Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?

Çarşamba, 31 Ocak, 2018
Avını elinden kaçırmak istemeyen yırtıcı benzetmesi, şiddet anında saldırganın sergilediği şiddet ve mağdur kadın hakkındaki bakış açısını kavramamızı kolaylaştırabilir. Kendi mülkiyetindeki bir “şey” başkalarının eline geçecek, saldırgana göre. O “şey” üzerindeki hakimiyetini kaybedeceğini anladığı anda, artık kaybedecek başka bir şeyi kalmamış oluyor. Tam bu noktada eril şiddetin en tehlikeli haliyle yüz yüze, müdahale edenler.

Ülke ve dünya gündemini savaş ve çatışmalar şekillendirirken kadın hareketi, tüm bu sorunları yadsımadan kendi gündeminin peşinde. Kadın hareketinin değişimi, bugünü ve geleceği üzerine konuşuyoruz, iki gündür. OHAL şartlarından kaynaklanan hak ihlalleri, savaş karşıtlığı ve barış çağrılarının vatana ihanet sayılması gibi barış akademisyenleri davası, Bozcaada davası duruşmaları aklımızda, gönlümüzde, dilimizde. Ancak gündemimiz daha farklı. Sivil çalışmaların ajanlık, muhalefetin isyan, barış çağrısının ihanet sayıldığı şu günleri aşmanın yollarından biri olarak yeni toplumsallıklar ve yeni politikalar geliştirme ihtiyacına da cevap üretme potansiyeli vaat eden barış, dostlık, dayanışma günlerindeyiz. Hem Bozcaada davasının 31 Ocak’taki duruşmasında sivil toplum mensubu arkadaşlarımızın hem de barış akademisyenlerinin beraatı umuduna sarılmış haldeyiz.

Uçan Süpürge organizasyonuyla gerçekleşen Kapadokya buluşması, kadın örgütlerinin temel politika ve yaklaşımlarına yeni açılımlar ekleme şansı sunuyor. Bir yandan ikinci dalga feminizmin hafızası tazeleniyor bu toplantıda. Diğer yandan kadın hareketi ve kadın hakları savunusuyla sınırlı çalışmalara projektör tutuluyor. Feminizmin girdiği yeni evrede farklı politika üretmenin ve örgütlenme biçimleriyle ortaklaşma yöntemlerinin geliştirilmesini konuşuyoruz. Tabii ki her yönüyle her biçimiyle şiddeti de…

Eril şiddetin saldırganlık dozunun yükselmesi ve yaygınlaşmasının arka planına bakıyoruz haliyle, Şiddetin, giderek gerileyip alan kaybetmeye başlayan patriyarkanın bir çeşit savunma aracı olduğu yönündeki tespit ise en geniş kabul görenlerden. Politik eylem olarak “kadın kurtuluş hareketi”, yerel ve küresel politikaları şekillendirmeye başladıktan sonra eril zihniyet, kaybettiklerini geri kazanma arzusuyla özellikle şiddet boyutunda kendi varlığını korumaya çalışıyor bize göre. Şiddet yoluyla hem örgütlü hem de bireysel “kurtuluş” çabalarını bastırmaya yöneliyor.
Bu çerçevede şiddetle mücadele yöntemlerinin güçlendirilmesi ve acil müdahale teknikleri geliştirilmesi ihtiyacı da toplantı aralarının gündemini oluşturuveriyor. Özellikle Hindistan’da kadın örgütlerinin geliştirdiği bazı yöntemler çok cazip. Saldırı anında acil müdahale başlı başına uzmanlaşılması ve iyi tasarlanarak harekete geçilmesi gereken bir alan olarak çıkıyor karşımıza. Polisin gelmesini beklemenin imkansız olduğu hallerde veya kolluk gelinceye kadar geçecek sürede saldırganı engellemek imkanı olmasa bile duraksatabilmenin dahi hayat kurtarıcı olduğunu biliyoruz. Saldırganın dikkatini bir anlığına dağıtabilmenin dahi çok yönlü taktiklerle başarılabileceğinin farkındayız.

Avını elinden kaçırma korkusuyla dört yana saldıran yırtıcıların ruh halinde eril şiddet. Acil müdahalenin, bu ruh hali ve zihniyeti bilerek uygun biçimde tasarlanması da hayati öneme sahip.
Şiddet anında mağduru kurtarmak için harekete geçerken alınması gereken tedbirleri konuştuğumuz günün sonunda Yunus Emre İzol’un, şiddeti önlemeye çalışırken hayatını kaybettiğini öğrenmek çok acı. İki arkadaşının da yaralandığı vahim olayın benzerlerini defalarca gördük, Pek çok iyi insan, tanıdığı veya tanımadığı kadınları korumak isterken saldırganın hedefi haline geldi. Genç futbolcu Yunus Emre İzol’e rahmet ailesine, sevenlerine sabır diliyorum.

Benzer acıların tekrarlanmaması, iyi insanların zarar görmeden şiddeti önleyebilmesi için geliştirilen acil müdahale teknikleri, şiddetle mücadelenin önemli bir parçası. Bilinçli yapılan ilk yardım gibi düşünelim şiddete müdahaleyi de. Usulüne uygun ilk yardımın hayat kurtarması gibi, saldırı anında şiddet failini durdurup etkisiz kılarken saldırgana müdahale eden kişinin ilkin kendi güvenliğini önceleme gereği akıldan çıkmamalı. Şiddet mağdurunu kurtarmanın yolu, çevredeki insanların kendi hayatını korumasıyla başlamalı. Bunun için öncelikle eril şiddeti doğuran mülkiyet algısını ve hükmetme arzusunu tanımak gerek.

Avını elinden kaçırmak istemeyen yırtıcı benzetmesi, şiddet anında saldırganın sergilediği şiddet ve mağdur kadın hakkındaki bakış açısını kavramamızı kolaylaştırabilir. Kendi mülkiyetindeki bir “şey” başkalarının eline geçecek, saldırgana göre. O “şey” üzerindeki hakimiyetini kaybedeceğini anladığı anda artık kaybedecek başka bir şeyi kalmamış oluyor. Tam bu noktada eril şiddetin en tehlikeli haliyle yüz yüze müdahale edenler. Saldırı anında saldırganın, kadını tümüyle nesneleştirmiş olduğu bilinmeli. Malı saydığı, nesneleştirdiği kadına yardım çabalarını da doğrudan kendine ve mülküne saldırı olarak algıladığı unutulmamalı. İnsani duyarlılıktan eser kalmamış güdülerinin kontrolünde hareket eden primata dönüşüyor eril şiddet faili. Saldırgan güdüleri derhal iyi niyetli yardımsevere yöneliyor.

Eril şiddete duyarsızlık kadınları ve çocukları öldürürken yazık ki duyarlılık da, bilinçsiz müdahale olursa iyi insanların hayatına mal oluyor. Ürkütücü paradoks. Çalışmaya, konuşmaya, yazma devam ederek farkındalık geliştirmenin hayat kurtarıcı olacağı bir başka boyutu erkek şiddetinin.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI