İki yarasa kanadı, bir timsah dişi

Pazar, 18 Şubat, 2018
İguana kemiği satıyorlarmış bazıları, yarasa kanadı diye daha ucuza ama büyü etkisiz oluyormuş. Öyle dedi Rose Mary ama ben çok iyi bilmiyordum tabii ki büyü işlerini. Daha çok sonuçlarıyla ilgilenebilirdim, yerin yedi bin kat dibine gitmiş bir devlet başkanı ile mesela…

“Hiç kokain denedin mi?” dedi. “Yok” dedim. Sonra beni dinlemedi bile. Rose Mary Venezuellalı kız. Dışarı çıktı. Karşı kaldırımda barın önünde oturan bir adamın yanına gitti. Ekvator’un en işlek caddelerinden biriydi. Turistlerin hep geçtiği. Cebinden çıkarıp para verdi adama. Bir büyücü dükkanı açıyordu. Yarasa kanatları satmak istiyordu. Mağaralarda ölen yarasaların kanatlarını taze taze toplayıp getiren bir adamı olduğunu söylüyordu. Yarasaların öldürülmesine karşı olacağımı düşünüyordu herhalde. Ölmelerini istemezdim tabii ama ne bileyim, kötü birisini kanatlanıp mağaralara, derinliğin dibine ki cehennemin dibi mi diyorlar ona, yerin yedi bin kat içine sokacaksa neden olmasın diye düşünüyordum, bir devlet başkanını mesela. İguana kemiği satıyorlarmış bazıları, yarasa kanadı diye daha ucuza ama büyü etkisiz oluyormuş ve bu yüzden birçok büyücünün yüzünü kara çıkartıyormuş, dolandırıcı büyücü malzemeleri satanlar. Öyle dedi Rose Mary ama ben çok iyi bilmiyordum tabii ki bu büyü işlerini. Daha çok sonuçlarıyla ilgilenebilirdim aslında yerin yedi bin kat dibine gitmiş bir devlet başkanı ile mesela…

“Sen de büyücü müsün?” diye sordum ona, gerçi yüzüne baktığında bir şeyleri değiştirmek için pek büyüye ihtiyacı yokmuş gibi görünüyordu. Hayır, dedi “ben sadece iyi büyü malzemeleri bulabilirim”. Dürüst bir büyü malzemesi satıcısı işte. Amazon’nun derinliklerinden çatal dallar getiren bir yerli vardı mesela. Uzun uzun konuşuyorlardı. Sonra çatal dalları bırakmayıp gidiyordu adam. Arkasından dört-beş gün çok neşeli oluyordu Rose Mary. Hiçbir şey sormuyordum, insan neşeli bir insana niye neşelisin diye sorar mı? Saçma. Zaten ben basit bir marangozdum sadece. Büyüyle en yakın ilişkim, -Rose Mary’i saymazsak- yarasa kanatlarına, terk edilmiş yılan derilerine, içinde yılan dişinden emilmiş yılan zehri olduğu söylenen küçük şişeleri koymak için ağaç raf kesmekti. Rafları tavandan sarkan bir halata bağlayıp hem ucuz olmasını sağlayıp, hem de havalı yapmıştım dükkanı. Çok önemli bir şeydi bu sanırım çünkü Rose Mary hangi arkadaşı gelse bunu gösteriyordu övünerek. Yılan dişinden emilmiş yılan zehri dolu br dükkanda yaptığın işin övülmesi önemli geliyordu insana ve bir de timsah dişi olduğu söylenen küçük, bir timsaha göre küçük dişler de vardı, nasıl çekiyorlardı bilmiyorum. Sorsam, timsahların çürümüş dişlerini çeken bir arkadaşı olduğunu söyleyecekti muhtemel. Bir şey diyemezdim çok arkadaşı vardı çünkü…

Adam geri gelmedi, o kokain parası verdiği adam. “Ne kadar verdin” dedim, “çok” dedi, “20 bin sucre”. O zamanlar iki dolara tekabül ediyordu. Çoktu yani. Hava karamıştı. Dükkanı kapayıp ki zaten henüz satışa açılmamıştı, yılan zehirlerini, yarasa kanatlarını ve hiç çürük gibi görünmeyen timsah dişlerini yalnız bırakıp kokain satıcısını aramaya çıktık. Rose Mary’nin jipi ile Ekvator’un ara sokaklarını dolaşıyorduk. Rose Mary küfür ediyordu adama. Hiç namuslu esnaf kalmadı gibi birşeyler de söylüyor olmalıydı. Haklıyıdı, her şey bozulmaya başlamıştı çoktan zaten, baksana yarasa kanadı yerine igiuna kemiği satabiliyorlardı ve parayı alıp kaçan kokain satıcıları doluydu etraf. Yoldan birisini aldık. Torbacıydı. Bir esrar satıcısı. Arkaya atladı. Bizimle beraber kokain satıcısını aramaya başladık. Bir nevi lonca ahlakıydı galiba bunu ona yaptıran ve bir yandan sigara sarıyordu jipin arkasında. Bir başka bar önünde bir kadını aldık. İşyeriydi orası sanırım, o köşe başı. Sonra belki yanılıyorum diye düşündüm, kadın değil transtı galiba ama arkaya bakınca pek anlaşılamıyordu kesif bir duman kaplıydı.

Bir de Vudu var, bez bebeklerin üzerine iğne batırıp sevmediğini öldürebiliyorsun. Brezilya’da bez bebek yapan bir Haitili kadın var tanıdığım. Bilmem, isteyen olur mu?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI