Yasaklar ve hatırlattıkları

Pazar, 21 Ocak, 2018
Birileri “durmak yok, yola devam” sloganını kullansın, bizim Ortaçgil’imiz var: “Durmamalısın / Yorulmamalısın / Her gün her şey dizi dizi gelse / Yenilmemelisin…” “Yasak” şu ara en çok dillendirdiğim şarkı belki de. Dilden dile yayılsın, hep bir ağızdan söylensin isterim. Her şey bir yana, şarkıların karşısında hiçbir güç duramıyor.

Bülent Ortaçgil, ilk albümü “Benimle Oynar mısın?”ı yaptığında 24 yaşındaydı. Yeni bir isim değildi: Dinleyiciler, şarkılarını, İzmir Radyosu ve Ankara Televizyonu aracılığıyla duymuştu ve sonradan bu albüme girecek iki şarkının yer aldığı bir 45’lik plak (“Anlamsız / Yüzünü Dökme Küçük Kız”) üç yıl öncesinde raflarda yerini almıştı. Ortaçgil yeni değildi belki ama “Günaydın”la açılan, bir başka “Günaydın”la kapanan albüm, o günler için ziyadesiyle “yeni”ydi. Duyduklarımızın dışında şeyler söylüyor, her anlamda ezber bozuyor, kafa karıştırıyordu… Sonrası da böyle oldu: Bülent Ortaçgil zaman zaman ortadan kayboldu ama her ortaya çıkışında yeni sorularla karşımıza geldi. Sorgulamadan öte sorgulatmaya yönelik şarkıları, hemen başucumuza yerleşti, orada kaldı.

Aradaki Çekirdek Sanatevi molasını ve bu esnada Fikret Kızılok’la yaptığı çalışmaları saymazsak, “İkinci Perde”, 1990 yılında açıldı. Sonrası hızlı gelişti: Ortaçgil, art arda yapılan albümler ve verilen seri konserlerle bugüne geldi. Bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadı üstelik. Şarkıları, hâlâ başucumuzda duruyorsa bu yüzden.

Memleket gündemine çok ilişmedi. Söyleyeceğini inceden söyledi ama söyledikleri her dem geçerliydi. “Light” şarkılarını topladığı albümde yer alan “Normal”, bilinen en politik şarkısı olarak tarihe geçti. Geçtiğimiz hafta üçüncü kez uzatılan OHAL sonrasında yeniden bu şarkıyı hatırladık zira içinde OHAL geçen ender şarkılardan biri bu. Ortaçgil, şarkısında, her şeyi normalleştirmemizden yakınıyor. AB, ABD, DGM, GAP, Zap, Hasankeyf, Susurluk, kamyon derken isyanını (yine inceden ve en zarif hâliyle) sorularla dile getiriyor: “Biri anlatsın hemen / Nedir bu normal? / Canım sıkıldı artık / Yoksa ben miyim anormal?”

Ortaçgil şarkısı “Normal”i, 2000 yılında ona armağan olarak yapılan “Şarkılar Bir Oyundur” adlı albümde Bulutsuzluk Özlemi seslendirmişti. Biraz geriye gideyim… Topluluğun 1992 tarihli “Güneşimden Kaç” albümünde yer alan “Devran Dönüyor”da “Oysa bizim oralarda / ‘Savaşa hayır’ diyenler var / Ne güzel” dizesi dikkat çekiyor. Sonrası da öyle: “Onları yargılayanlar var!” Çok değil, bu şarkıdan birkaç yıl sonra, Bulutsuzluk Özlemi’nin “Bağdat Kafe” adlı şarkısının klibi, Nejat Yavaşoğulları’nın gitarının üzerinde “Savaşa Hayır” yazdığı için televizyon kanallarında gösterilemedi. Yargılama olmadı belki ama “bizim oralarda / yazılan yasalar, yasaklar” devredeydi.

“Normal”, Ortaçgil’in memleket gündeminden söz açtığı ilk şarkı belki ama öncesinde, dikkatimizi çok da çekmeyen bir şarkı var. Son dönemde aklıma düşen şarkılarından biri bu: 1991 tarihli albümü “Oyuna Devam”da yer alan “Yasak”. Art arda gelen yasak haberlerinden sonra adı “Yasak” olan bu şarkıyı hatırlamam şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, bunca zamandır gündeme gelmemiş olması zira AKP iktidarının son birkaç yılında bu kelimeyi o kadar çok duyduk ki, normalleşmesinden korkar olduk. 12 Eylül sonrası öyleydi: Her gün yeni bir yasak çıkıyordu ve insanlar buna alışmıştı. Olmaması gereken olmuştu. Fena zamanlardı. Bunu bir kere daha yaşamak istemeyiz ama 12 Eylül’e ve icraatına karşı olduğunu her fırsatta dile getirenler tam da o zamanlarda yaşananı yeniden yaşatmaya çalışıyor. Tek çare, yasakların önünde durmak, direnmek, inadına yaşamak.

Sözü başkente getireyim: Ankara Valiliği yasaklarıyla meşhur. LGBTİ+ faaliyetine getirdiği yasak, memleket sathına yayıldı ama faaliyet (neyse ki) sürüyor. Ankara sınırları dahilinde toplanma, konser verme, ateş yakma gibi şeylerin yasaklanması de pek işe yaramadı. Polis, “hassas” günlerde bunu hatırlıyor, hatırlatıyor ama (sokak ortasına kurulan, insanları tedirgin ve tehdit eden, hareketlerini engelleyen karakolları saymazsak) Ankara’da hayat bir şekilde devam ediyor.

Hayat devam ediyor ama normal seyriyle değil. Yasaklar devrede. Barış Atay’ın oynadığı, Onur Orhan’ın yazdığı, Caner Erdem’in yönettiği tek kişilik oyun “Sadece Diktatör”, önce Ankara’dan Burdur’a, Konya’dan Artvin’e pek çok ilde yasaklandı, şimdi Kadıköy’de, kendi sahnesinde oynamasına izin verilmiyor. Üstelik çevik kuvvet, TOMA’yla Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun önünde bekliyor. Tam bu noktada, Ortaçgil’in “Yasak” şarkısına çevirelim kulağımızı: “Karışmamalısın / Karıştırmamalısın / ‘Sen bilirsin’ demek varken / Soruşturmamalısın // Vermemelisin / Ama hep almalısın / Yaşamak bu kadar basit işte / Bulandırmamalısın…” İktidardakilerin istediği bu işte: Özetle “bulandırmayın” diyorlar, sorana, soruşturana kızıyorlar. Öyle ya, “sen bilirsin” demek varken, neden sorgular ki insan? Öyle yapana, “Yapma! Dur! / Halt etmemelisin…” diyenler olduğu sürece bu sürecek üstelik. Bugün oyun yasaklanacak, yarın festival engellenecek, öbür gün film gösterilmeyecek, albümler ve kitaplar yasaklanacak. Başta direnmezsek başımıza gelecek olan belli çünkü tarihin her döneminde bu böyle oldu. Tarihi –ki tekerrür ediyor– yeni baştan yazmak gerekiyor artık. Bunu da direnerek yapabiliriz, başka alternatifi yok.

Barış Atay, oyunun yasaklanması üzerine şunları söyledi: “Şu ana kadar koyduğumuz çabanın çok daha üstünde bir çabayla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu oyun herkese ulaşacak, emin olun.” Tam da bu kararlılıkla yürümek, yasakların üzerine gitmek gerekiyor. Çünkü “Sadece Diktatör”ü yasaklayanlar, aslında orada anlatmak isteneni bizzat gösteriyorlar. “Sonrası”nın böyle olmasını istemiyorsak, direneceğiz. Tek çare bu.

“Yasak”, şöyle başlıyor: “Sormamalısın / Hiç yormamalısın / Eleştirmemelisin / Hiç geliştirmemelisin…” Bugün bir şeylerin bize ulaşmasını engelleyenler, bir yandan da gelişimin karşısında duranlar. Sorarsan, sorgularsan, gelişirsin ve geliştirirsin. Bu kadar basit aslında. Eleştiri, yapıcı olduğu sürece insanı ve karşısındakini geliştiren bir şey. Son dönemde eleştirinin de altı boşaltıldı gerçi: Küfür ve şiddet, eleştiri yerine geçiyor. Memleketin fenalığını gösteren bir örnek de bu. Önüne geçmek için bıkmadan, usanmadan anlatmak, yasakların ve özgürlüğü tehdit eden her şeyin karşısında durmak gerekiyor.

Birileri “durmak yok, yola devam” sloganını kullansın, bizim Ortaçgil’imiz var: “Durmamalısın / Yorulmamalısın / Her gün her şey dizi dizi gelse / Yenilmemelisin…” Ne demiştim: Şarkıları başucumuzda. “Yasak” şu ara en çok dillendirdiğim şarkı belki de. Dilden dile yayılsın, hep bir ağızdan söylensin isterim. Her şey bir yana, şarkıların karşısında hiçbir güç duramıyor.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI