Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

Sofrada kaç sır var?

Cumartesi, 3 Mart, 2018
Hadisenin sofra ve sır ile olan bağlantısı, “spoiler”dan en uzak kısım sanırım. Anlatıcımız Evgar’ın bir stüdyoda yemek programındaymışçasına sunum yapmasıyla açılan film, bunun bize bir zihin oyunu olduğunu söylüyor. Ama neredeyse bütün Ünal filmlerinde olduğu gibi burada da “Hangisi gerçek?” sorusu baki kalıyor. Daha doğrusu, “Hangisi, ne kadar gerçek?” iki sorusu.

Ümit Ünal’ın 9 isimli filmini ilk gördüğüm ânı çok iyi hatırlıyorum. Nerede izlediğimi, nasıl bir ruh hali içine girdiğimi, nelere şaşırdığımı, hatta neleri kıskandığımı. Yönetmenine, filmin yapılışına, kimi oyuncuları üzerine pek bir fikrim yoktu ilk gördüğümde. En belirgin duygum, bu işi yapan birinin bu ülkenin şanslarından biri olduğuydu.

Sonraları Ünal’ın filmografisini gördüm, Teyzem senaristliği, ardından çektiği filmlerden bilhassa Gölgesizler ve Anlat İstanbul. Hayat müsaade etti, yazarlığının halihazırdaki son verimi olan romanı Bana Göre Kıyamet’in editörlüğünü yaptım. Velakin mesele şimdi bambaşka, meselemiz Ünal’ın halen gösterimde olan filmi Sofra Sırları isimli film.

Onur Ünlü’nün İtirazım Var’ından çıktığımda filmin metnine dair eleştirilerim bir yana, film kaç dakika sürdüyse o kadar dakika Serkan Keskin’le konuşmuşum gibi hissetmiştim. İddialı bir yönetmenlik denemesiydi o meyanda benim için, bir oyuncuya adeta az oyunculu tiyatro sahnesindeymiş muamelesi yapmak. Serkan Keskin, memleketin en ışıltılı oyuncularından biri, ve bahsi geçen Onur Ünlü filminde, moda tabirle “şov yapmıştı”. Sofra Sırları için de benzer bir şey söylenebilir. Demet Evgar film boyunca o kadar büyüyor ki, film kaç dakika sürdüyse o kadar dakika onunla konuşmuş oluyorsunuz. Zaten anlatıcı da o.

 

Hadisenin sofra ve sır ile olan bağlantısı, “spoiler”dan en uzak kısım sanırım. Anlatıcımız Evgar’ın bir stüdyoda yemek programındaymışçasına sunum yapmasıyla açılan film, bunun bize bir zihin oyunu olduğunu söylüyor. Ama neredeyse bütün Ünal filmlerinde olduğu gibi burada da “Hangisi gerçek?” sorusu baki kalıyor. Daha doğrusu, “Hangisi, ne kadar gerçek?” iki sorusu. Olaylar Bursa ilinin Mudanya ilçesinin Tirilye nahiyesinde geçiyor. Tirilye, varlığıyla film platosu sayılır bir yer ama konunun mekânla hiç alakası yok. Burada 9’a dönüyoruz. İzleyenler hatırlayacaktır, 9 sorgu odasında, sorgu halinde geçen bir filmdir. Anlatıcılar habire değişir, bir süre sonra dağılır, karışır ve nihayet hikâyenin sonunda yan yana gelirler. O odanın, o tek mekânın dışına çok az çıkar kamera. Çıktığında da başka bir film kaydı (muğlak) devreye girer. Burada da neredeyse tek bir mekân var. Çoksa bile tek duygusuyla.

Demet Evgar’ın müthiş oyunculuğuna dönmeli. Evgar’ı çok iyi bilen biri sayılmam, kimi işlerden yüzüne aşinayım şüphesiz. Neslihan karakteri değilmiş gibi başlayan stüdyo sahnesinden, Ünal’ın hızlıca döndüğü ev içi sahnesindeki iki Evgar, ayrı ayrı o kadar gerçekçi geliyor ki ilk anda, devamında bu gerçeklik duygusunun oyunculukla bir yerde zedelenmesi gerektiğini düşünüyor insan. Oysa, son sahneye dek, bu gerçeklik duygusu neredeyse hiç zedelenmiyor. Fatih Al, Alican Yücesoy, Elit Andaç Çam, Fırat Altunmeşe, Ferit Aktuğ da şüphesiz zikredilmeliler. Ortaya konan oyunculuk performansı, toplamda oldukça başarılı doğrusu.

Filmin adından başlayan “sır” vurgusunu, “herkesin bildiği sır” olarak okumak eğilimindeyim. Aslında bir “aile”nin, bir kadın ve erkeğin, birbiriyle neredeyse hiç iletişim kurmayan bir kadın ve erkeğin, iş yerindeki erkeğin, evdeki kadının, iş yerindeki erkeklerle erkeğin, evdeki yalnız kadının hikâyesi bu. Oldukça tanıdık. Ev içlerimizden, komşularımızdan, şahit olduklarımızdan, duyduklarımızdan, akrabalarımızdan tanıyoruz bu ev içi kodlarını ve bahsi geçen yaşayışı. Bu kadar iyi tanıdığımız bir şeyi filmde görmemizin yarattığı şaşkınlık, estetik zevkin yanı sıra, gerçek sorularla sinemadan çıkmamıza da sebep oluyor. İlişkiler, aile, sosyal hayat, iş, gaileler, dertlerin ciddiyeti yahut ciddiyetsizliği, dünyanın “geçiciliği”, ölümün ne denli yakın olduğu ilanihaye. Böyle üst üste sayınca, iç bayıltan bir filmmiş izlenimi olabilir. Değil; illa bir janra sıkıştıracaksak, “kara komedi” bile denebilir hatta.

Sofrada kaç sır var diye sordum başlıkta. Saydım, dokuz. İzlenmesi, üzerine konuşulması, tartışılması, bu düzeyde yeni işler üretilmesi dileğiyle.


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI