Cihangir İslam
Cihangir İslam

Dinin Güncellenmesi (3): Topyekûn buhran

Pazar, 18 Mart, 2018
Dünyada bugün otoriterliğe doğru seyreden belki de anlamsız bir faşizme doğru evrilebilme potansiyeli taşıyan sistemin bu yönelimini ilk keşfedenlerden biri AK Parti daha doğrusu Erdoğan oldu. AK Parti’nin ya da Erdoğan’ın bu siyasi davranışı da tıpkı kurulduğu günlerde olduğu gibi -İslam değil- Batı referanslıdır.

Cumhurbaşkanı’nın konumuz olan beyanındaki siyasi anlamın devlet siyasetini ilgilendiren ayağı yanında bir de AK Parti Genel Başkanı olarak “Erdoğan siyaseti”nin kurgusunu ilgilendiren ayağı var. Bu kısımda, ilk bölümde alıntıladığımız iki beyanın mütekellimleri, içerikleri ve kullanılan dillerdeki farklılıklar önem kazanıyor. Erdoğan’ın cümleleri doğrudan Erdoğan tarafından sarf edilmesi yönüyle taşıdığı önem bir yana içerik sade bir vatandaşın anlayacağı kadar da berrak. Gündelik dil kullanılmış. Yalın. İçerik geleneksel Sünni dindarlar dışında kalanların yani AK Parti’ye en azından geleneksel Sünni dindarlardan daha uzak kesimlerin bir şekilde hoşlarına gidecek temalara da sahip. Bir yönüyle bu işe kafa yoran dindar kesimin okumuşlarını kapsama alanına dahil ediyor. Diğer yandan resmi ideoloji tarihselliği içerisinde dine ama özel anlamda İslam’a karşı otoriter ve mürebbi tutumun özlemini çekenlerin de iştahını kabartır nitelikte.

Kalın’ın açıklaması ise Erdoğan tarafından dillendirilmemesi nedeniyle eşdeğer bir sansasyonel etkiden yoksun. Bir bürokrat tarafından usulen yapılmış sıradan bir açıklama izlenimi veriyor. Bu tonda. Kullanılan dil İslami ıstılah ve kalıplar içeriyor ki bunun İslam literatürüne ilgi duyanlar haricindekiler tarafından anlaşılması, en azından kavramsal düzeyde anlamlandırılması, muhakemesi ve tarihsel tartışma içerisinde nerelere dokunduğunun fark edilmesi zor olabilir. Burada verilen mesajlar geleneksel Sünni kesime veya umuma yönelik teskin edici mesajlar gibi duruyor.

POPÜLİZM VE BAŞARI

Baştan sona bilinçli bir tercih veya kurgu olmasa bile bu olayların geneli parti siyaseti açısından bakıldığında son derece popülist ama başarılı bir siyaset şeklinde değerlendirilebilir.

Sonuçta ortaya çıkan anlamın spektrumu oldukça geniş. Bu toplamdan her zaman olduğu gibi her kesim arzu ettiğini, hissesine düşeni, işine geleni ya da beğendiğini çekip alabilir. Dileyen “öyle dememiş”e yaslanır dileyen de “reformcu ama şimdilik tabanı küstürmek istemiyor” sonucuna ulaşabilir. Elbette bu ikisi arasına ton farkıyla yerleştirilebilecek anlamları çıkartmak da muhataplara kalmış vaziyette. Toplumumuzda çelişki dediğimiz sonuç en az tutarlılık nispetinde geçerli bir sonuç olarak kabul gördüğünden pratikte herhangi bir sorun yok. Müsterih olun.

Yine herkes dilediğini anlayacak.

GENEL BİR GÜNCELLENME

Yöntemi haklılandırılmış bir zemine oturtmak ve gerekçelendirmek kaydıyla kendi mecralarımızda güncellenmek aslında her birimiz için etik bir zorunluluk. Yakın tarihimizden olayın geneline baktığımızdaysa güncellenme denen süreç sadece ve daima evcilleştirilmesi yani medenileştirilmesi düşünülen dindar kesime önerilen bir tutum. Bugün önem kazanan şey bu tutumun konuyu gündeme getiren zat-ı muhterem tarafından zımnen onaylanmış sayılması. Bu nokta bizleri başa döndürüyor.

Bu tartışmaların en başına.

Güncellenme konusunun ciddi ve köklü bir şekilde ele alınması hayati bir öneme sahip. Tabiidir ki bu hayati önem hepimizi kuşatmalı ve her geleneği teşrih masasına yatırmalı. O halde konuyu mevcut sorunsalı genişleterek daha doğrusu genelleştirerek ele almak ve kuşatıcı bir soru haline getirmek daha doyurucu sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilir. Meseleye yerel ve küresel yönlerini ihmal etmeden yaklaşmayı elden bırakmamalı.

KÜRESELCİ AK PARTİ

Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının akabinde Milli Görüş içerisinden iki parti çıktı. Erdoğan etrafında toplananlar AK Parti’yi, Erbakan etrafında toplananlar ise Saadet Partisi’ni kurdular. AK Parti 2002 seçimlerinde -Saadet Partisi’nin aldığı yüzde 2.5 dışında- Milli Görüş oylarının hemen hemen tamamını alırken bir o kadarından fazlasını da bunun üzerine ekledi. CHP ile girdiği parlamentonun yaklaşık üçte ikisine hakim oldu. Küresel rüzgarı yakalamıştı, yelkenlerini bununla şişirerek dünya sisteminin Türkiye mümessilliğini üstlendi. Küresel kapitalizm ve modernleşme gibi konularda hegemonik Batı ile hiçbir sıkıntı veya sürtüşme yaşamadı. O günlerin yayınlarına bir göz atılırsa görülecektir ki ana akım medya dahil medya organlarının yaklaşık tamamının desteğini almıştı. İçerisinde ağırlıklı olarak İslamcı figürler vardı ancak parti siyaseti olarak hiçbir zaman İslamcı bir siyaset gütmedi. Bugünlerde de İslamcı değil devletçi, milliyetçi, muhafazakar bir parti kimliğinde. 2003 tezkeresine CHP ile dayanışma içerisine girerek ret oyu veren Milli Görüş kanadını da 2007 seçimlerinde büyük ölçüde tasfiye etmişti. Bugün Erdoğan’ın çevresinde kuruluş dönemi AK Parti’den hatta kurucular listesinden çok az kişi görülebilir.

Dünyanın birçok beldesinde bugün otoriterliğe doğru seyreden belki de anlamsız bir faşizme doğru evrilebilme potansiyeli taşıyan sistemin bu yönelimini ilk keşfedenlerden biri hem içeride hem de dışarıda AK Parti daha doğrusu Erdoğan oldu. AK Parti’nin ya da Erdoğan’ın bu siyasi davranışı da tıpkı kurulduğu günlerde olduğu gibi -İslam değil- Batı referanslıdır ve dünya sistemiyle farklı bir ritimde de olsa -çatışma değil- nihayetinde uyum içerisindedir. Otoriterliğe kayma dünya sisteminin geldiği noktada sistemin koruyucu bir dayatması, bir güvenlik supabı olarak da değerlendirilebilir.

AYNA

Dışarıyla ilişki bu şekilde kurulurken içeriyle ilişki fiili tek parti ve tek adam, parti devlet temaları üzerinden gidiyor. Bunlar da bize yakın tarihimiz içerisinde yabancı ve uzak kavramlar değil. Sanki tarih zihinlerde geriye sarılıyor, roller değiştiriliyor ve yeniden çiziktiriliyor. Geçmişin mefulleri yeni failler şeklinde rövanş almaya yönlendirilirken eskinin failleri olan yeni mefullere olgusal anlamda itiraz yollarının mantıksal açıdan tıkanmış olduğu gösteriliyor. İkinci grup tarihsel anlamda bir özeleştiri sürecine yanaşmadığı için sözleri kendileri tarafından sınırlandırılıyor. Küresel sistemin bu durumu da birincil dereceden bir sorun olarak görmediği açıkça ortada. Küresel sistemin koruyucu dayatması olarak nitelediğimiz yeni durum içeride AK Parti iktidarının otoriterleşmesini de teşvik ve tahkim ediyor. AK Parti’nin hem kuruluş aşamasında hem de on beş yıllık iktidarı döneminde dünya sistemiyle en yakın ilişkide olabilen parti olduğu da malum. AK Parti siyasi alanda üzerine düşeni doldurduğu gibi etrafa da taşıyor. Muhalefet bunalımının bunda payı büyük. Daha doğrusu en büyük pay topyekûn muhalefete ait.

AK Parti de muhalefet de buhrandadır.

(Devamı hafta içerisinde)


Cihangir İslam kimdir?

Sakarya'da doğdu. Ankara Üniversitesi’nde 1983'de Tıp eğitimini, 1990’da Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanlığını tamamladı. Minnesota Üniversitesi’nde Omurga Cerrahisi ve Klinik Araştırma eğitimi aldı. Ortopedi ve Temel Bilimler alanında yurtiçi ve yurtdışı ortamlarda yüzün üzerinde bilimsel makale ve bildiri yayınladı. Ayrıca İslami İlimler ve Felsefe Bölümlerinden de mezundur. Bilgi ve Düşünce Dergisi’nde ve Hece Dergisi’nde düşünsel içerikli makaleler yazmıştır. 7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 686 numaralı KHK ile Anayasa ve yasalara aykırı olarak kamu görevinden atıldı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI