Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen

Cumartesi, 6 Ocak, 2018
Şiddet failini koruyup gözeten ama eril şiddeti, şiddet gören kadını, o şiddetin tanığı ve mağduru olan çocuğu görmezden gelen politik söyleminizin sonuçlarını görebiliyor musunuz? Şiddet failinin korunması onu katile dönüştürüyor farkında mısınız? Kadın katilleri artık evlat katili de olmaya başladı hâlâ uyanmaz mısınız? Tanıdınız mı? Sizin “kutsal aile”nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen.

Kim verecek o çocukların hesabını? Dilek Yardım’ın sorusunu kim yanıtlar? Kim arayacak o çocukların hakkını?

Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan TBMM Komisyonu, yapılan tartışmalar, görüşmeler ve sonuçta hazırlanan raporla büyük toplumsal tehlikelere(!) dikkat çekmişti. Çocuklar demişti, mesela. Çok önemsemişti çocukları.

Erkek şiddetinin kurbanı kadınları, katil kocaları hiç ağzına almamış ama babalık haklarını diline dolamıştı. Yanlış anlaşılmasın babalık sorumluluğunu değil. Babanın ailedeki rolü, ev, aile, çocuklara ilişkin görevlerinin konuşulması değildi dile getirilenler. Evi otel gibi kullanıp, çocukların babasız yetişmesine yol açan çarpıklık değildi, dertleri. Evlilik sürecinde zaten çocuklarına tek başına bakan, boşandıktan sonra da hem analık hem babalık yapmayı göze alan kadınları dinlemedi bile. Boşanma süreçlerinde ve parçalanmış ailelerde babaların, çocuklarını göremediğini iddia eden Boşanmış Babalar Derneğini dinlemişti, bu konuda sadece. Hani şu eski başkanlarından birisi “karılarını öldüren adamları alınlarından öpüyorum” diyen dernekti, pür dikkat dinledikleri. Komisyonda “çocuğun babaya yabancılaştırılması” kavramını icat ederek ahlanıp vahlandılardı.

Kadın boşanmasın, çocuklar babalarından uzak kalmasın, erkek nafaka ödemesin, babalar çocuklarını istedikleri zaman görebilsin vs. Dizi dizi inciler sıralandı o raporda, sorunların esasına, kaynağına hiç değinilmeden.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı da bu komisyon raporunu emir telakki ederek hemen koyulmuştu işe. Düzenleme yapılmış ve çocuklar icra yoluyla babalarıyla görüşmekten kurtarılmıştı. Evde uyguladığı şiddet nedeniyle uzaklaştırma kararı olan babalara bile, çocuklarıyla görüşme hakkı tanınıyor bu ülkede, Yeni düzenlemeyle devreye artık icra memurları değil polisler dahil oluyor. Mesele tıpkı nafakada olduğu gibi yine paraydı. İcra kurumuna bedelini ödeyerek çocuklarını görmekten kurtarıldı, şiddet uygulayan erkek baba.

Ali Yardım, boşanmak istediği için karısını cezalandırmanın yolunu çocuklarını öldürmekte bulan erkeklerin ilki değil. Medyanın her zamanki eril zihniyetiyle bir çırpıda “cinnet geçiren baba” demesine aldırmayın. Minicik, masum evlatlarını katlettikten sonra karısını arayıp “çocuklarını öldürdüm, mutlu musun?” demezdi, diyemezdi, cinnet olsa. Katil kocaların, katil babalara dönüşmesi şuur kaybı değil tam tersine bilinçli seçim. Kadını cezalandırmak isteyen erkek şiddetinin girdiği yeni bir safhayı işaret ediyor, babaların masum çocuklarını öldürmesi.

Aileden başka derdi olmayanlar için sorun yok. Zira istatistiklerde boşanma sayısı yükselmedi, Dilek Yardım boşanamadığı için. Üstelik icralık çocuk da olmadı Elif Mina ve Miray Hira. Dahası nafaka sorunu da yok artık.
Şiddet failini koruyup gözeten ama eril şiddeti, şiddet gören kadını, o şiddetin tanığı ve mağduru olan çocuğu görmezden gelen politik söyleminizin sonuçlarını görebiliyor musunuz? Şiddet failinin korunması onu katile dönüştürüyor farkında mısınız? Kadın katilleri artık evlat katili de olmaya başladı hâlâ uyanmaz mısınız? Tanıdınız mı? Sizin “kutsal aile”nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen.

Kadın boşanmak istemesin, boşanmaktan vazgeçsin, vazgeçmiyorsa ölsün ya da evlatlarının ölüm acısıyla cezasını çeksin diyen eril şiddetle karşı karşıya olduğumuzu hâlâ anlamayan devlet aklı, kadınların ve çocukların şunu söylemesini bekliyor olmalı:

“…sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!”

Ama Dilek Yardım başka bir şey söylüyor. Bebeklerinin emziklerini göstererek diyor ki: “Kimse destek olmadı, kendi ailem bile”.

Söz konusu eril şiddetse kimse masum değil toplumda. Failin ailesi de mağdurun ailesi de… Aile, akraba, konu-komşu, mahalle ve iş arkadaşları tıpkı parlamentoda şiddeti görmezden gelerek faili koruma altına alanlar gibi suçlu. Hukuk ne zaman erkek şiddetini suça azmettirme, teşvik, yardım ve yataklık boyutlarıyla yargıya taşırsa ancak o zaman kadınların, çocukların hayatlarını korumuş olur.

Elif Mina ve Miray Hira için adalet sağlanmalı. Katil, kendisini de öldürerek yargıdan kaçmış olsa bile onu kışkırtanlar koruyup kollayanlar aramızda. Savcılık azmettirenlerin, göz yumanların, suç ortaklarının peşine düşmeli. Hapis falan değil ama para cezası ihdas edilmeli. Failin aile ve arkadaşlarına, tüm kışkırtıcılara ve mağdurun ailesine de göz yumdukları, suçu görmezden geldikleri için ellerini ceplerine atma külfeti yükleyecek çok yüksek para cezaları olmalı ki şiddetin en yakıcı halini görebilsinler bunun başka yolu yok. Kolluk ve kamu görevlileri soruşturulmalı her olayda ve ihmali, suistimali olanlar gerektiği şekilde cezalandırılmalı.

Yöneticiler, politikacılar, karar vericiler ve uygulayıcılar biz biliyoruz, siz de bilin masum olmadığınızı. Aileyi kutsayarak şiddeti koruyan, din duygularını sömürerek kendine çıkar elde eden vakıf, dernek, cemaat, tarikat ne varsa hepsine sesleniyorum: Kadınların ve çocukların kanı ellerinizde. Miray ve Elif’in kanı…


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI