Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor

Cumartesi, 3 Mart, 2018
Derinlikli tartışmalar yapılmadan bile iktidar, kurulan komisyon her halükarda cinsel istismar suçu için 12 yaş kademesinden vazgeçmeli. Bilmeli ki cinsel saldırı suçları cinsellikle ilgili değil. Hele mağdurun cinsel açıdan biyolojik gelişimiyle hiçbir şekilde ilişkilendirilemez. Evlilik yaşını hukuku dolanarak, gayrı resmi usullerle düşürmeye çalışan din tüccarlarına teslim olunduğu takdirde cinsel saldırı suçları önlenemez.

Çocuk istismarı kalın fırçalarla çizilecek konu değil” demiş, hukuki boşluklara dikkat çekmeye çalışmıştım. Çoğulcu ve kapsayıcı uzun çalışmalarla her kesime mensup uzmanların, sivil toplumun katılacağı çalışmalarla yasal ve idari düzenlemelere ihtiyaç duyulan, incelikli bir konu olduğu için. Bugünlerde yine çocuğun cinsel istismarı gündemin üst sıralarında. Ancak bu defa resmen badana fırçasıyla, hoyratça daldı, altı bakanlık konuya. Çoğulculuk beklentisinden bakanlık sayısının çoğalmasını anlamış gibiler. Ama sorunun, insanlık dışı eylemin yarattığı toplumsal yaranın boyutunu hiç anlamadıkları ortada. 2016 Kasım’ından itibaren önce gece yarısı önergesiyle; önerge tepkiler üzerine geri çekildikten sonra 103’üncü maddenin yasalaşmış değişikliğiyle örtük biçimde getirilen rıza yaşının 12’ye çekilişini bugün pekiştirmeye çalışıyorlar.

Dört yaşındaki bir çocuğun istismarı üzerine toplumun infialini istismar ederek hiç çözüm getirmeyen kastrasyon yöntemini tekrar ısıtıp gündeme taşıdıkları gibi… Cinsel suçlarla ilişkisiz zina meselesiyle hem toplumu hem çocuğun cinsel istismarı sorununu alabildiğine istismar edişleri gibi… Ancak yetmedi. Cinsel istismarda rıza yaşını 12’ye indirmek yönündeki çabalarını tamamına erdirmek için de aynı olayı kullanıyor, komisyon. 12 yaş altı cinsel istismar olaylarına ilişkin düzenleme yapılacağı yönündeki beyanlarla.

“Cumhur”dan saymadıkları için dikkate almayacaklarını bilsem de siz okurlarımın hoşgörüsüne sığınarak şu rıza meselesine ilişkin görüşümü, ilgili yazımdan geniş bir alıntıyla tekrarlamak istiyorum:

“Çocuğun cinsel istismarı suçunda 18 yaşını doldurmamış mağdur çocuğun, rızasını gözetmek insanlık suçu. Kanunlarımız burada 15 yaş ölçüsünü getirmiş olsa bile değişmeli bu hüküm… Rıza kavramı ise mağdurun değil failin, suçlunun yaşına göre kullanılmalı. Eğer fail de 18 yaşını doldurmamış bir çocuksa ancak o zaman cinsel istismar davalarında rıza olgusu sorgulanabilir… Tabii bunun için de bir gençlik hukuku kavramımız olmalı… Hüküm vermek için de kanunlarımızda “akran şiddeti” kavramına yer vermeliyiz… Akran tanımı ise fail ile mağdurun yaş aralığının –bana göre- üç yaştan fazla olmaması anlamına gelir.”

Uzun inceleme, araştırma ve fikir alışverişi gerektiren böylesi bir düzenlemeye vakitleri olmadığından iki ayrı konuyu birbirine karıştırıyorlar. Cinsellik ve cinsel istismar gibi iki farklı sorunu bir arada ele alıyor komisyon. El çabukluğuyla rıza yaşını düşürme gayretinin altında kadın özellikle ergenlik döneminde kadın cinselliğinin yattığı da herkesin malumu. Dillendirilmese de bilinen temel konu kadın cinselliği.

Kadınların aktif cinsel yaşamı ve evlilik arasındaki ilişki, toplumun geniş kesiminin kafasını hayli karıştırmakta. Özellikle dini cemaatlerin, din adamı kılığındaki çok sayıda din tüccarının istismar ettiği konu, kadın cinselliği. Tabii kadını, erkeğin cinsel taleplerini karşılayan, meta olarak gördüklerinden adı, kadın cinselliği değil evlilik yaşı. Batı’nın kanunları, Batılı hayat tarzı gibi ifadelerle karşı çıkarak evlilik yaşını düşürme gayretlerini, iktidarın, seçim sath-ı mailinde okşamayı tercih ettiğini söylemek lazım. 2000’lerin ilk yarısında AB rüzgarıyla Batı yanlısı, özgürlükçü yaklaşımları okşamış olduğu gibi.

Seküler kesimin evlilik öncesi, gençlerin aktif cinsel yaşamını suç saymayışının aksine dindar kesimin bu konuda kesinlikle müsamahasız oluşu, 12 yaş sınırındaki ısrarın temelini oluşturuyor. Batıda 12 yaş üzeri cinsellik, toplumca normal karşılanır ama evlilik yasaktır. 18 yaş altı kız çocuklarının, çocuk sahibi olması sık rastlanan durumlardan olmasına rağmen hukuki bağlılığı ifade eden nikah, suç sayılır. Evlilik yaşı 18 ama 18 altı aktif cinsellik serbest. Bizde ise toplum geneli evlilik dışı cinselliği tabu kabul ettiği için din tüccarlarının evlilik yaşını küçültme gayretleri, merdiven altı imam nikahlarıyla sürüyor. Hükümet ne yapmalı, dindar entelijansiya bu soruna nasıl düşünsel çözüm üretmeli, benim için temel sorun bu.

Günümüz şartlarında 18 bile evlenmek için çok erken bir yaş. Hem sosyolojik hem bireysel gelişim açısından çok erken, bana göre. 18 yaşını evlilik için erken bulurken, cinsel istismar suçuna ilişkin cezai yaptırımların tartışılmasında, biyolojik açıdan aktif cinsel yaşamın gelişme yaşını konu edinmek gibi bir garabetin ortasında debeleniyoruz. Siyaset takiyyeden vazgeçip açık sözlülükle 12 yaş inadının arka planını konuşulur kılmalı.

Toplumca 18 yaş altı gençlerin cinsel davranışlarını her boyutuyla değerlendirecek fikir üretimini açık yüreklilikle gerçekleştirebilsek aşarız bu sorunu. Zira zannediyorum bu ülkenin seküler kesimi de çocuklarının tüm hayatını etkileyecek, ergen cinselliği konusunda bu ülkenin dindar kesiminden çok da fazla farklı düşünmüyordur. Masumane flörtü bile çocuklarını evlendirme bahanesi olarak kullanan dindarları, dışarıda bırakarak söylüyorum bunu. Çünkü dindar kesimde de gençlerin flörtü konusunda farklı yaklaşımlar olduğunu söyleyebilirim. Gençler, ergenler için flörtü “kriminalize” etmekte tüm dindar ailelerin, aynı katı davranış kalıbı içinde olmadığı muhakkak. Çokça konuşulması gereken bu konuda sessizliğe gömülerek cinsel istismar suçunu bahane etme riyakarlığı, zaten her ikisi de ayrı ayrı ağır toplumsal sorunlar olan bu konuları hepten çözümsüzlüğe götürüyor.

Ama derinlikli tartışmalar yapılmadan bile iktidar, kurulan komisyon her halükarda cinsel istismar suçu için 12 yaş kademesinden vazgeçmeli. Bilmeli ki cinsel saldırı suçları cinsellikle ilgili değil. Hele mağdurun cinsel açıdan biyolojik gelişimiyle hiçbir şekilde ilişkilendirilemez. Evlilik yaşını hukuku dolanarak, gayrı resmi usullerle düşürmeye çalışan din tüccarlarına teslim olunduğu takdirde cinsel saldırı suçları önlenemez. Komisyon tacizi tecavüzü gerçekten insanlık suçu olarak görüyorsa bilsin ki 18 yaş altı rıza sorgusu, hele de bunun 12’ye çekilme gayreti, apaçık cinayet hükmünde.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI