Kitap, plak, hayat

Pazar, 11 Mart, 2018
Yanıma çok az para alıp çıkıyorum, yoksa hepsi bitiyor. Her seferinde yeni ilkeler koyuyorum kendime. Bir önceki hafta aldığım kitapları okumak zorundayım mesela. Yine de mesela 1936 basımı orijinal dilinde, Katalanca Puig bulduğumda ve bir euro ise almadan edemiyorum tabii ki.

1970 basımı Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ kitabını aldım. Kitabın ilk basımı zaten 1967. İspanya’daki ilk basımı olmalı bu. Üç plak aldım 45’lik 1964’te çıkmış ‘Seçilmiş Disco parçaları’ diyor ki bir tanesi ‘Liverpool Sound’u. 1964 Beatles sound’u olabilir ki henüz Beatles kaç aylık? Bilmiyorum, pikabım yok.

Siz bu yazıyı okurken belki orada olurum. Barselona’da her pazar kurulan sahaf pazarlarından biri burası. Yolun üstünde, bildiğin cadde üstünde ya da ortasında demek daha doğru, yüksek bir çatıyla kaplanmış bir alan sahaf pazarı olarak açılıyor, her pazar günü. İspanyolca ve Katalanca kitaplar, arada İngilizce olanlar da var ve plaklar.

Yanıma çok az para alıp çıkıyorum, yoksa hepsi bitiyor. Her seferinde yeni ilkeler koyuyorum kendime. Bir önceki hafta aldığım kitapları okumak zorundayım mesela. Yine de mesela 1936 basımı orijinal dilinde, Katalanca Puig bulduğumda ve bir euro ise almadan edemiyorum tabii ki. Almadığımda rüyama giriyor. Gelecek pazar erkenden gidip kitabı buluyorum.

Koleksiyoncu değilim. Gezen birisinin koleksiyonculuk neyine zaten ve John Fowles’un Koleksiyoncu‘sunu okuduğum 90’ın başından beri biraz korkuyla bakıyorum koleksiyonculara. –Galiba kelebek vardı kitap kapağında.– Bir arkadaşım için kibrit alıyordum dünyanın çeşitli yerlerinden, Hamza, Viranşehir’de kerpiç evleri birlikte yaptığımız. Ama artık kibrit kalmadı dünyada. Her şey çakmak. Kibritin dibine kibrit suyu ektiler.

Kardeşimin çocuğu için bira şişesinden sökülmüş bira etiketlerini topluyordum bir ara. Arkasına hangi tarih ve hangi barda içtiğimizi yazıyordum. ‘Bar 3 Amigos-Caracas-12-Haziran 2004’ yazıyordum mesela ya da ‘Ramon’un evi teras-Havana-3-Ocak 2001’ filan. Bazen kim kim bira içtik diye de yazıyordum. Bir gün bu bira etiketlerinin ardından, bizim içtiğimiz barlarda, yerlerde bira içeceğini düşünüyorduk. İnsan öldükten sonra faydalı şeyler bırakmak istiyor gelecek kuşaklara. Şişenin üzerindeki etiketleri sökmek de başka iş. Biraz bira ile avucunu ıslatarak üstünde gezdirip, yırtmadan sökmen gerek. Olmazsa aynı marka bir bira daha içmek gerekiyor. Mecburen…

Arjantin’den bir işportacıdan özlü söz alıp evin duvarına asmıştı kardeşim. “Servetimin yarısını biraya ve kadınlara harcadım, gerisi boşa sarf edilmiştir” yazıyordu. Güzel söylemiş Arjantinli ata. Boşuna bira bardağının en büyüğüne Arjantin dememişler diyebilirdim ama bunu bilen bir Arjantinliye rastlamadım. Birkaç tanesi bilebilir. Biz öğrettik onlara. Dört ya da beşinci biradan sonra. Yani bira bardağı Arjantin yalan kardaş…

Her yazıyı küçük bir sürpriz sonla bitirmekten hoşlanıyorum ya. Bu sefer de okuyucu promosyonu yapayım. Yazıyı okuyan, ne biliyim Face’de like eden, RT eden ya da mesaj atanların arasından üç kişiye Barselona sahaf pazarındaki 45’lik plaklardan alıp, hediye edeceğim.

Birer euro zaten ama benden de araba kazanacak değilsiniz ya…

YAZARIN DİĞER YAZILARI