Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Rusya’nın seçimi: Kırıklarla dolu insan hakları karnesi

Çarşamba, 14 Mart, 2018
Siyasi, idari, ekonomik amir devlet hayatın her alanında görünüyor; yokluğunun 90’lardaki travması akıllarda. Peki hayatında her alanında etkili olan devletin başarısı biraz da gücünün sınırında değil mi? Rusya böyle bir krizin ortasında; devlet nerede duracak, sınırı ne? Peki haklar ve özgürlükler, onlar ne olacak? Rusya’nın Seçimi dizisinin son yazsında Rusya denildiğinde yüklü eleştirilere sebep olan insan haklarını ele alacağız

-Homofobik misiniz?
-Hayır, değilim.
-Ancak, öyle dolduğunuzu düşünenler var. Bu konuda çok eleştiri alıyorsunuz. LGBTİ haklarına dönük düzenlemelerden siz sorumlu tutuluyorsunuz. Neden böyle bir düzenleme ihtiyacı hissettiniz?

Bu soruyu kendisine yönelten Oliver Stone’a uzun uzun bakıyor Vladimir Putin. Muhalif gazeteci/belgeselci Oliver Stone’la üç yıla yayılan röportaj serisinde böyle soru beklediği şaşkın olmamasından belli. Putin’in verdiği yanıt yazının devamında yer alıyor.

Ekonomik açmazlar, siyasi kaos Moskova’nın belirli alanlarda devlet desteğini artırmasıyla kendince tutturduğu kapitalist stili ve egemen demokrasisiyle aşılıyor. Rusya’da devlet görkemli, haşmetli ve güçlü. Bunu ülkenin yer noktasında hissediyorsunuz. Birey-devlet açmazını en iyi ifade eden örneklerden birisi Andrey Zvyagintsev’in Barents Denizi kıyısında geçen Leviathan filmi. Filmin kahramanın direnişi, siniklik, devlet kurumlarının yozlaşması, kirli iktidar ilişkileri ve insanın devlet karşısındaki önemsizliği bir evin istimlak edilmesiyle açık oluyor.

Siyasi, idari, ekonomik amir devlet hayatın her alanında görünüyor; yokluğunun 90’lardaki travması akıllarda. Peki hayatında her alanında etkili olan devletin başarısı biraz da gücünün sınırında değil mi? Rusya böyle bir krizin ortasında; devlet nerede duracak, sınırı ne? Peki haklar ve özgürlükler, onlar ne olacak?

Rusya’nın Seçimi dizisinin son yazsında Rusya denildiğinde yüklü eleştirilere sebep olan insan haklarını ele alacağız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye’yle başa baş ihlallere konu olan olay mahalline yakından bakalım.

HELSİNKİ NİHAİ SENEDİ’NDEN FEDERASYON’A: İNSAN HAKLARI KARNESİ

Soğuk Savaş’ta yumuşama döneminde (Detente) gündeme gelen en önemli konu başlıklarından birisi Avrupa’nın silah yığınağına dönmesi ve sınırların korunması sorunuydu. Nitekim söz konusu sorunları çözmek için 1973’te iki yıl süren konferanslar dizisine başlandı. Diplomatik zirveler Helsinki Nihai Senedi ile taçlandırıldı. Senedin Avrupa’da barış ve güvenliğin sağlanmasının yanında bir hedefi de demokrasi ve insan haklarının zemin kazanmasına katkıydı. Avrupa güvenliğiyle ilgili problemler birinci sepet, ekonomi, bilim, çevre ve teknolojide işbirliği ikinci sepet ve insan haklarının geliştirilmesi üçüncü sepeti oluşturuyordu. İnsan Hakları sepetinin Doğu Avrupa başta olmak üzere SSCB’nin dağılmasına katkısı olduğuna söylenebilir. İnsan Haklarının Pandora’nın kutusu olduğu iması da buradan geliyor.

Rusya Federasyonu, 1998’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) onayladı. Böylece hak ihlallerine dönük şikayetler için AİHM kapısı Rusya halklarına açıldı. Rusya AİHM’deki dosya sayısı ve ihlaller açısından 2016’ya kadar liderdi. Liderliği OHAL düzenlemeleriyle ihlaller destanı yazan Türkiye aldı. Ancak Rusya sıkı bir takipçi; ifade özgürlüğü, işkence, haksız tutuklama, gazeteci cinayetleri ve medyaya baskı Rusya’nın başını ağrıtan temel başlıklar. Yukos Davası da, Beslan Saldırısı da AİHM’e konu oldu. Devasa tazminatlar ödense de devlet ilerlemeci ve rahatlatıcı bir tutum almıyor. Medya birkaç muhalif yayın dışında ciddi baskı altında, suikasta uğrayan gazeteci sayısı hiç az değil.

Rusya’da gazetecilik ve bedeli denildiğinde akla gelen en iç yakıcı örneklerden birisi Anna Politkovskaya’dır. Novaya Gazeta adına Rusya’nın konusun açılmasını istemediği Çeçenistan’daki hak ihlallerinin peşine düşen Politkovskaya 2006’da evinin olduğu binanın asansöründe öldürüldü. Politkovskaya’dan sonra da Rusya’da 20’den fazla gazeteci suikasta uğradı, 70’e yakınına ağır yaralanmanın da dahil olduğu saldırı gerçekleştirildi. Protestolara dönük sert müdahale, gazetecilere dönük baskı ve ölüme varan saldırılar, sivil toplum örgütlerinin kapatılması Rusya’nın insan haklarına dönük yaklaşımını açık ediyor.

Denetimin sıkı olduğu alanların birisi de internet. Türkiye’den alışık olduğumuz Tor, VPN gibi internetin sınırlandırılmasına alternatif çözümler Ağustos 2017’de Rusya’da yasaklandı. Dahası, kullanıcıların çevrimiçi bilgilerine ulaşmaya dönük bir düzenlemenin yakın dönemde kabulü bekleniyor. Yasanın gerekçesi terörle mücadele. İnternetin neredeyse dilekçe verilerek girilecek konuma sokulması siber egemenlik olarak tanımlanıyor. Putin yine aynı söyleşi dizisinde bu konuda şunu söylüyor: “Bunu her ülke yapıyor, bizi suçlayanlar ABD’nin yasadışı dinleme ve gözetleme skandallarını önce açıklasın.” Kısacası Soğuk Savaş mantığının bir benzeri, “O yapıyorsa ben de yaparım” yürürlükte. Ancak bunun toplumda yarattığı güvensizlik hissi, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, özel hayatın gizliliğinin ihlali ya düşünülmemiş ya da önemsenmiyor.

EL ELE DE TUTUŞMAYIN: LGBTİ HAKLARI

Yazının başındaki “Neden böyle bir düzenleme yaptınız?” sorusuna konu olan yasa şunu söylüyor: Çocuklar arasında homoseksüellik propagandası yasaktır. Yasanın ihlali durumunda gerçek kişiler 1500, kurumlar ise 30 bin dolara varan para cezalarına çarptırılır. Yasada dikkat çekici olan homoseksüellik kelimesinin “geleneksel olmayan cinsel ilişkiler” ifadesiyle değiştirilmesi. Yani şu söyleniyor: Tabii ki Ruslar eşcinsel değildir, olanlar da liberal değerlerin, Batı’nın oyununa gelenlerdir. Yasa 2013’te Duma’dan geçti.

Rusya’da eşcinsellik bir hastalık olarak görülmüyor, eşcinselliği psikolojik bir hastalık olarak kabul eden bakanların olduğu Türkiye gibi ülkelerden bakınca ilerleme var gibi görünse de pek öyle değil. 1993’e kadar eşcinselliği suç sayan ve hapis cezası öngören SSCB’den kalan yasa yürürlükteydi. Yasa yürürlükten kalksa da toplumun her katmanında ciddi bir ayırımcılık ve nefret söylemi hâlâ yürürlükte. Rusya’daki önemli dergilerden Kvir’in (Queer) satışlarında yasal düzenlemeden sonra yüzde 60’a varan bir düşüş yaşandı. Bunun en önemli nedeni, dergi satışını propaganda olarak gören mağaza ve büfelerin dergiyi satmaması, yazanların eşcinsellik üzerine yazmaya çekinmesi.

Pride Yürüyüşü başta olmak üzere pek çok LGBTİ etkinliği aşırı milliyetçi ve devlet destekli militanlarca saldırıya uğruyor. Nitekim homofobik söylemin artmasında devlet destekli medya organlarının rolü defalarca raporlara konu oldu. Geçtiğimiz yıl Kızıl Meydan’da yapılan bir gösteride bir grup dazlak LGBTİ örgütlerine medyanın ve devletin gözü önünde şiddet uygulamış, devlet bunu suskunlukla karşılamıştı.

“Neden böyle bir düzenleme yaptınız?” sorusunu Putin şöyle yanıtlıyor: “Rusya’nın nüfusunun artması gerekiyor ve eşcinseller üreyemiyor, bize nüfus gerekiyor. Bizim eşcinsellerle bir sorunumuz yok, kimsenin yatak odasını denetlemiyoruz. Ancak devlet başkanı olarak ülkemin geleceğini düşünmek zorundayım.”

İçinde ciddi sorunlar barındıran bu açıklama Stalin döneminden bu yana Moskova’nın gündemindeki demografi sorununu imliyor. Büyük devlet olma-nüfus paradigmasını da. SSCB’de çocuksuz olanlardan daha fazla vergi alınması, eşcinselliğin suç sayılması gibi negatif düzenlemelerin yanında “kahraman anne” gibi çocuk sayısına göre ödüllendirme mekanizmaları ve benzeri teşvik edici adımlar, hep gündemde oldu. Halihazırda da üç çocuk için devlet teşviki var. Bunun yanında “aynı tas aynı hamam” dedirtecek cinsten insani ve vicdani değerlerle örtüşmeyen nefret ve ayrımcılık içeren tedbirler de. Ancak eşcinsellere dönük düzenleme ve hak ihlalleri devletin “nüfuz için nüfus” politikasıyla izah edilemez.

Rusya’daki LGBTİ dernekleri ve insan hakları kuruluşları, Rus tarihindeki bariz bir ayrıntıyı yeniden hatırlatıyor: Liderlerin baba figürü olarak ahlâk alanını yeniden tanımlaması ve bunu “ülkenin geleceği için” söylemine yedirmeleri. Bu stratejiyle Ortodoks Kilisesi iktidar ilişkisi örtüşüyor. Bu alanda çalışan derneklere, oluşumlara dönük baskı, basın yayın organlarının sansürlenmesi, basımının engellenmesi Rusya’nın LGBTİ politikasına ayna tutuyor.

Rusya’da pazar günü, insan hakları temsilcileri, mağdurlar, LGBTİ bireylerin de aralarında olduğu seçmenler sandığa gidecek. Şampiyon şimdiden belli olsa da seçim kazanmanın mutlu, huzurlu, müreffeh, barışçıl bir toplum yaratmaya yetmediğini, daha gidecek çok yolun olduğunu, bir kez daha teyit edeceğiz.

 


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI