Savaş karşıtlığı yasağı

Pazartesi, 22 Ocak, 2018
İktidarın hassasiyetine bakılırsa, Efrîn “savaşının” nasıl yürütüleceğinden ziyade nasıl gösterileceği, Efrîn’de ele geçirilecek mevziler kadar ülke içinde kazanılacak mevziler de hayati. Savaşın silahlı boyutu Efrîn’de, psikolojik boyutu ise ülke içinde yürütülürken, milliyetçi-İslamcı koalisyonun şimdiden toplumda milliyetçi-militarist damarı besleyerek geniş kesimleri “esas duruşa” geçirdiğini söylemek mümkün.

Efrîn “savaşını” alkışlamak dışında her sözün yasaklandığı, toplumsal muhalefetin doğrudan tehditlerle bertaraf edildiği bir düzende sadece gazeteciliğin değil, yorum yapmanın da imkânı kalmadı. Zaten olmayan ifade hürriyetinin kökü de kazındı.

Savaş karşıtlığı kadar savaşın seyrini objektif olarak yansıtmanın, yani hakikatlere dayanan gazetecilik yapmanın yasaklanması, iktidarın bu savaşı ne kadar kırılgan bir zeminde yürüttüğünü, elinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Fakat bu zayıflık, AKP’nin bu savaştan mutlak bir iktidarla çıkmasına engel değil.

Efrîn savaşının muhatabı, gösteriye göz yummaları için ne tür “reddedilemeyecek teklifle” ödüllendirildiklerini henüz bilmediğimiz Rusya, Şam veya ABD değil. Onlar milliyetçi-İslamcı iktidar gücünün sınırlarını iyi biliyor. Dolayısıyla “mesaj” esas olarak Kürt hareketlerine, diz çökmemiş olan demokratik muhalefete ve iktidardan sıdkı sıyrılmış kitlelere yönelik. AKP-MHP’nin bu savaşı kazanmak dışındaki esas seçeneği, kazanmış veya kazanıyormuş gibi görünüp “2019 sürecini” tamamlamak.

APOLETLİ MEDYAYA İKTİDAR EDİTÖRLÜĞÜ

Başbakan, Efrîn’e TSK’dan önce çıkarma yapmaya dünden razı devlet medyasına hangi haberlerin yapılıp yapılmayacağından tutun da kimlerden demeç alınabileceğine kadar ayrıntılı bir “öneri paketini” iletti.

Elbette anaakım medyanın bu tür “önerilere” ihtiyacı yok. Onlar çoktan apoletlerini takmış, atılan her bombada zevk naraları atıyorlar zaten.

Geriye bir avuç alternatif medya kuruluşları kalıyor ki, onların icabına da yargının bakacağı ilan edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun aziz milleti adına Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından PKK/PYD ve DEAŞ unsurlarına yönelik yürütülen operasyonla ilgili terörü ve terör örgütlerini övücü ve toplumu yanıltıcı mahiyette gerçeğe aykırı haber ve sosyal medya paylaşımları takip edilmekte, gerekli tespitler yapılmaktadır” diyerek bu ilanı duvarlara astı.

Dışişleri Bakanı daha da ileri giderek, “Afrin operasyonuna karşı çıkan herkes teröristlere destek vermektedir” dedi.

Cumhurbaşkanı, “savaşa hayır” demek için sokaklara çıkacak olan HDP’lilere “Ey HDP, sokağa çıkarsanız biliniz ki güvenlik güçlerimiz sizin boynunuzdadır” uyarısı yaptı.

CHP, SAVAŞ KARŞITI MUHALEFETİN BELİNİ BÜKTÜ

İktidarın hassasiyetine bakılırsa, Efrîn “savaşının” nasıl yürütüleceğinden ziyade nasıl gösterileceği, Efrîn’de ele geçirilecek mevziler kadar ülke içinde kazanılacak mevziler de hayati. Savaşın silahlı boyutu Efrîn’de, psikolojik boyutu ise ülke içinde yürütülürken, milliyetçi-İslamcı koalisyonun şimdiden toplumda milliyetçi-militarist damarı besleyerek geniş kesimleri “esas duruşa” geçirdiğini söylemek mümkün.

Milliyetçi-İslamcı koalisyon, 2019’da yapılması planlanan “seçimleri” fiilen erkene alırken, OHAL’i uzatmakla kalmayıp fiili sıkıyönetime geçti. Ayrıca “gerekli mesajı” alan CHP, Efrîn’e yönelik savaşa “tam destek” vererek, zaten olmayan muhalefetini sonlandırıp sıkıyönetim düzeninde hizayı aldı, diz çöküp nedamet getirdi. Böylece milliyetçi mutabakatın önündeki birtakım engeller de aşıldı ve aslında 2019 seçimlerine gerek bile kalmadı. Cumhurbaşkanı CHP içindeki “yerli ve milli” unsurlara açıktan davet göndererek, “milli mutabakatın” tamamlanması konusunda bir hamle daha yaptı. Bundan sonra AKP’nin CHP içindeki “uzlaşmaz” aktörleri bertaraf etmeye yönelik “minik dokunuşları” bile önemli kazanımlar sağlamasına yetebilir.

Efrin’le birlikte uzun süre savaş koşullarına göre yönetileceği anlaşılan Türkiye’de umut vaat eden tek güç olan HDP’nin ise şimdiye kadarkinden çok daha yoğun ve kapsamlı baskılara neredeyse tek başına göğüs germek zorunda kalacağı açık. Çünkü HDP ve irili-ufaklı sol-demokrat güçler dışında muhalefet bitti. Dolayısıyla medya, yargı, muhalefet, bürokrasi başta olmak üzere tüm alanlarda mutlak bir hâkimiyet kurmak AKP için artık zor değil.

“Savaşa hayır” demenin yasaklandığı bir ortamda, toplumsal yapı da göz önüne alındığında, Türkiye’nin çok uzun bir karanlık tünele sürüklendiği ve bu tünelden ancak güçlü bir savaş karşıtı hareketle çıkabileceği görülebilir. Fakat bunun için savaş karşıtlığı yasağının kalkması gerekiyor ki, bu da ancak güçlü bir muhalefetle, ifade özgürlüğü talebiyle sağlanabilir. Ne var ki en başta CHP, savaşa verdiği destekle hem “başka bir yol” önerilerinin önünü tıkadı, hem kendi sonunu hızlandırdı, hem savaş karşıtı muhalefetin belini büktü hem de bu karanlık tüneli bir hayli uzattı.

Tünelin karanlık tarafından görünen bu. Aydınlık yanını yazmak ve konuşmak ise yasak.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI