'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?

Cumartesi, 27 Ocak, 2018
Gelecek seçimlere hazırlık mahiyeti de taşıyan Ak Parti Olağan Kütahya İl Kongresi'ndeki konuşmayla savaş ya da harekat ilanı, bu askeri eylemin siyasi yatırım olduğunu gösteriyor. Belki en azından askeri operasyondan siyasi rant elde etme kurnazlığı denebilir. Her iki halde de savaşı kârlı görmekten, savaşla kazanç elde edileceği yanılgısından ibaret.

Barış hayal değil, ütopya değil sadece insani tekamül meselesi. İnsanın böylesi yüksek tekamül merhalesine ulaşmasının imkanları da mevcut. Çağımızda yaşanan örnekleri de var üstelik.

Mesela ‘dünya beşten büyük’ sloganının işaret ettiği gerçeklik, bu örneklerden birisi. Slogan, yurt içinde olduğu gibi dünya genelinde de ‘ezilmişler’ nezdinde geniş kabul gördü. Ancak hamasi nutuklarla ‘dünya beşten büyük’ haykırışları gölgelerle savaşa girişmekten farksız. O ‘beş’ nasıl ortaya çıktı ve dünyaya hükmetme gücünü nereden alıyor sorularının cevabı, bize iç ve dış barışı kurmanın yollarını gösterebilir. Savaşsız ilişkilerin yürütülebilmesi için kurulan güçler dengesi, benzer denkliklerin alt katmanlarda modellenebilmesinin imkanlarını da işaret eder.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası, benzer çatışmalara tekrar girmemek üzere anlaşarak oluşturdu bu yapıyı. Yani o beş ülke bir daha birbiriyle savaşmamak için anlaşmaya vardı. O beş ülke dünyaya hükmetme gücünü kendi arasında barış diplomasisi kurabilmiş olmaktan alıyor, günümüzde. Ekonomik güç, sanayi ve endüstriyel gelişme, bilim ve teknoloji alanındaki üstünlük ve tüm bunları mümkün kılan düşünsel ve sanatsal gelişimi sağlayan şeylerin başında gelen fikir ve ifade hürriyeti, barış ikliminde mümkün. Birbirleriyle savaşmıyor olmaktan gelen güçle dünyayı şekillendiriyor bu ülkeler. Kendi toplumlarını barış ikliminde yaşatma gücüyle ayrılıyorlar, dünyanın geri kalanından.

Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin dünyanın kalanına ve şüphesiz kendi toplumlarına karşı da her daim yüksek ahlaki değerler ve sonsuz insancıl politikalarla yönetim sergilemiyorlar. Ancak bu ülkelerin halkları, kendi devletlerinin büyük bir savaşın içine girmeyeceğine dair inanca sahipler. Geleceğe güven duygusuyla bakabilme şansı, o toplumlarda insani, vicdani değerlerin yükselmesini sağlıyor. Aynı zamanda bilim, fikir, sanat üretme potansiyelini geliştirerek, insanları bu yönde teşvik ediyor. Ak Partinin ilk yıllarında Erdoğan’ın pek severek sık tekrar ettiği ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ vasiyetini gerçekleştirmiş durumda bu beş devlet.

Barışın imkanlarını, savaşsız dünya kurulabilmesinin yollarını gösteren bir diğer örnek de Avrupa Birliği. Sadece ikinci ve birinci dünya savaşlarında değil ondan öncesinde de sürekli birbiriyle savaşmış iki ülke, bir daha savaşmamaya karar verdiği için ortaya çıktı bu birlik. Almanya ve Fransa çıkar çatışmalarının yol açtığı savaşların yorgunu olarak çareyi çıkar ortaklığında bulmuştu bilindiği gibi. Savaşın galibi de mağlubu da kazandığından çok daha fazlasını kaybediyordu her seferinde. Dolayısıyla kaybettirdiklerinin yerine barışın kazandıracaklarını düşünebilmekle başlamıştı her şey. Ülkelerini müreffeh, insanlarını mutlu kılan barış iklimi yaratabilmek için verilen siyasi mücadelenin öyküsü Avrupa Birliği oldu sonuçta. Şüphesiz sorunsuz cennetlerden söz edilemez. Ama militarizmin gerileyip siyasetin, diplomasinin ön almasıyla kurulmuş uluslararası barış ortamı. Dünyaya savaşsız yaşamanın imkanlarını öğretecek bir yapı. Ulusların, çıkarları için karşısındakiyle savaşması yerine farklı bir atmosfer oluşturuldu. Bilinen ‘savaş kârlıysa savaş, barış kârlıysa barış olur’ vecizesi doğrultusunda barışı, savaştan daha kârlı kılmanın örneğini sergilediler. İnsanlık için kıymetli bir tecrübe, sorunlarına ve eleştirilecek pek çok yönüne rağmen değerini hiç yitirmeyecek bir ders, Avrupa Birliği.

Şüphesiz kendileri için istemedikleri şeyi başkaları için de istemediklerini söyleyecek halimiz yok. Gerçekte dünyayı ‘pokemonlarla’ yönetiyorlar. Hem BM hem AB için geçerli bu pokemon örneği. Çizgi karakterler gibi onlar da asla kendileri dövüşmüyor. Her daim ceplerinde hazır bulunan farklı yeteneklere sahip güçleri kullanıyorlar. Kendileri istediği zaman hayat bulup meydana çıkan ve işini tamamladığında ceplere tekrar giren, vazifeli yaratıkları birbirleriyle savaştırıyorlar. Kimi zaman Taliban oluyor bu pokemonlar kimi zaman El-Kaide. DAEŞ, NUSRA, PKK, PYD gibi terör örgütlerinin yanı sıra çok zaman devletler de ellerinde birer pokemon oyuncağı haline dönüşüyor.

Mesele ‘dünya beşten büyük’ itirazıyla yakınmak yerine kendileri savaşmayan ülkelerin adına savaşlara girmeyip tam tersine onların kendileri için kurduğu düzeni kendi bölgesinde modelleyebilecek siyasetler üretmekte. Barış, ütopya değil. Yeter ki ekonomik ya da siyasi çıkar elde etmek için savaşın hiç de elverişli bir araç olmadığı gerçeği görülsün. Devletin beka sorunu asıl olarak bu savaşçı zihniyetle, siyasetçiler eliyle yaratılmasın. Ama şu an bizden çok uzak bu ihtimal. Devletin ve milletin geleceğine ihanet sayılıyor barış çağrıları. Savaşın kaçınılmaz sonucu olan her türlü ölüm, yıkım, zulümle toplum gelişecek, devlet güçlenecekmiş gibi kurgulanıyor siyaset. Gerçekte sadece her savaş gibi günümüzdeki Afrin, Zeytin Dalı Harekatı da sadece bir iktidar aracı.

Eğer siyasi güç devşirmenin yolu olarak kullanılmasaydı, gerçekten Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi bir topyekun saldırı, gerçek bir beka sorunu olsaydı, çok daha farklı şekilde ilan edilirdi, bu harekatın başlayışı. Gerçekten memleket meselesi olsaydı mesela Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden duyurulurdu yazılı ve sözlü olarak. Demokratik bir devlet olsak parlamentoda ilan edilirdi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan Zeytin Dalı harekatının başladığını, partisinin bir il kongresinden duyurdu.

Gelecek seçimlere hazırlık mahiyeti de taşıyan Ak Parti Olağan Kütahya İl Kongresi’ndeki konuşmayla savaş ya da harekat ilanı, bu askeri eylemin siyasi yatırım olduğunu gösteriyor. Belki en azından askeri operasyondan siyasi rant elde etme kurnazlığı denebilir. Her iki halde de savaşı kârlı görmekten, savaşla kazanç elde edileceği yanılgısından ibaret.

Bir haftada 14 kayıp 130 yaralı var Sağlık Bakanının açıklamasına göre. İnsan canıyla, kanıyla her hangi bir şey kazanılamayacağını idrak edene kadar da yükselecek. Bizden sizden kayıpların skor tabelasına yazılır gibi sunulmasının yarattığı vicdan yarası da ayrı. İnsanlığımızdan çıkaran yaklaşımlar. Ömür dediğimiz insaniyete yolculuk demiştim önceki yazımda. Savaş kayıplarının her biri insan olmaya giden yoldan çıkışımız ve yazık ki skor tabelası benzeri açıklamalar da insanlıktan çıkışımızın ilanı.

Barışın savaştan daha kârlı olduğunu anlayarak politika geliştirmeyi öğrenemediğimiz takdirde, savaş ilan ettiğimiz örgütlerden farkımız kalmaz. Pokemon oyuncaklarına dönüşen devlet olma yolunda ilerleriz.

Not: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevini sonlandırması, hayatta kalmayı seçmesi bugünün en güzel gelişmesi. Kararlarından ötürü onları kutluyorum. Tabii komisyondan gelen ret cevabı hukuksuzlukların resmi kabul gördüğü anlamı taşıyor. Yine de önlerinde yargı yolunun açılmış olması her şeye rağmen umut verici. Eski tabirle ‘kadının ilminden emin olsan da hükmünü vicdanına danış’mak adaletin yerini bulmadığını ortaya koyuyor. Ancak yaşam özgürlük, yaşam umut her şeye rağmen.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI