Babasız çocuklar diyarı

Çarşamba, 14 Mart, 2018
Doğumun gerçekleşip göbek bağının kesildiğini algılayamayan toplumsal ve siyasal düzlemde yaşıyoruz. Dolayısıyla kadın da anneliğinin ötesinde bağımsız birey olarak algılanmıyor. Çocuk da birey olamıyor bu toplumda.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle gerçekleştirilen pek çok programda kreş konusuna yer verilişi önemli. Önemi rahatsız ediciliğinden. İlk bakışta masumca ve kadın yararına düşünülmüş tedbir gibi algılanır. Öyle ya kadın çalışabilsin düşüncesiyle iş yerlerine kadın eleman sayısına göre kreş açma yükümlülüğü getirir kanun. Tabii her yasal zorunluluk için kaçış arka kapıları da mevcut. Faraza 100 kadın çalışan olan iş yeri kreş açmakla yükümlü olursa, iş yerleri kadın çalışan sayısını 99’un üstüne çıkarmayarak yükümlülükten rahatlıkla kurtulabilir. Nitekim vaziyet ve manzara-ı umumiye aynen böyle.

Peki, gerçekte kreş bir kadın hakları sorunu mu? Tek ebeveynli ailelerden mi müteşekkil bu toplum? Babasız çocuklar diyarında mı yaşıyoruz? Bu soruları, gönül rahatlığıyla “evet” diyerek cevaplayabilecek kaç kişi çıkar? Öylesine bir cesaret gelip sorduğuma bakmayın. Gelebilecek cevaplardan cidden korkuyorum. Zira bu sorulara hiç tereddütsüz evet cevabı vermeyi gerektiriyor yasal düzenlemeler. Sisteme göre hayatın olağan akışı içinde baba ve babalık sorumluluğu yok.

Sabahları çocuğunu kendi iş yerindeki kreşe götürüp akşam iş çıkışı alan baba figürü hiç canlanmamış yasa yapıcının zihninde. Özel sektör yöneticileri de hakeza. Çalışan memnuniyetinin üst düzeyde olmasıyla şirket kârlarının yükselmesi arasındaki doğru orantı, babalık sorumluluğuna kadar uzanabilmiş değil maalesef.

Ülkemizde ilk defa AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) tarafından gerçekleştirilen Babalık Araştırması basında oldukça geniş yankılanmıştı. Bir erkek, baba olduğunda hayatında bir şeyler değişir mi? Bir erkek, baba olduğunda gündelik yaşam faaliyetleri içinde çocuğu, hangi sıraya yerleşir? Bu ülkenin erkek babalarının ilk işi çocukları olmalı değil midir? Bu sorulara ülkemizde verilen yanıtları merak edenler için AÇEV raporu kıymetli bilgiler içermekte. Babalığın, hayatlarında, gündelik yaşam faaliyetleri içinde ilk sıraya yerleşmediği erkekler ülkesi olduğumuz hemen anlaşılıyor, rapor incelendiğinde. Ve çocuk, hayatının her evresinde anneye yapışık bir organizmaymış gibi algılanıyor. Doğumun gerçekleşip göbek bağının kesildiğini algılayamayan toplumsal ve siyasal düzlemde yaşıyoruz. Dolayısıyla kadın da anneliğinin ötesinde bağımsız birey olarak algılanmıyor. Çocuk da birey olamıyor bu toplumda.

Boşanma karşıtlığını güya çocuğun üstün yararı için siyaseten tercih edenler de evi otel ve lokanta niyetine kullanan baba figürünün gerçekte babasızlıkla eşdeğer olduğunu hiç düşünmez. Ailede baba figürünün babalık sorumluluğunu taşımadığı durumların, parçalanmış ailelerden çok daha yaralayıcı olduğu gerçeği üzerinde durmazlar. Aynı evin içinde baba olarak çocuklarının bakımı ve gelişimiyle ilgilenmeden, çocuklarıyla ikili ilişkiler geliştirmeden yaşayan baba figürü, boşanmış olmasına rağmen çocuklarıyla kaliteli ilişki sürdüren baba figürüne tercih edilir, boşanma karşıtlarınca. Aynı evde babasız yetişir bu diyar çocuklar, sırf bu nedenle.

Sosyal ve ekonomik kalkınma adına, kadın istihdamını gerekli gördükleri için kadını çalışma hayatına katacak tedbirler geliştirmeye yönelir devletler, tıpkı bizim devlet gibi. Ama kadının eşitlik mücadelesine değer vermeden alınan önlemlerin başında gelen kreş açma zorunluluğu gibi bir türlü arzu edilen hedeflere ulaştırmaz toplumu. Çünkü meseleye bakış açısı baştan yanlış.

Kreş bir kadın hakları sorunu değil çünkü çocuk bakımı sadece annenin görevi değil. Babaları da var o çocukların. Bireylere bu sorumluluğu hatırlatmak da sistemin görevi olmalı. Kreş bir toplum hizmeti olarak çocuk hakları bağlamında devletin görevi olarak algılanmalı. Özel sektöre de bu sorumluluğu yansıtması normal elbette. Tıpkı yerel yönetimlere de çocuk hizmetleri sorumluluğu yüklemek gerektiği gibi.
Bu durumda kreş açma yükümlülüğü kadın çalışan sayısıyla değil çalışan ebeveyn sayısıyla ilgili olarak planlanmalı. Hem yasanın arka kapısı da bu şekilde kapatılacağı için kadın istihdamı önünde bir engele dönüşmez kreş açma yükümlülüğü. Evet şu anda durum bu. Kadın istihdamını yükseltmek için düşünülmüş olan kreş açma görevi tam tersine kadın istihdamı önünde de bir engel oluşturuyor. Kadın çalışan sayısını sınırlı tutmaya yöneltiyor iş yerlerini.

Bir de doğum izinleri meselesi var kadın istihdamını engelleyen. Özel sektör ücretli doğum izinlerinin maliyet ve ücretsiz doğum izinlerinin iş gücü kaybı yarattığı gerekçesiyle kadın çalışan sayısını yükseltmekten kaçınıyor. Cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda hayli güçlenmiş olan ülkeler bu iki soruna da çare olmak üzere yeni tedbirler geliştirdi. Her alanda istihdam ile çocuk, ev, hasta ve yaşlı bakımını sadece kadının sorumluluğu olarak gören zihniyeti değiştirdiler. Zihniyet dönüşümü için gerekli olan ilk adımı atarak eşitlikçi yasal düzenlemeler geliştirildi.

Mesela erkek çalışanlara getirilen doğum izinleri bunlardan birisi. Bizdeki gibi birkaç günlük izinden söz etmiyorum. Babalık sorumluluğunu üstlenmesi için erkeklere ertelenemez, devredilemez babalık izni veriliyor. Sadece çalışan kadın değil çalışan erkek de çocuğun bakımı için izinli kılındığında, çocuk, kadın için istihdamın dışına atılacak gerekçe olmaktan çıkarılıyor. Faraza doğumdan sonraki ilk altı ay anne doğum izni kullanırken ikinci altı ayda anne çalışmaya geri dönüp baba zorunlu babalık izniyle çocuğun bakımını üstleniyor. Ebeveyne toplam bir yıl ücretli izin verilmesi kadın istihdamı açısından gerçek anlamda bir teşvik. Patronların kadın eleman istihdamına karşı gerekçeleri ellerinden alınıyor böylece.

Ne dersiniz, aynı evin içinde babayla hiç ilişkilenemeden babasız büyüyen çocuklar mı yoksa hem annenin hem babanın birbirine denk ilgi ve sorumluluğuyla büyüyen çocuklar mı daha mutlu ve sağlıklı bireyler olarak katılacak yarının toplumuna?


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI