Bu ülkede diktatörlük mü var?

Pazar, 14 Ocak, 2018
Arjantin’de Mosconi’deydik. Barikatçılar hareketinin ilk çıktığı yerde. Özelleştirmeden sonra bütün kent işsiz kalmıştı. 20 bin kişilik bir kent. Onlar da yollara barikat kurup, iş istiyorlardı. Yoksa yolu açmıyorlardı. Kapitalizmin boğazını sıkmak gibiydi bu.

Yolun kenarında yürüyorduk. Bir bisiklet geldi yanımıza. İki üniformalı polis vardı üstünde. Biri diğerinin önünde, bisikletin gidonuna oturuyordu. Komik görünüyorlardı. Düşer gibi durdular yanımızda. Hani bisiklet durur, insanlar koşar gibi ama biri direksiyonu da tutuyor, diğeri onun kollarına çarpıyor ve üniformalı ikisi de, ikisi de komik yani, sendelediler, iki adım, durdular. -Bellek garip bir şey, o kadar çok ayrıntı var ki içinde. “Biz harp çocuğuyuz. Hiçbir şeyi atamayız kolayca” diyordu Oğuz Atay, Selim’e dedirtiyordu daha doğrusu Tutunamayanlar’da..

“Kimlik gösterin” dediler bize. ‘Hippy ‘ vardı yanımızda. Takma adıydı galiba. Piqueteros-Barikatçılar hareketlerinin öncülerinden biri. “Diktatörlük zamanı mı, neden size kimlik gösteriyim” dedi. Şöyle bisikletin direksiyonuna dokundu. İki adım daha sendelediler. Allah hiçbir polisi gidona oturtmasın, dedim ya çok komik oluyorlar ya da kendisi bilir. Bize geldiler bu sefer. Bir yerde olduğumda oranın kurallarına uyardım hep. Çok gezmenin de kuralları var. Hippy göstermeyince biz de göstermedik yani. “İspanyolca bilmiyoruz” dedik. Hippy yürüdü, biz de yürüdük.

Arjantin’de Mosconi’deydik. Barikatçılar hareketinin ilk çıktığı yerde. Özelleştirmeden sonra bütün kent işsiz kalmıştı. 20 bin kişilik bir kent. Onlar da yollara barikat kurup, iş istiyorlardı. Yoksa yolu açmıyorlardı. Kapitalizmin boğazını sıkmak gibiydi bu. Malını bir yerlere gönderip, satamayınca nefes alamıyordu. Barikatçılar, mesela bu mahalleye okul lazım diyorlardı. Okul yapıyorlardı. Mahallenin okulu oluyordu, onların işi. Müteahhit yerine barikat işte. Kullanışlıydı bence ve ahlaki.

Kapanmış bir fabrikanın, -özelleştirmeyle çökmüştü fabrika- bahçesine girdik. 8-10 polis kesti bu sefer önümüzü. Pek komik değillerdi, bisikletleri yoktu ondan sanırım. Gene kimlik istediler. Yine vermedi Hippy. “Beni tanımıyor musunuz” dedi. En son gözaltına alındıklarında, 2 bin kişi toplanıp karakolu yakmıştı. Muhtemel tanımaları gerekiyordu yani. Biz “İspanyolca bilmiyoruz” dedik. Hippy polislerin ellerini itti. Biz sadece ellerini üzerimizden çektik.

Bir tren yolu geçtik. Tren de çalışmıyordu zaten. Özelleştirmeden sonra, nedense. Bu sefer bir polis kamyonu geldi. Sayamadım çok kalabalıktılar ve hiç komik değillerdi. Bir de arkası delikli sacla kapatılmış bir mobil hücre vardı yanlarında ve tabii ki daha çok tüfekleri, tabancaları, üniformaları… Doğrudan bize geldiler. Alıp arabaya attılar, hani o delikli sacla kaplı olana. Hippy arkamızdan bağırıyordu. “Endişelenmeyin birazdan alacağım sizi onlardan” diyordu.

Karakola götürdüler. Yandıktan sonra yeni yapılmıştı. Boya kokuyordu hâlâ. Sadece pasaportlara bakıp, bıraktılar. 15-20 dakikaydı en fazla. Geri bırakalım dediler, yok dedik. İnsan pek sevmiyor delikli sacları nedense. Hareketin yerine gittik. Herkes toplanmaya başlamıştı. Bilmiyorum nasıl çağırdılar onları, hani karakol yakma işi var diye falan mı ? Hepsinin tek yanağı şişti. Koka yaprağı çiğniyorlardı. Etrafımızı sarıp ne oldu diye sordular. “Yok bir şey hemen bıraktılar” dedim. Yüzüme baktı herkes, tek yanakları şiş. Bir dakika avukat geliyor dediler. Musa’nın denizi gibi ikiye ayrıldı kalabalık. scooter’a binmiş biri geldi aralarından. Yanımızda durdu. Avukattı. Dinledi. “Rezalet” dedi “diktatörlük mü var?” Bir yanağı şişti…

Televizyonlardan, radyolardan aradılar. Ne oldu diye sordular. Bu sefer, “ne rezalet, diktatörlük mü var” dedim. Öyle denmesi gerekiyordu sanırım. Onlar, özür dilediler “sizin için bir Türk şarkısı çalalım” dediler. Arapça birkaç şarkı çaldılar…

İyi ki demokrasimiz var…

YAZARIN DİĞER YAZILARI