Aydın Selcen
Aydın Selcen

Macron, Trump, Erdoğan

Pazar, 1 Nisan, 2018
Diplomasinin hezeyan ve militantizm sevmediğini belki tekraren not düşmek gerek. Fransa ve ABD’nin, Türkiye’yle bizim oturduğumuz yerlerden ayrıntılarına vakıf olmadığımız, Suriye özelindeki askeri ve istihbari işbirliği ortaklığından memnun oldukları ve bu işbirliğini en azından şimdilik vazgeçilmez buldukları ortada.

Fransa ile ABD’yi, Macron ile Trump’ı, gerek sıklet gerek diplomasi gelenekleri bakımından birbirleriyle aynılaştırmamakta yarar var. Suriye’de, kurumsal olarak Avrupa Birliği’nin (AB), diğer iki büyük Avrupa gücü Britanya ve Almanya’nın ortada gözükmediğini hatırda tutmakta da.

Artık ülkemizi en uzun süre yönetmiş lider ünvanını da alan Erdoğan’ın söylemine şaşırmış gibi yapmanın da anlamı yok. Sayın Cumhurbaşkanı, sürekli file önünde oynamayı seven bir tenisçi gibi. Örnekse, anamuhalefet liderini aynı ölçütle değerlendirirsek, bekleyelim ki Sayın Kılıçdaroğlu servis kullansın, onunsa çizgiden ayrıldığını görmek pek olası değil.

Tüm genellemeler gibi geçerlilikleri ancak öne süreni bağlayacak bu genellemeleri yaptıktan sonra Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un SDG heyetini kabülü, ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme açıklaması ve seçim kampanyası giderek ivmelenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunlara tepkilerine bakalım.

Suriye Cumhurbaşkanı Esat, Şanzelize’de askeri geçit törenini izlerken (14 Temmuz 2008)

Diplomatik açıdan Trump ile Macron’un Suriye çıkışları birbirlerinin adeta tam ters kutbu. Trump, Ohio’da kendi taraftarlarına konuşurken, kendi yönetim takımını boşa düşürerek, ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklıyor. Macron, çerçevesi belirli bir diplomatik kabülde Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) destek iradesi beyan ediyor.

Aslında, Erdoğan’ın Varna’daki AB toplantısında verdiğine benzer biçimde, bizatihi SDG heyetinin Elysée Sarayı’nda fotograf çektirmesi verili anda diplomatik başarı. Üzerine gidip, Macron’un açıklamalarını deyim yerindeyse “köpürtmeleri” ise herhalde Erdoğan’ı Fransa’ya karşı kışkırtmak amacı güdüyordu –ki amaç hasıl oldu denilebilir.

“Sen ne dersin” diye sorarsanız, “diplomatik amatörlük” derim. Zira, bu konuda temel almamız gereken Elysée açıklamasında tüm unsurlar ince ince işlenmiş. Öyle ki, haddim olmayarak genç hariciyecilere ev ödevi olarak bu açıklamanın yazılış biçimini ve içeriğini mesleki gelişim bakımından incelemelerini önerebilirim.

Sözkonusu açıklamada, iki işlem cümlesi var. Biri, SDG’ye Fransa’nın destek güvencesine dair: “özellikle Suriye’nin kuzeydoğusunun istikrarı için”, “kapsayıcı ve dengeli bir (yerel) yönetim kapsamında”, “DAEŞ’in yeniden ortaya çıkmasını önleme amaçlı” “Suriye’de siyasi çözüm beklentisi içinde”.

Diğer, kıyamet koparan cümlede de Cumhurbaşkanı Macron’un “Fransa ve uluslarası topluluğun yardımıyla, SDG ile Türkiye arasında bir diyalog kurulabilmesini arzu ettiği” belirtiliyor. Gerisi çerçeveye dair: “SDG heyetinin yarı yarıya Kürtler ve Araplardan oluştuğu”, Macron’un konuk heyete “Fransa’nın PKK ile mücadelede Türkiye’nin yanında yer aldığı” ve “SDG’nin PKK ile hiçbir operasyonel bağının olmayacağı taahhütünü not ettiği” gibi.

Maktul Libya Cumhurbaşkanı Kaddafi, Elysée Sarayı’nda (7 Aralık 2007)

ABD Başkanı Trump’ın çekilme açıklaması üzerindeyse bu denli durmaya, okumaya çalışmaya hacet yok. Kendi seçmenine ayaküstü yapılmış bir niyet beyanı. Ancak önemli olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, muhatabıyla zaman yitirmeden kısa aralıkla ikinci telefon görüşmesini yapmış olması. Cumhurbaşkanı’nca kamuya duyurulduğu üzere, Rusya Devlet Başkanı Putin ile kurduğuna benzer biçimde, tepeden ve doğrudan iletişim kanalının Türkiye-ABD ilişkilerine yön vereceği anlaşılıyor.

Ankara’nın, Trump’ın kurduğu yeni takımın oluşumunu (Bolton ile Pompeo’nun görevlendirilmesi ve Kelly’nin ayrılıp, kadrosunun muhtemelen münhal tutulacak olması) ikinci planda tuttuğu yahut önemsemediği, buna karşılık, ABD’nin Suriye’den çekilme niyetini somut eyleme çevirtme çabasında olduğunu varsayabiliriz. Nasıl? SDG yerine Münbiç ve Fırat’ın doğusunda SDG’nin yerine TSK’yi ikame ederek.

Bu defa yer değiştirip, ABD tarafından bakarsak, Ankara’nın teklifi neye karşılık çekici gelebilir? Hedef tahtasına konulan İran’a karşı sağlam durmak hatta etkin işbirliği ortaklığına. Olası mı, olanaklı mı? Buradan bakışla cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin kamuoyu yoklamalarına, oradan bakışla Trump’ın konumuna ve kamuoyu desteğinin durumuna bağlı denilebilir.

Suriye Kürtlerinin (belki PYD/PKK’nin) tutunacak bir dal arayışında olduğu da görülüyor. Suriye, Irak ve Türkiye sınırları değişmiyor, değişmeyecek. Anımsayacaksınız IŞİD’in ilk işi şu ünlü Sykes-Picot çizgisini yok etmekti. Şimdi IŞİD’in yenilmesi de sınırların kalın biçimde yeniden yerlerine çizilmesi de demek. PYD, bu gerçekliğin ayırdına vararak, günün sonunda Şam’la masaya oturmak ve ulusötesi boyutunu geri plana itmek zorunda.

Ülkemiz için ise, yalnızca yükselen enflasyon ve ABD Doları temelinde azalan ücret rakamlarına bakmak, ucu açık askeri maceralarımızın faturasının nerelere dek uzanacağını yeterince anlatıyor. Söz konusu askeri serüvenlerin, asker-sivil siyasal dengesi ve üzerini örtsek de ortadan kalkmayan Kürt meselemiz üzerindeki etkisi ise asıl tartışma konumuz olmalı ama oraya gelemiyoruz maalesef.

Son olarak, diplomasinin hezeyan ve militantizm sevmediğini belki tekraren not düşmek gerek. Fransa ve ABD’nin, Türkiye’yle bizim oturduğumuz yerlerden ayrıntılarına vakıf olmadığımız, Suriye özelindeki askeri ve istihbari işbirliği ortaklığından memnun oldukları ve bu işbirliğini en azından şimdilik vazgeçilmez buldukları ortada. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçim nutuklarındaki sert söylemini görülebilir gelecekte duymazdan gelmeyi sürdürmeleri beklenir.

*Esasen dünkü Gazete Duvar’da iki yetkin kalemden önce Fehim Taştekin’i, sonra dönüp Ahmet Murat Aytaç’ı okumak nerede durduğumuzu, hem coğrafya hem tarih açılarından gayet iyi özetliyor.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI