Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

Teknoloji ve kapitalizm

Pazartesi, 15 Ocak, 2018
Teknoloji ile üretim ilişkileri arasındaki nedensellik tek yönlü çalışmıyor. Bu ilişkinin iki tarafı da birbirini karşılıklı olarak etkilese de, teknolojik gelişmenin temel dinamiği, üretim ilişkileri.

“Sanayi 4.0” başlığı altında tartışılan pek çok konu var. Bu konuların bazılarına daha önceki yazılarda değinmiştim (1, 2, 3, 4). Bu konular teknoloji ile kapitalizm arasında ilişki kurulmadan tartışıldığında çoğu zaman eksik ya da yüzeysel açıklamalar ortaya çıkıyor. Bu hataya düşmemek için bu yazıda tartışmayı üretim ve bölüşüm ilişkileri bağlamında genişleterek birkaç ek yapmak istedim.

ÜRETİM İLİŞKİLERİ

Yeni teknolojiler ve bunların üretim sürecine aktarılması, üretim ilişkilerini değiştiriyor. Ancak teknoloji ile üretim ilişkileri arasındaki nedensellik tek yönlü çalışmıyor. Bu ilişkinin iki tarafı da birbirini karşılıklı olarak etkilese de, teknolojik gelişmenin temel dinamiği, üretim ilişkileri.

Yani teknolojik gelişme, kapitalist üretim ilişkileri altında, kendi başına bir amaç değil, kar etme faaliyetinin bir yan ürünüdür, kar oranını artırmanın bir aracıdır. Temel motivasyon firma karlılığının artması olduğu sürece, bu amaçla geliştirilen teknolojilerin toplumun farklı kesimleri için eşit olmayan etkileri olacaktır.

Kapitalist üretim ilişkilerinin doğasında olan rekabet baskısı nedeniyle, teknolojik gelişmelerin üretim sürecine uygulanması artıkça, işsizlik artışı ve üretilenlerin satılması yani talep sorununun ortaya çıkacağı tahmin ediliyor. Ancak, daha temel bir kriz dinamiği daha var: kar oranlarının düşme eğilimi.

Robotik devrimin güncel aşamasında, emek piyasasındaki kutuplaşmanın daha da arttığına, yani en vasıfsızlar ve en vasıflılar arasındaki kesimlerin bu süreçte emek piyasasından dışlanabileceğine önceki yazılarda işaret etmiştim Bu durumda robotik devrimin sermayenin organik bileşimine (artırıcı ya da azaltıcı) tek yönlü bir etkisi olmayabilir. Yani kar oranlarının düşme eğilimi ve karşıt eğilimler aynı anda devreye girecek olabilir. Ancak bu, kar oranlarının düşme eğiliminin yapısal bir kriz dinamiği olarak varlığını sürdüreceği gerçeğini değiştirmez.

Emek piyasasındaki kutuplaşmanın sadece ekonomik değil, siyasi sonuçları da olabilir. Örneğin, ABD’de son yirmi yılda imalat sanayi çalışanlarının sayısındaki hızlı azalmanın, NAFTA gibi serbest ticaret anlaşmalarından çok otomasyon nedeniyle gerçekleştiği biliniyor. Küreselleşmenin kaybedenlerinin taşıyıcılığında yükselen “sağ popülizmler” ve otoriterleşme eğilimleri, robotik devrim sonucunda daha da güçlenecek olabilir.

BÖLÜŞÜM İLİŞKİLERİ

Mevcut bölüşüm ilişkilerinin devamı halinde, robotik devrim eşitsizlikleri daha da artırıcı etki yapacaktır. Bilindiği gibi bölüşüm ilişkilerinin kökeninde toplumdaki mülkiyet yapısı yatmaktadır. Özellikle maddi ve fikri üretim araçlarının mülkiyeti, hem gelir hem servet dağılımındaki kritik belirleyendir.

Günümüzde hem gelir hem servet dağılımında toplumların görünümünün 1945-1980 parantezinin öncesine, yani 1900’lerin başına benzediği düşünülürse, bu yapı üzerinde gelişecek bir robotik devrimin nimetlerinin nasıl paylaşılacağını tahmin etmek zor değil. Bir başka ifadeyle, bir müdahale ile karşılaşmadığında, eşiğinde olduğumuz robotik devrim, gelir ve servet eşitsizliklerini artırıcı etki yapacaktır.

KAMUSALLAŞTIRMA

Robotik devrimin ütopya mı distopya mı olacağını belirleyecek olan bizzat teknolojik değişimin kendisi değil. Teknolojik değişim, kendi başına özgürleştirici ya da baskılayıcı değildir. Değişimin yönü toplumsal olarak belirlenir. Toplum, aralarında çıkar çatışmaları olan farklı sınıflardan oluştuğuna göre, robotik devrim de, sınıf mücadelesinin konusudur diyebiliriz.

Robotik teknolojinin insanlığın ortak malı sayıldığı ve kamusallaştırıldığı bir ortamda, teknolojik değişimin özgürleştirici etkileri görülebilir. Ancak mevcut üretim ve bölüşüm ilişkileri sürdükçe, robotların mülkiyeti kapitalistlerin olmaya devam ettikçe, bizi bekleyen kaçınılmaz olarak bir distopyadır.

Bu iki kutup arası bir mülkiyet biçimi rejimi, kamu otoritesinin yönlendirmesinde geliştirilecek mekanizmalarla kurulabilir. Zaten önümüzdeki dönemde, geniş anlamda solun çözmesi gereken temel problemlerden biri bu olacak. Kar hedefi için değil kamu yararı için çalışacak, kamusallaştırılmış bir teknolojik devrim, kapitalizm sonrası bir topluma geçişin de anahtarı olabilir.


Ümit Akçay kimdir?

Doç. Dr. Ümit Akçay, Berlin School of Economics and Law'da (HWR Berlin) ders vermektedir. Daha önce İstanbul Bilgi Üniversitesi, ODTÜ, Atılım Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Ordu Üniversitesi’nde çalıştı. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı; Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır. Akçay, güncel olarak uluslararası siyasal iktisat, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI