Gülgün Türkoğlu Pagy
Gülgün Türkoğlu Pagy
  • gulguntp@yahoo.com

TBMM Başkanı'na açık mektup

Pazar, 1 Nisan, 2018
Tiyatro tüm sanatların mabedidir. Şarkı söylenir, şiir okunur, mitlerde, dinlerde anlatılan personalar üzerinden ilkeler anlatılır tiyatro sahnesinde. Görünmez olan görünür kılınır. Seyirci ile bütünleştiği yerde katarsis/arınmadan bile söz edilir. İnsanın kendisi ile yüzleşmesine yardımcı olur.

Sayın Kahraman,

Sizi tebrik ederek satırlarıma başlayayım. Zekisiniz, şaşırtmayan bir hesapçılıkla, bir taşla iki kuş vurdunuz. Bravo doğrusu!

Hem kadın hem sanat nasibini aldı kısıtlamanızdan. Haklısınız ikisi de tehlikeli. Sınırlanamayacak yegâne gücün, kusursuz özgürlüğün yani sanatın bağrında kadın bedeni, nasıl da tehlikeli! Yazık! Oysa, ferdî hikmetin ta kendisi! Bireysel özgürlüğün nefes aldığı cennet bahçesi.

Siz, hiç, bir sanatçıyı eserini yaratırken izleme fırsatı buldunuz mu Sayın Kahraman? Hani o özgürlüğün doruğunda, yaradanın nefesinden aldığı ilhamla eserini yarattığı anda. Sanatçının,  görünmeyeni görünür kılabildiğini anladığınızda süzülmüş, mahcup bir damla var mıdır yanağınızın anılarında?

Kutsal kitabı ne yapacağız Sayın Kahraman? Hz. Davud’a, Rabbe dansla, çalgı ile müzikle hamd et dendi Mezmurlar’da. Mevlâna bu nedenle dans etmiş olabilir mi sizce? Yoksa yakında o da mı yasaklanır aniden bir gece?

Mevlâna demişken, “Kadın, Hak nurudur, sevgili değil; sanki yaratandır, yaratılmış değil” diyen de oydu değil mi? Neredeyse bin sene geçti üzerinden Sayın Kahraman, tüm dünya tanıyor artık onu. Gavur diye tepeden bakılanlar, peşinden koşuyor öğretisinin, onlar anladı kıymetini kelâmındaki hikmetin, olamayacağını bir başka türlü tevhidin.

Ben bilimden umutluyum, özellikle genetikten. Yakında, kadınlar için, sokağa çıkınca görülmeyen bedenler yaratacaklar sanırım, bir katkıları olsun diye İslâm alemine. Sen sağ ben selâmet; böylece, hatırlatmayacağız nefslerinin seviyesini erkeklere.

Sayın Kahraman, kadını bir bedene indirgeyerek aşağılayanlarla, derdi emmare düzeyini aşamayanlarla, Fecr Sûresinin 27-30 ayetlerini konuşmayı isterdim. Dilerdim ki, İslâm alemi emmare, levvame, mülhime nefs seviyelerini geçtikten sonra, yukarıdaki ayetlerde sözü edilen mutmainne seviyesindeki insanı konu etsin bir kez de. Niçin tekâmül edemediğini, sahiden kendisine dert eden vaizler tanımış olmayı da dilerdim. Bu ayetlerde, öncekilerin değil, ancak mutmainne nefs ehlinin Rabbi’ne dönüp Allah’ın rızasını kazananlar olduklarını anladığında, bağrı yangın yerine dönenleri örneğin. Benden iyi bilirsiniz “fe udhulî” “artık gir” demek değil midir? Artık yetmez mi, “bir dur” denilemez mi yasaklayan, kısıtlayanın kendi nefsimiz dışındaki her şeye yetişmesine? Başörtülü kızları sahneye çıkarmayanlarla aynı taraftan oldunuz desenize!

Hz İbrahim ile aktarılan mesajı okuyamayan, anlamayan emmare düzeyi nefsini nasıl terbiye edebilsin? Hz. İbrahim dedik mâdem, tam da kendisinden sadır olabilecek bir sual de edelim: Boş tekrarlara başvurmadan, bilim, sanat, felsefe gibi her alanda geri olmamızı nasıl açıklardınız acaba, Sayın Kahraman? Din anlayışımızın aynen bu alanlardaki gibi nâkıs olma ihtimali yok mudur acaba? Ortaçağ karanlığını aşan batı, dini değil, din olarak dayatılanı alt ederek muzaffer çıkmadı mı zulmetten? Hemen ardından sanatın, felsefenin, bilimin önünün açılması basit bir tesadüf müdür sizce?

Tiyatro tüm sanatların mabedidir. Şarkı söylenir, şiir okunur, mitlerde, dinlerde anlatılan personalar üzerinden ilkeler anlatılır tiyatro sahnesinde. Görünmez olan görünür kılınır. Seyirci ile bütünleştiği yerde katarsis/arınmadan bile söz edilir. İnsanın kendisi ile yüzleşmesine yardımcı olur.  Epik tiyatro ise başlıbaşına ayrı bir şölen… Bu zenginlikte, göz nasıl olur da, kadın bedeninden başka bir şey göremez Sayın Kahraman!?

Sizinle bir Tarkovski filmi izlemek isterdim. Tiyatroyu, böylece tüm sanatları mabedinden dış mekâna çıkaran sinemanın, tartışmasız en iyi yönetmenlerindendir Tarkovski. Bu sanatçı, Tanrı’sız sanata inanmadığını söyler bilir misiniz? Der ki “Filmlerim insanları Tanrı’ya yönlendiriyorsa ne mutlu bana.” Onun şu meşhur 1+1=1 sahnesini, Allah’ın Ahadiyeti, Samedaniyeti, Vahdeti üzerinden konuşup zevk etsek sizinle Sayın Kahraman! Sonra, bizde niçin Recep İvedik filmlerinin gişe rekorları kırdığını irdelesek beraberce.

Bir bilgeden duymuştum: “Rahmet yağar, aynı yağmur yılanın ağzında zehir, istiridyenin içinde inci olur” Yoksa yağmur her yere yağmıyor mu Sayın Kahraman? Kuruduk; zevksiz, kindar, asık suratlı, neşesiz olduk; köşeye sıkıştırıldık; din-i-dar olduk. İmdat Ya Rabbi!

Sanatçılar, mülhime mertebesinin müdavimlerindendir; sanatçı, yaratıcı dehasıyla doğrudan ilişki içinde olduğu Rabbi ile yaratıma geçendir denir. Sayın Kahraman, insanların Rableriyle aralarına girmeyiniz.

Hürmet, merhamet ve muhabbet dileklerimle.


Gülgün Türkoğlu Pagy kimdir?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji mezunudur. University of London King’s College’da yüksek lisansını tamamladıktan sonra National Rivers Authority ve Anglian Waters’da biyolog olarak görev yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra özel kuruluşlarda Ar-Ge alanında uzman olarak çalışmış, yöneticilik yapmıştır. Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü, Tıp Fakültesi ve CNRS Paris ortaklığında yürüttüğü doktorası insan genetiği üzerinedir. Avrupa birinciliğini kazanan Bio-Ace Centre of Excellence başvurusunu yürüten iki kişilik ekiptendir. Bir süre bu projenin müdürü olarak görev yapmıştır. Düşünüyorum Dergisi yazarlarındandır. Felsefe ve Kadın Sorunları üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI