Bunlar suçsa ört ki ölem

Cumartesi, 3 Şubat, 2018
Tabipler, Hipokrat yemini etmiş insanlar yani ve savaşa alkış tutmadıkları için suçlu muamelesi görüyorlar. Hekimlerin, savaş ve çatışma gibi ölüm, yaralanma ve hastalık üretme misyonu taşıdığı kaçınılmaz gerçeklikle sabit eylemlere karşı olduğunu söylemesini suç saymak tüyler ürperten bir çelişki. Savaşta verilen ilk kayıp denilen sağduyu evet çoktan kaybedilmiş.

Hak savunuculuğu ve savaş karşıtlığı suçsa ört ki ölem. Bir yanda mesnetsiz iddialarla uzayan hak savunuculuğu davası bir yanda hekimlerin savaş karşıtlığının suçlu muamelesi görmesi. Hadi Sınır Tanımayan Doktorlar “yabancı” peki ya gayet yerli ve milli olan Yeryüzü Doktorları’nın kuruluş felsefesi çok mu farklı?

Önce davaya ilişkin sorular gelsin.

Gizli tanık ifadeleri üzerine kurulmuş davanın duruşmasına gizli tanığın gelmeyişi, davayı çökertmiş olmaz mı? Savcılıkta verilerek iddianameye geçirilmiş gizli tanık ifadesinin mahkemede dinlenmesi mümkün olmadığında o davanın düşmesi gerekmez mi? Gerçi vicdanlarda zaten düşmüş olan bir davadan söz ediyorum. Hak savunucuları davası, Büyükada baskınıyla 5 Temmuz’dan itibaren gündemimize oturmuştu. Her kesimden, farklı görüşlerden pek çok kişi ve kurum, hukuki dayanaktan yoksun bu baskını ve davayı her yönüyle bolca eleştirmişti. İddianamenin mahkemece kabulü ve basına yansımasıyla, delillerin zayıflığı daha doğrusu delil olduğu öne sürülen belge ve bilgilerin kesinlikle suç niteliği taşımayan çalışmalara ait olduğu gün gibi ortaya çıkmıştı. Sadece gizli tanık ifadesi kalmıştı, iddianameden geriye. Yargılama aşamasında dinlenemeyen gizli tanık ifadesi. 31 Ocak tarihli duruşmaya hak savunucuları eksiksiz katılırken gizli tanığın bulunmayışı, bir sonraki duruşmanın haziran ayına ertelenmesi, beraatın gecikmesi anlamına geliyor. Taner Kılıç davasının birleştirilmesiyle su götürmez biçimde açığa çıkmıştı ki yargılanan hak savunucuları değil doğrudan hak savunuculuğu. Gizli tanığın gelmeyişiyle açığa çıkan da geciken adalet…

Taner Kılıç hakkındaki tahliye kararının bir üst mahkemece bozularak tutukluluk halinin devamına hükmedilmesi, bu duruşmanın kayda değer sonuçlarından. Bir de 11 hak savunucusu için sonraki duruşmaya katılma zorunluluğunun kaldırılması. İlknur, Nalan, İdil, Özlem, Günal, Nejat, Peter, Ali, Taner, Şeyhmus, Veli için beraat kararı çıkması hak savunuculuğunu kriminalize eden vahim hatadan dönülmesi anlamına gelecek.

“Hak savunuculuğunun güvence altına alınması herkesin haklarının ve geleceğinin güvencesi” diyen sevgili İlknur umutlu ve umudunu bizlere de aşılıyor. İnsanlık adına yüz karası bu sayfanın bir daha açılmamak üzere kapanmasını umarken Türk Tabipler Birliği yöneticilerinin göz altına alınmasıyla yolun çetinliği de kendini bir kere daha gösterdi.

Tabipler, Hipokrat yemini etmiş insanlar yani ve savaşa alkış tutmadıkları için suçlu muamelesi görüyorlar. Hekimlerin, savaş ve çatışma gibi ölüm, yaralanma ve hastalık üretme misyonu taşıdığı kaçınılmaz gerçeklikle sabit eylemlere karşı olduğunu söylemesini suç saymak tüyler ürperten bir çelişki. Savaşta verilen ilk kayıp denilen sağduyu evet çoktan kaybedilmiş.

TTB’nin ideolojisine katılmayabilir, eylemini, söylemini seçilen kelimeleri beğenmeyebilirsiniz ama mesleki etik açısından yerli yerinde olan bir yaklaşıma suçlu muamelesi yapmak başka bir şey. Öfke galeyana gelmiş ve mantık savuşmuş. Sadece bildiriyi hazırlayan ve yayınlarla bile sınırlı kalmayıp sosyal medya paylaşımlarını da suç kapsamına almak, akla seza. Ya da aylarca sürecek yeni hak ihlalleri gündeminden umulan bizce meçhul bir başka fayda için araçsallaştırılıyor, TTB bildirisi ve savaş karşıtlığı..


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI