve o dolayımla gerçeğin ötesine düştü. Oysa, diplomasinin etkin kullanımının da bir saygınlığı vardır. Üstelik o saygınlık, hem daha hesaplı, hem daha zariftir bıçkınlıktan. Hem de daha sürdürebilir.

Ülkelerin sınırlarını savunmak için ordusu, o ordunun gereken durumda kullanılacak Özel Kuvvetleri olmaz mı? Devletlerin istihbarat toplama, değerlendirme, istihbarata karşı koyma ve yurtdışında operasyon yapma görevleri olan ulusal teşkilatları olmaz mı? Tabiatıyla olur. Ama herhalde ülkelerin dışişleri bakanlıkları da vardır.

Hatta dış siyaset ve savunma için “régalien” görevler der hani firenkler. Yani ulusal egemenliğe dayanan anlamında. Bir zamanlar “devletin kanun dışına çıkmasından” söz edilirdi. O zaten “derin devlet” denilen safsata: Yasayla silah kullanma yetkisi alanların (ordu, polis, istihbarat) kendilerinde bir nevi “halaskar zabitan” yetkisi görmesi ve yerleşik “cezasızlık” kültürü.

Pekiyi ya kanun dışına çıkılması durumu siyasi talimatla oluyorsa? Lafza bakarsak, OHAL dahi anayasayla uyumlu olmak zorunda. Yahut istihbarat teşkilatı uhdesinde “kara operasyonlar” (“black/clandestine ops”) örnek verilebilir. Kara operasyonlar, karanlık operasyonlara dönüşmediği takdirde. Ve bağımsız medya ile yargının olduğu hallerde.

Hiçbiri yoksa, “haydut devlet” diye bir kategori de var. Bir de işin asker/güvenlik bürokrasisi-sivil dengesi boyutu. Bir ülkeyi kuranlar yeraltından geliyorsa, demokratikleşmiş ülkelerde ondan kalan tortu ve eski şebekeler (Mitterand?) yahut otoriterleşmiş olanlarda al takke-ver külah sistemler (Cezayir?). Bizimki sanki hem ikisinin arasında bir yerde hem daha melez, ama hiç alışılmadık, görülmedik de değil.

Güncele dönersek, Putin’in Rusya’sı Kırım’ı ilhak etti, Ukrayna’nın doğusu Donbas’ı fiilen kopardı, daha önce içeride Çeçenistan’ı dize getirip, küçük komşu Gürcistan’dan Abhazya ve Güney Osetya’yı tıraşlayarak ders verdi. Halen de tüm oligarkların para kasası özelliğini koruyan İngiltere’de siyasi suikastler yapıyor, başta Almanya ve AB de Rus doğal gazına bağımlı.

Putin seçimi “Rusya benim” diyerek kazandı. Rusya’da medya yok, muhalefet yok. Yolsuzluk diz boyu. Yaptırımlar ülke ekonomisini daralttı. Daralmaya yanıt verecek üretimi de yok Rusların, doğalgaz ve petrolden kasa rahatlığı yaratma devri bitti. Bağımlılık karşılıklı. Almanya, Ukrayna değil.

Biz de Suriye’de önce Fırat Kalkanı sonra Zeytin Dalı’nı Rusya’nın yeşil ışığını devşirerek yaptık. Idlip’in denetimimizdeki batı şeridi buna karşılık “katli vacip” cihatçı çöplüğüne dönüşüyor. Tel Rifat/Minnag koridorunda uzlaşı sağlandı sanarken, Rus ve Suriye birliklerinin takviye yaptığını öğrendik. Benzer biçimde Münbiç’te ABD ve Şengal’de de Irak güçlerinin tahkimatının sürdüğü anlaşılıyor.

Askeri tarafta geriye on yıllardır bildik Kuzey Irak’ı havadan bombardıman etmek seçeneği kalıyor ki o da kullanılıyor. Tel Rifat, Münbiç ve Şengal’de ise çatışmaya girmek veya en tepeden Cumhurbaşkanı’nın Putin, Trump ve Abadi’yle yürüteceği temaslardan uzlaşıya varması diğer olasılıklar. Her uzlaşının bir bedeli olduğu, olacağı da (hariciye ağzıyla) “izahtan vareste”.

Son çare artık “o eski Türkiye’nin olmadığını” yedi düvele duyuracak halkla ilişkiler kampanyasının bir başka boyutu olarak istihbarat operasyonlarını devreye sokmak. İstihbaratın siyasallaşması ve askeri harekatlara önceden kesin çizgilerle belirlenmemiş siyasi hedefler olmadan girişilmesi (“mission creep”) özellikle kaçınılması gereken sakıncalar. Bizdeyse, aksine amaçlanan zaten bu.

Kosova’dan adam kaldırmak, Süleymaniye’de çuvallayıp (çuval deyince mahut “Çuval Vakası” da aynı kalemdendir) adam kaptırmak, Almanya’da camilere istihbarat toplama işi vermek, heves edilen ve vehmedilen daha neler neler. Trajediden vodvile tatlı bir kaçamak gibi. Kayıtlı olmayan ama tüm tarafların bildiği oyunun kurallarını çiğnemeyi, zincirleri kırmak sanmak.

Bir yönüyle köyden indim şehre vaziyeti. Züccaciye dükkanındaki fil diplomasisi. Yarınlar olmayacakmış gibi haramzade, hovarda kafasıyla elde, avuçta ne varsa kumar masasına sürmek. İnönü, Atatürk’le aralarındaki farkı, kendinin sonuçtan yüzde doksan emin olduğunda, Atatürk’ün ise yüzde on olasılık gördüğünde hamle yapması olarak anlatırmış.

Böyle bakınca kuşkusuz heyecan verici olan Atatürk’ün yaklaşımı. Hele geride bıraktığı, tüm yıkma çabalarına rağmen ayakta duran cumhuriyete bakınca. Ya son günlerde iade-i itibara mazhar olan Enver? Tannenberg orada, Sarıkamış burada. Demek tek başına cüret, zafer getirmiyor. Masa başında yeterince zaman geçirmemenin faturası sahada ağır çıkıyor.

Özcesi, Rusya ve İran, yaptıkları sınır ötesi işlerden ötürü ABD’nin başını çektiği Batı’nın hedefinde. Biz, bu ikiliyle zirve yapıyor, Putin’le nükleer santral temeli atıyoruz. Sınır ötesi serüvenleri sürdüreceğimizi de önceden duyuruyoruz. Sanırım özgüvenimiz, haritaya bakıp gayrimenkul değerimizin paha biçilemez olduğu ve her daim öyle kalacağı sonucuna varmamızdan kaynaklanıyor.

Kulak veren olmaz da, ben şu eski şarkıyı mırıldanayım: “zamanla yalnızlık başlar / yola çıkar pişmanlıklar.”


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI