Aydın Selcen
Aydın Selcen

Suriye: Veriler ve öngörüler

Pazar, 4 Şubat, 2018
Günün sonunda, Türkiye Fırat’ın doğusuna geçmemek kaydıyla sınırlarının ötesinde belirli bir derinliğe ulaşan tampon bölge kurar, PYD Afrin’de Esat’ın egemenliğini tanır, ABD Münbiç’in tamamını veya bir bölümünü Türkiye denetimine bırakır, Fırat’ın doğusunda ise TSK ile YPG/YPJ arasına kendi tampon olur, SDG’nin de Şam’la uzlaşması için RF aracılı temaslara destek olmasa da göz yumar deniliyor.

Afrin cebinin büyüklüğü 4 bin kilometrekare civarında. Demek ki 60x70km gibi boyutları var. Tel Rifat ve Minnag Hava Üssü’nü içeren “tava sapı” kısmın büyüklüğü de 295 kilometrekare.

Mıntıkanın Türkiye’ye sınır kuzey ve batı bölümlerdeki dağlık alanlar 600 ila 1000 m yüksekliğinde tepelerden oluşuyor. Yükseltiler, çanağın merkezindeki Afrin yerleşim birimine hakim. Obüs menzili 30 ila 40 km.

Bunu fikir vermesi bakımından Kuzey Irak’ın dağlık sınır bölümüyle karşılaştırırsak, orada yükseklikler 1000 ila 4000 m ve bu dağların doğusu İran. Kuzey ve doğu sınırlarının da boyutları kabaca 300kmx500km.

Afrin mıntıkasının 2011 öncesi nüfusu 350-400 bin civarındaydı. İç göçle Afrin merkez ve mıntıkadaki 350 köy dahil bu sayının 700 bini bulduğu sanılıyor. Nüfusun da çoğunluğu Kürt, iç göçle gelenlerin de, YPG/YPJ mevcudiyetinin de çoğunluğu Afrinli Kürt.

TSK, Fırat Kalkanı’nda yaklaşık 4 bin kişilik bir güç seferber etmişti. Fırat Kalkanı cebinin büyüklüğü ise 2 bin  kilometrekare civarında. Hava sahasının harekata açılması FK’de olduğu gibi Afrin’de de Rusya’ya bağlı. Bu defa, Afrin’de TSK destekli ÖSO gücünün büyüklüğü 15 bin civarında. Afrin cebinde silahlı YPG/YPJ mevcudiyetinin 8 ila 10 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. (Harita-1)

Harita-1: Afrin Zeytin Dalı Harekatı

Esat Baraj Gölü’nün güneyinde kalan Tabka Üssü cebini saymazsak, ABD destekli SDG elinde Fırat’ın batısındaki tek alan Münbiç cebi. Münbiç’ten Türkiye sınırındaki (Fırat Kalkanı’nın doğu ucu) Cerablus’a uzaklık 35 km.

Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki SDG kuvvetlerinin toplamı yaklaşık 50 bin kişi. Kabaca bunun yarısı YPG/YPJ’den oluşuyor. Bu alanın büyüklüğü yaklaşık 45 bin kilometrekare ve Suriye yüzölçümünün toplamda dörtte birine tekabül ediyor.

Suriye içindeki davetli/davetsiz güçlere gelirsek: ABD’nin 1500 ila 2000, İran’ın 15 bin, Rusya’nın ise (çekilmeden önce/sonra? hangi çekilme?) 10 bin civarında mevcudiyeti olduğu ileri sürülüyor. Bu rakamlar ABD hariç biraz karakuşi.

İran destekli Hizbullah ve sair milis gücünün Suriye içindeki toplam büyüklüğüne 150 bin (bence çok abartılı) diyen de var, 70 bin de (daha gerçekçi). Suriye ordusundan arta kalan ise keza yaklaşık 70 binlik bir güç.

Saha böyle, masa nasıl? Cenevre patinajda. Yapılan toplantılar neredeyse haber olma özelliğini yitirdi. Rusya, Soçi’yi Cenevre’nin yerine (belki artık Astana’nın da) ikame ederek diplomatik bir başarı kazandı. Artık Cenevre de, Esat’sız Suriye’ye geçiş müzakereleri süreci olma niteliğinden, yeni Suriye’nin anayasasını yazım süreci olmaya evrildi. Rusya (ve İran) Esat’ı başta tuttu.

Türkiye, Suriye Kürtlerini PYD bir yana ENKS de dahil Soçi’ye sokturmadı. Soçi’de Suriye çok düşük profille temsil edildi, anayasa yazım komitesinin yüz delegesi Esat, kalan 50’si “muhalefet” tarafından belirlenecek. O kalan muhalefete PYD’nin girmemesi Ankara’nın önceliği.

Ancak Irak’ta olduğu gibi Suriye’de Kürtlersiz yeni ülke kurmak mümkün değil. Türkiye’nin Astana Troykası ortağı Rusya ve İran’ın sahada bulunma sebebi Esat’ı ayakta tutmak. Türkiye’nin NATO müttefiği ve koalisyon ortağı ABD’nin hedefi Esat’sız Suriye’ye geçiş -ve IŞİD’i bitirmek, geri dönmemesini sağlamak.

Kürtler, ne RF’nin, ne ABD’nin sorunu. Ne RF, ne ABD’nin münhasır bir Kürt siyaseti var. Esat’sız Şam isteyen Ankara’nın, Esat yönetimindeki Şam’la Suriye’deki ortak sorunu ABD mevcudiyeti. Her ikisi de ABD’nin kendi ülkelerini böleceğinden kaygılı. Rusya, Türkiye-ABD ittifak ilişkisinin mümkün olduğunca sorunlu ama kopmadan sürmesi hedefini de güdüyor. Kürt meselesi bu yönden RF’nin işine geliyor.

Arkasında ABD olmasa YPG/YPJ’nin (PKK’nin doğrudan uzantısı da olsa) Türkiye için ulusal güvenlik tehdidi olma özelliği yok. Esasen Ankara’nın PYD’yi destekleyen Suriye Kürtlerinden tehdit algısı, ulusal güvenlik değil cumhuriyetin (bitmeyen) beka sorunu.

Trump başkanlığındaki ABD’nin bir diğer ve belki başat önceliği de İran’ın önünü kesmek, İsrail’in güvenliği. İran’ın önünün kesmekte, nihai tahlilde, Türkiye SDG’ye oranla çok daha değerli oyuncu. O arada, biz kuzeybatıyla ilgilenirken güneybatı Suriye ve belki Güney Lübnan’da yeni bir İsrail-Hizbullah (İran) savaşı olasılığı da güçlendi.

Günün sonunda, Türkiye Fırat’ın doğusuna geçmemek kaydıyla sınırlarının ötesinde belirli bir derinliğe ulaşan (30 km olur mu bilemem) bir tampon bölge kurar, PYD Afrin’de Esat’ın egemenliğini tanır, ABD Münbiç’in tamamını veya bir bölümünü Türkiye denetimine bırakır, Fırat’ın doğusunda ise TSK ile YPG/YPJ arasına kendi tampon olur, SDG’nin de Şam’la uzlaşması için RF aracılı temaslara destek olmasa da göz yumar, Afrin Harekatı’nın “tamamlanması” bu yılın yaz ortalarını bulur hatta geçer, Idlip’in tamamına da aynı dönemde Suriye ordusu RF hava desteğiyle yakıp, yıkarak hakim olur (deniliyor).

Olur mu gerçekten tüm bunlar? Olursa hangi zaman aralığında, hangi sekansla olur? Olursa, kalıcı çözüm olur mu? Kaç kişi daha hayatını kaybeder? Kaç aile daha yerinden, yurdundan olur? 2011’den bu yana Suriye’den ayrılmak zorunda kalanlardan yüzde kaçı geri dönebilir? Dönebilen olur mu? Yanıtları biliyorum dersem o da yalan olur. Saha ve masa dağılımına bakarak sizler de kendi çıkarsamalarınızı yapabilirsiniz.

Konunun cumhuriyetin kuruluşundaki temel çelişki 1921 ve 1924 “teşkilat-ı esasiye” tahayyülleri, 1925 Şeyh Sait İsyanı (mandater Fransa’nın sınırın Suriye tarafında kalan demiryolunu kullandırması), 1926’da Musul vilayetinin Irak’ta kalması, 1926-30 Ağrı İsyanı bastırıldıktan sonra 1932’de İran’la yapılan hudut tadilatı, 1937 Sadabat Paktı, 1938 Dersim tertelesi, Hatay’ın 1938-39’da yurda katılıp, Afrin’in dışarıda kalması, merhum Menderes dönemindeyse 1957’de Suriye’ye, 1958’de Irak’a (kraliyet darbeyle yıkılıp, Molla Mustafa Barzani SSCB’den geri dönüp, Kerkük’te KDP ve komünistlerce Türkmenler katledildiğinde) askeri müdahale seçeneğinin çok ciddi biçimde gündeme gelmesi, ötesi 1971 yılının 11 Mart’ında aynı Barzani Bağdat’ı temsilen Saddam’la özerklik anlaşmasını imzaladığının ertesi günü 12 Mart’ta bizde darbe olması gibi boyutları da “Türkiye ve Kürtlerin(in) Tarihi” penceresinden, sağlam bir bilim insanının elinden öpecek güzel bir tarih kitabı olur herhalde.

Barışı bekleyen biçare kumrular gibi bir pazar günü dilerim. “Benim oğlum bina okur, döner döner baştan okur” diye bir söz vardır hani, nedense aklıma bak o geldi.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI