Bir kadın seçildiğinde...

Çarşamba, 17 Ocak, 2018
Kaftancıoğlu'nun CHP İstanbul İl Teşkilatı'ndayken sarf ettiği sözler, CHP İstanbul İl Başkanı seçildikten sonra, 24 saat bile dolmadan başlatılan soruşturma nedeni oluverir. Çünkü o bir kadın ve üstelik seçim zaferi kazanmış bir kadın. İktidarı, muhalefeti, yandaşı, örtülü yandaş ulusalcıları aynı çizgide buluşturan karalama kampanyası, bir kadının siyasi başarısına duyulan hazımsızlık tepkisinden ibaret..

Bir kadın seçildiğinde gör başına neler gelir.

Hele de İstanbul İl Başkanlığı gibi nereden baksanız devasa bir başarıysa…

Hele de liderin iki dudağı arasında ihsan gibi sunulan seçilmişlikten çok farklıysa…

Canan Kaftancıoğlu’na yapıldığı gibi geçmişi deşilir. Yıllar boyunca farklı bağlamlarda söyledikleri, yazdıkları, sosyal medya paylaşımları cımbızlanır. Politikacının yıllardır suç sayılmayan eski sözleri, görüşleri, politik yaklaşımları el birliğiyle suça dönüştürülüverir. CHP İstanbul il teşkilatındayken sarf ettiği sözler, CHP İstanbul İl Başkanı seçildikten sonra, 24 saat bile dolmadan başlatılan soruşturma nedeni oluverir. Çünkü o bir kadın ve üstelik seçim zaferi kazanmış bir kadın. İktidarı, muhalefeti, yandaşı, örtülü yandaş ulusalcıları aynı çizgide buluşturan karalama kampanyası, bir kadının siyasi başarısına duyulan hazımsızlık tepkisinden ibaret..

Soyadı “avantajı” çirkinliği… “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına itirazı… Biri politik görüşü, diğeri kişilik hakkı ama aynı kefede tartabiliyorlar. İnönü, Menderes soyadları için yapılmayan avantaj etiketi Canan Kaftancıoğlu için yapılıyor. Çünkü o bir kadın. Pek çok çevreden pek çok kişiden itiraz gelmişti “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına ama Kaftancıoğlu seçildiği zaman suça dönüştü ulusalcı algıda. Komik olansa motosiklet tutkusunu, eleştiri meyanında ele alışları. Bu ülkede moderni, muhafazakarı, dindarı, seküleriyle hemen hemen bütün kadınların alkışlayacağı, ailece yapılan uzun motosiklet gezilerini bile eksi hanesine yazmaya kalkışmaları cidden komik.

Daha beterleri de var tabi. Mesela iki partinin işbirliğini önermesine getirilen eleştiri. Geçmişte, HDP henüz kurulmamışken BDP ile CHP arasında işbirliğine gidilmesi yönündeki görüşlerini özellikle iktidar kanadı, seçildikten sonra suç gibi göstermeye çalışıyor. Üstelik bu yazıyı okuduğunuz saatlerde muhtemelen görüşmelere başlayacak olan AKP-MHP mutabakat komisyonunu kuranlar söylüyor bunu. İktidar partisiyle muhalefet partilerinden birisinin siyasi işbirliği görüşmeleri suç değilse, neden iki muhalefet partisinin ortak hareket etmesi teklifi suç sayılır? Canan hanım seçilmeseydi hiç sorun yoktu oysa.

Canan Kaftancıoğlu’nun dağda öldürülen gençler için “etkisiz hale getirildiler” şeklinde kalıplaştırılmış, rencide edici ifadelere itirazını da suç sayıyorlar. “Analar ağlamasın, çocuklar ölmesin” sloganı aynı insanî gerekçelere dayanmıyor muydu? Üstü kapalı olarak dağda ölenleri de içermiyor muydu? Eski camlar bardak oldu mu diyecekler? İktidar partisinin aynı duygu ve düşüncede ortaklaşan mensupları akıl tutulması mı yaşıyor?

Bir de domuz meselesi var tabii. Medya, sosyal medya tetikçilerinin yeniden dolaşıma sokup günlerdir dillerinden düşürmedikleri yedi dakikada yenen çeyrek domuz. Atılan tweet nedeniyle, kocası üzerinden Canan Kaftancıoğlu’na saldırılıyor. Herkese aynı inancı dayatıp, herkesi aynı biçimde yaşamaya zorlayan tek tipçi zihniyetin dindar versiyonu. “Size ne kardeşim” demeye hazırlanıyordum. “Bu söylem halkı kin ve düşmanlığa teşviktir, suçtur” diyecektim. Tam da “başkasının yediği domuzun senin ağzında işi ne” diyecektim ki… Diyemedim. Tetikçilerin sözlerini, yazıya oturduğum zaman grup toplantısında cumhurbaşkanının ağzından da duyunca pes diyorum. Pes.

Her neyse… Bunların hiçbiri kazanılmış seçim başarısını gölgeleyemez. Bu ülkede en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyi, siyasetin karar mekanizmasında kadın başarısını elde eden Canan Kaftancıoğlu’nu tebrik ediyorum, yolu açık olsun.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI