Dinçer Demirkent
Dinçer Demirkent

'Milli irade’den ‘milli’ye: İstibdadın kuruluşu

Perşembe, 1 Şubat, 2018
‘Milli irade’ kavramının yerini ‘milli’ aldı. Bu küçük kelime düşmesi, rejime ilişkin bir düşürme planına ve yeni bir meşruluk inşasına işaret ediyor. Artık diktatörlük için seçmenin onayı değil, herkesin Diriliş dizisinin karşısına geçip başına tencereden bir miğfer, göğsüne kazan kapağından kalkan yaparak millileşmesi bekleniyor.

AKP’nin çoğunluk diktatörlüğü döneminin en muteber sloganı milli iradeydi. Milli irade, Erdoğan’ın ima ettiği biçimiyle seçmenlerin oy kullananlarının çoğunluğunun ol dediğinin olmasıydı. Uzatmadan söyleyeyim; milli irade demek, siyasal iktidar sağlayan seçmen çoğunluğunu bir şekilde elde etmiş partinin, istediği her şeyi yapabileceğini demekti. Milli irade (AKP) bütün ortaöğretim müfredatının imam hatiplerin kutlu neslini inşa edecek biçimde tasarlanmasını mı istedi, hemen yapılıverirdi. Türkiye’nin yarısından fazlasının Anayasa’nın laiklik ilkesini dile getirmesinin hiçbir önemi yoktur artık. Milli irade daha çok inşaat, daha çok havaalanı, daha çok cami, daha çok rezidans, daha çok maden mi istedi; ÇED raporlarının, şehir planlarının, mahkeme kararlarının hiçbir önemi kalmazdı. Milli irade saray mı istedi; Atatürk Orman Çiftliği hemen tahsis ediliverirdi. Saltanat mı istedi, cumhuriyet milli iradenin karşısında ne ifade eder ki? Çünkü milli irade yanılmaz, kandırılmaz, hırsızlık yapmaz, cinayet işlemezdi.

Milli irade, seçimlik diktatörlük rejiminde AKP’nin liderinin her istediğini yapabileceğini meşrulaştıran temel kavramdı. Bu kavram eski itibarından düştü, daha doğrusu bir bölümü düştü. ‘Milli irade’ kavramının yerini ‘milli’ aldı. Bu küçük kelime düşmesi, rejime ilişkin bir düşürme planına ve yeni bir meşruluk inşasına işaret ediyor. Artık diktatörlük için seçmenin onayı değil, herkesin Diriliş dizisinin karşısına geçip başına tencereden bir miğfer, göğsüne kazan kapağından kalkan yaparak millileşmesi bekleniyor. Eskiden parti ve ulusun çıkarlarının ortak olduğuna ilişkin bir söylem varken artık partinin dışında kalanın ulusun da dışında olduğunu vurgulayan açık bir faşizmi yaşıyoruz. Milli diziler, milli dizi oyuncuları, milli profesörler ve doçentler var. Sabah programlarında savaş propagandası yapıyor, dizilerde savaşıyor, tartışma programlarında Nuh hazretlerinin telefon görüşmelerini deşifre ediyorlar. Bol para ve mevki, makam kazanıyorlar millilikleri ile. Bir de geri kalan “profesör olsan ne olur; sanatçı, yazar olsan ne” sıfatındakiler. Onlara da zindanlar, mahkeme kapıları, işsizlik yolları…

‘MİLLİ’ İNŞADA ANA MUHALEFET

‘Milli irade’nin yerini ‘milli’nin alması, iktidarın istibdad eğiliminin ötesine, halkın yeni bir inşaya tabi tutulacağını gösteriyor. Ana muhalefet iktidarın bu kararına kendince katkısını ‘savaşa tam desteğini’ açıklayarak yapsa da ne yazık ki umduğunu bulamadı. Erdoğan ona ne yaparsa yapsın yeteri kadar milli olmayacağını gösterdi. Fakat CHP’nin hamlesi, barış diyen herkesi gayri milli ilan ederek hapsetmenin, susturmanın yolunu kolaylaştırdı. CHP şimdi tam destek verdiği harekata “Ama ÖSO milli değil, beynelmilel bir cihadcı grup” diye cılız itirazlar getirse de bir şey etkileme şansı yok artık. 30 Ocak’ta, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyelerine yapılan baskına karşı CHP lideri artık söylese ne söylemese ne? Milliyetçiliği ile övünen eski konsolos milletvekili dahi gayri milli ilan edilmişken Sayın Kılıçdaroğlu nice yakınabilir artık durumdan? “Böyle bir şey olabilir mi?”

Evet böyle bir şey olabiliyor. Hem de çok uzun bir zamandır, adım adım, ilmek ilmek örülerek olabiliyor. Her adımında her ilmeğinde, ana muhalefetin katkıları var. Eğer bir ülkede, ana muhalefet partisi, ‘istibdada yönelen’ bir iktidarın kaybettiği seçim sonrasında iktidarı yeniden hediye edercesine onunla istikşafi görüşmeler yapıyorsa artık adil seçim savunusu suçlaştırılabilir hale gelmiştir. Anayasaya aykırı anayasa değişikliğine, anayasaya aykırı olduğunu söylemesine rağmen onay veriyorsa, artık o ülkede anayasayı savunmak suçlaştırılabilir. Eğer bir ülkede ana muhalefet milletvekillerinin tutuklanmasına kapıyı açıyorsa artık o ülkede parlamento feshedilebilir. Eğer bir ülkede ana muhalefet KHK rejimini bir darbe rejimi olarak tanımlamasına rağmen OHAL KHK’lerine karşı ikircikli bir muhalefet izliyorsa artık o ülkede kuvvetler ayrılığını savunmak suçlaştırılabilir. Eğer bir ülkede ana muhalefet “TSK bir yere gitmişse bize susmak düşer” diyorsa, artık o ülkede savaştan ve ölümden başka yollar olduğunu söyleyen herkes tutuklanabilir. Arkası büyük bir milli suskunluk… Sis’i Tevfik Fikret’in. “Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet, ey şehr; Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..”

BARIŞ ANAYASAL HAKTIR

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi’nin meslek etiğinin gereği olarak yaptığı açıklamanın ardından girişilen kriminalize etme süreci, “milli partilerin” ülkenin bir bölümünü diğer bölümüne karşı yapılandırmasında önemli bir eşiktir. Savaşın ülke içine başka araçlarla taşınmasıdır. Savaş düzeni ‘içeride’ yeni bir egemenlik ve nüfus inşasının yasanın dışına çıkmış yoludur. Bu yolun sonunun olmadığı ise binlerce kere görülmüştür.

Başındaki tencere miğfer ve göğsündeki kalkan kapak ile bilgisayar başına geçerek tweet atan milli yurttaşlarımız da bunu görecektir. Barış içinde yaşamak hakkı, anayasal bir hak olmanın ötesinde, o çok kutlu devlet mefhumunun bugüne kadar sunduğu tek varoluş gerekçesi, tek meşruluk dayanağıdır.


Dinçer Demirkent kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI