Kadın erkek eşitliği için 10 milyon iş lazım

Salı, 27 Şubat, 2018
Ülkede ciddi bir kesim halen kadınların çalışmasını uygun bulmuyor. Kadın çalışacaksa da çoğunlukla vasıfsız işgücü olarak istihdam ediliyor. TÜİK'in son verilerine göre kadınların mevcut durumda istihdam oranının erkeklerinki kadar olması için 10 milyon yeni işe ihtiyaç olduğu belirtiliyor ki, bu da yalnızca bir hayal olarak kalabilecek bir ihtimal.

8 Mart’a yaklaşırken, kadın işçilerin sorunlarına değinmeden olmaz. Toplumun her alanında ikinci cins muamelesi gören kadınlar, çalışma yaşamlarında da bu durumu fazlasıyla hissediyorlar.

TÜİK’in en son verilerine göre (2015 yılı ve sonrasını açıklayan bir veri olmamasının da tuhaf olduğunu hemen not düşmüş olalım); Türkiye’de erkeklerde istihdam oranı yüzde 65 iken kadınlarda bu oran yüzde 27,5. Yani kadın istihdamı erkeklerinkinin yarısından daha az. Şöyle söyleyelim; Avrupa’da kadın istihdamı ortalama yüzde 60,4.

İktidar, her ne kadar ekonomik olarak büyüdüğümüzü iddia edip dursa da 2002 yılında ülkede toplam istihdam oranı yüzde 44,4 iken 2016’da bu rakam ola ola yüzde 46,3 olmuş. Bu nasıl ekonomik büyüme anlamadık doğrusu. Kadınların da mevcut durumda istihdam oranının erkeklerinki kadar olması için 10 milyon yeni işe ihtiyaç olduğu belirtiliyor ki, bu da yalnızca bir hayal olarak kalabilecek bir ihtimal.

Bu kötü tablonun hemen ardından, kadınların kısaca ne tür sorunlarla karşılaştıklarını özetleyelim:

Öncelikle, ülkede ciddi bir kesim halen kadınların çalışmasını uygun bulmuyor. Kadın çalışacaksa da çoğunlukla vasıfsız işgücü olarak istihdam ediliyor. Yani, çoğunlukla beden gücüne dayalı, taşeron işçi, temizlik, ev işçiliği, mevsimlik tarım işçisi yahut metal sektörü gibi ağır ve beden gücüne dayalı işlerde çalıştırılıyorlar. Kadınlar bu tarz ağır işlerde genelde tekrarlı, taşımalı, el becerisi isteyen, ağır yük kaldırmalı, uzun süre ayakta kalmalı şekilde çalıştıklarından bir süre sonra ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar, kas ve iskelet sistemleri ciddi zararlar görüyor. Ve tahmin edersiniz ki; bu sağlık sorunlarının tedavisi için kesinlikle kendilerine herhangi bir kolaylık ya da ayrıcalık falan tanınmıyor.

Malumunuz, kadınlar yalnızca işte değil evde de çalışıyorlar. Yine TÜİK’in 2016 verilerine göre; kadınların yemek pişirme, bulaşık yıkama, çamaşır yıkama, ev temizliği ve ütü yapmak gibi “sürekliliği olan” ev işlerini yaptığı, erkeklerin ise tamir, boya, badana, fatura yatırma gibi “başlangıcı ve sonu belli olup görünürlüğü fazla olan” işler yaptığı gözlenmiş. Türkiye genelinde yemek yapma işini yüzde 91,2 oranında kadınlar yaparken, erkeklerin yemek yapma oranı yüzde 8,8’miş.

Bununla birlikte, kadınlar çok uzun saatler çalıştırılıyorlar. Normalde haftalık yasal çalışma süresi 45 saati aşamaz; fakat ülkede her dört kadın işçiden biri haftada 50 saatten fazla çalışıyor. Performans dayatması sebebiyle kadınlar çok zorunda kalmadıkça regl döneminde dahi tuvalete gidemiyor. Düşün ki biz, regl dönemi için izin hakkı talep ediyoruz bir de! Çalışma koşulları da oldukça kötü üstelik. Özellikle o fabrikalar kışın çok soğuk, yazın çok sıcak, havasız, boğucu, basık.

Kadınlar, bu şekilde ağır işlerde ve şartlarda uzun saatler çalıştırıldıkları yetmezmiş gibi bir de ucuz işgücü olarak görülüyorlar ve kesinlikle erkeklerden daha az kazanıyorlar. Bu durum, çalıştıkları iş aynı nitelikte olsa böyle. Eşit ücret hakkı diyip diyip durduğumuz bu işte. Kadınların aldıkları ücret çoğunlukla asgari ücretin altında olmakla birlikte, her 10 kadından 7’si açlık sınırının bile altında ücret alıyor. Hatta kadınların önemli bir kısmı kayıt dışı çalıştırılıyor.

Daha kötüsü bir de ücretsiz aile işçiliği diye bir şey de var. Yani, aileye ait tarlada ya da işyerinde çalışıp herhangi bir ücret almayan kadınlar… Sayıları 2 milyon 190 bin kadar. Kölelik yani.
Bu kayıtdışı çalışmalar, ücretsiz aile işçiliği gibi durumlarda doğal olarak emekliliğe de hak kazanamıyor kadınlar. Çalışan fakat hiçbir hakkı olmayan köleler kısacası. Gel de dayan.

İş güvenliği deseniz, onun zaten cinsiyet ayrımı yok, tüm işçiler için her daim var olan, hele ki bu ülkede fazlaca var olan bir risk. Resmi rakamlara göre kadın işçilerin bir yılda geçirdiği iş kazası sayısı 35 bini buldu. Her yıl 100 kadın işçiden en az 1’i iş kazası geçiriyor.

Ayrıca kadınlar, sendikal haklardan erkeklere oranla çok daha az faydalanıyor. Sendikalı erkekler, sendikalı kadınların yaklaşık iki katı ve Türkiye’de sigortalı kadın işçilerin yalnızca yüzde 7,9’u sendika üyesi. Zaten sendikalı kadınlar da, sözleşme süreçlerine yine ikinci cins görüldükleri için dahil olamıyorlar. Ekip sözcüleri dahi erkek.

Gelelim tabi ki de “kadın” olmanın en belirgin mağduriyetine; mobbing ve taciz. İşyerinde kadın işçilerin başındaki kişiler, kadınlara daha çok baskı yapıyorlar ya da kadınlara daha çok ses çıkarıyorlar. Bununla birlikte, çoğu kadın çeşitli şekillerde, psikolojik ya da fiziksel tacize maruz kalıyor. Kadınlar, evlilik ya da gebelik hali gündeme geldiğinde işten çıkarılmaya zorlanıyorlar. Eşit ücret almama hali de mobbing’e giriyor aslında. İş Kanunu’nun “Eşit davranma İlkesi” başlıklı 5’inci maddesi açık oysa ki: “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz.”

Kadınlar tüm bu uygulamalara ses çıkardıkları anda ise, işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. İnsanların bir dolu borçları olduğu gibi, karınlarını bile zor doyuruyorlar. Kaldı ki, kadının aldığı üç kuruş da olsa eve katkı ve kadın işten çıktığı anda, eşi sorun çıkaracak, korkuyor. Bu sebeple, her türlü baskıya ve hatta işkenceye boyun eğmek zorunda hissediyorlar kendilerini.
Peki, bu durumun çözümü ne? Çözüme yönelik çokça başlık sıralanabilir aslında. En önemlisi kadınların eğitim seviyelerinin ve olanaklarının düzeltilmesi; zira eğitimli kadının otomatikman istihdamı ve geliri de artıyor. Kurumların sıkı denetlenmesi; kayıt dışı ve fazla çalışmanın önüne geçilmesi, işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, hem işyeri dahilinde hem mahallelerde ücretsiz kreş imkanının sağlanması, iş bölümü ve iş tanımlarının net ve hakkaniyetli yapılması, sendikal süreçlere kadının dahil edilmesi, kurumlarda ve belli bir sayının üzerindeki işyerlerinde kadın istihdamı kotası konulması, yine aynı yerlerde toplumsal cinsiyet eğitimlerinin zorunlu tutulması, kadınlar bakımından pozitif ve iyileştirici vergi uygulamaları çözüm önerilerinin yalnızca bir kısmı.

Bu önerileri detaylandırmak mümkün ve bunları elbette iktidar da biliyor. Müftüye bile nikah yetkisi vermeyi düşünebilen insanlar, bu saydıklarımızı hayli hayli düşünür bakmayın siz. İşlerine gelmiyor yalnızca. Kadını eve kapatmaya yönelik yasa tasarıları ve çeşitli uygulamalar getirmeyi tercih ediyorlar. Hani şu müjde diye önümüze koyulan yasalar… Yok efendim yarı zamanlı çalışma, şu kadar çocuk yaparsan şu kadar para gibi enteresan önerileri tercih ediyorlar. Asıl görevlerini hatırlayıp insanların yoksulluğunu gidermek yerine, onların bu muhtaçlığından faydalanmayı ve yerlerini sağlamlaştırıp, saraylarına saray katmayı tercih ediyorlar.


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI