İttifak arayışları: Hesaplar, imkanlar, zorluklar

Çarşamba, 4 Nisan, 2018
İktidar, "zayıflık alameti" olarak sunulmaya çok uygun olan ittifak ihtiyacını, önce kendisi açısından tartışma konusu olmaktan çıkarttı, sonra da muhalefetin korkusu (kompleksi) haline çevirebildi. CHP'yi "suçluluk", İyi Parti'yi "yetersizlik", HDP'yi "yalnızlık" duygusuyla sıkıştırdı. Böylece muhalefet partileri, ittifak tartışmalarının "mahcup" tarafı haline geldi, kendi güçsüzlüğünü ittifakla çözmeye çalışan iktidar karşısında "güç birliğinden utanan" bir muhalefet oluştu.

“Cumhur ittifakı” sonrasında partilerin işbirliği seçenekleri siyaset gündeminin birinci sırasına kalıcı olarak yerleşti. İttifak yapanlar da, ihtiyacı olmadığını açıklayanlar da, yan yana durma listeleri oluşturanlar da tartışmanın dışında kalamıyor. Yüzdelerden bahsedilmeden siyaset konuşulamıyor. Aslında, koalisyonları bitireceği iddiasındaki anayasa değişikliğiyle bu yolun bir mecburi istikamet olacağı belliydi. Sonrasındaki bütün gelişmeler ve büyük ölçüde iktidar tarafından belirlenen siyaset gündemi de, girilen bu yolun bütün çıkışlarını kapattı. Siyasete derinlik kazandıracak başka türlü bir gündem oluşturmak için hâlâ şans olsa da, ana siyasi aktörler çoktan verili koşulları kabullenip dört işlem yoluyla denklem kurmaya yönelmiş gibi. İster erken ister zamanında olsun, seçime kadar sayısız ihtimal, basit-karmaşık hesap üzerine kurulu bir gündem izlenecek. Ankara kulislerini tamamen ele geçirmiş bu gündem, yavaş yavaş evlere, kahve sohbetlerine doğru da yayılıyor. Dolayısıyla, bu hesapların kurulduğu alana, imkanlar ve zorluklar açısından bakmakta yarar var. Elbette bu tablo seçime kadar birkaç kez daha güncellenmek zorunda.

“Dört işlem siyasetine” taraf olan aktörleri gruplandırırsak kabaca iki kategori önümüze çıkıyor. Birinci grupta, durumunu koruma ihtiyacını öne koyan, hesaplarını da, başarı kriterlerini de öncelikle eldekini tutmak şeklinde belirleyenler yer alıyor. AKP, CHP ve HDP bu grubun partileri. Performansa, eldekinden fazlasına ve elde ne olduğunu göstermeye ihtiyacı olanlar ise ikinci grupta: MHP, İyi Parti ve Saadet. Bu iki kategorinin ihtiyaçları, endişeleri ve dolayısıyla hesapları da farklı. Ancak, ittifak ve işbirliklerinin çıkarları farklılaşan bu iki gruptan aktörler arasında yapılması bir zorunluluk. Çünkü, aynı grupta yer alan partilerin meseleyi kendi aralarında çözmeleri, ya imkansız ya da istenen sonuç için yetersiz. Birinci grupta; AKP, en son seçimde aldığı oya yakın bir sonuca eklenecek desteği yeterli görüyor; CHP ana muhalefet pozisyonunu koruduğu sürece diğer muhalefet aktörlerini bir şekilde toplama katabileceği inancında; HDP de çıtayı, baraj üzerinde kalabilme ve bunu sandıkta koruyabilmeye koymuş durumda. Bu gruptaki aktörler, ittifak hesaplarına sadece toplama işlemiyle yaklaşıyorlar. Diğer grup için ise, toplama yetmiyor, çarpma (MHP için biraz da bölme) işlemi gerekiyor.

İttifak tartışmalarının ve hesaplarının odağında, mevcut durumun devamını yeterli göremeyecek ikinci grup aktörler: MHP, İyi Parti ve Saadet Partisi. MHP, AKP ile kurduğu ittifaktan maksimum faydayı sağlayacak bir çarpan etkisi ve iktidar nimetleri ile ilgili olarak da yeni bir bölüşüm planı bekliyor. İyi Parti’nin Meral Akşener’in cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun ortak adayı olmasına dayalı temel stratejisi de, siyasi rol açısından geometrik bir sıçramayı gerektiriyor. Ancak, İyi Parti bu özel sonucu yaratacak koşullar yanında, iktidar alternatifi haline gelebilmek için dikkat çekici bir oy oranı da göstermek zorunda. Saadet Partisi’nin de etkili muhalefet alternatifi haline gelebilmek için benzer bir skor gösterisine ihtiyacı var. Bu ihtiyaç örtüşmesi, en güçlü ittifak alternatifi olarak İyi Parti ile Saadet Partisi işbirliğinin bugünlerde çok konuşulmasına yol açıyor. Ancak, Saadet Partisi’nin Temel Karamollaoğlu’nun “Diyarbakır’da Barış Toplantısı” çağrısında da görüldüğü üzere, dindar Kürt oyları konusundaki beklentisi bu birliktelikle çok örtüşmüyor. Ayrıca, bu birlikteliğin destek coğrafyası fazla dağınık olacağı için milletvekilliği veya belediye başkanlığı kazanma performansı da hayli düşük olabilir.

İttifak hesaplarında en çok dile getirilen ve daha çok CHP çevrelerinde konuşulan diğer formüller ise, duruma ve alana göre değişkenlik gösteren “paylaşımlar” şeklinde. Yerel seçimlerde her şehir için ayrı ayrı değerlendirilecek bölüşmelerden ve farklı taktiklerden bahsediliyor. Mevcut seçim takvimine göre yerel seçimler önce yapılırsa, genel performans gösterme ihtiyacı olan İyi Parti ve Saadet’in, CHP ile yapılacak bir ittifak sonucunda birkaç belediye uğruna toplam oy oranında düşmeye razı olması o kadar kolay değil. Seçilme garantisi olan yerlerde CHP teşkilatlarının da sandalye boşaltma konusunda çok hevesli olmayacağı ortada. Bol oylu merkezlerin ikram edilmediği bir ittifak İyi Parti’ye, tersi de CHP’ye yaramıyor. Ayrıca HDP tabanının açık, örtülü veya fiili desteğinin denkleme girdiği merkezlerde oluşacak alerjiler de hesaplanmak zorunda. Saadet ve İyi Parti ittifakında ise, dağınık coğrafya seçmenin “kazanabilme şansından” etkilendiği yerel seçimlerde daha çok oy kaybı demek olabilir. Genel seçimde ise, her parti için farklı bir ittifak stratejisi kurmak zaten mümkün değil. Çünkü, yasa resmi ittifakların seçim çevrelerine göre farklı oluşturulmasına izin vermiyor; filli ittifak formülleri de, oy oranı göstermek isteyen – zorunda olan- partilere hiç uygun değil.

İttifak tartışmalarına taraf olan aktörlerle ilgili yapılabilecek bir başka gruplandırma da, meseleye genel bir strateji olarak yaklaşanlar ile mahcup taktikçiler şeklinde olabilir. Birinci gruba, iktidar partileri AKP ve MHP ve ittifak tartışmalarına komplekssiz katılan Saadet Partisi’ni koyabiliriz. CHP, İyi Parti ve HDP ise çeşitli benzer ve farklı gerekçelerle ittifak meselesini açık bir stratejik konu olarak ele almaktan kaçınıyor. İktidar, “zayıflık alameti” olarak sunulmaya çok uygun olan ittifak ihtiyacını, önce kendisi açısından tartışma konusu olmaktan çıkarttı, sonra da muhalefetin korkusu (kompleksi) haline çevirebildi. CHP’yi “suçluluk”, İyi Parti’yi “yetersizlik”, HDP’yi “yalnızlık” duygusuyla sıkıştırdı. Böylece muhalefet partileri, ittifak tartışmalarının “mahcup” tarafı haline geldi, kendi güçsüzlüğünü ittifakla çözmeye çalışan iktidar karşısında “güç birliğinden utanan” bir muhalefet oluştu. Yukarıda biraz özetlemeye çalışıldığı gibi, taktik bir mesele olarak, parçalı ele alınan ve kapalı yürüyen ittifak fikirlerinin muhalefet açısından etkili sonuçlar üretmesi pek kolay görünmüyor. Tam tersi, tıpkı iktidarın yaptığı gibi açık bir stratejiye dönüştürülmüş geniş bir ittifak tartışmasının imkanları daha fazla. Üstelik, bu konuda seçmen siyaset profesyonellerine göre çok daha gerçekçi.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI