Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran

Çarşamba, 3 Ocak, 2018
Kadınlara olduğu kadar tüm topluma ve yönetimlere de taşınması zor yüklerden birisi başörtüsü dayatması. Sadece Tahran sokaklarında 7 bin gizli ahlak polisinin çalışması ve devrimden bu yana tahminen 40 binden fazla kadın hakkında uygunsuz hijap işlemi yapılması, kadınların hayatını cehenneme çevirmekle kalmayıp devlete de topluma da külfet yüklüyor.

Gelen yılın giden yılı aratmayacağı Aralık’ın son günlerinde başlayan İran olaylarıyla belli oldu. Öncelikle 28 Aralık Perşembe günü Kadın Koalisyonu’nu da heyecanlandırıp “Günaydın, güne güzel bir haberle başlayalım” dedirten bilgi geldi İran’dan:

“AP’nin haberine göre İran’da yayın yapan Daily Sharq gazetesi, Tahran polis şefi Hossein Rahimi’nin yaptığı açıklamada ‘İslami kıyafet kurallarına uymayan kadınların artık gözaltı merkezlerine götürülmeyeceği ve yargı davaları açılmayacağını’ söylediğini iddia etti.”

Başkent Kadın Platformu olarak kendi ülkemizde başörtüsü yasaklarına karşı mücadele ederken aynı zamanda İran’ın devrimden bu yana kadınlara getirdiği başörtüsü mecburiyetini de her fırsatta eleştirdik. Çünkü meselemiz başörtülü ya da örtüsüz olmak değil kadın özgürlüğü idi. Biz kendimiz için başörtülü özgürlük isterken İranlı kız kardeşlerimize yönelik baskıyı görmezden gelmedik hiçbir zaman. Hatta İran’a turistik gezi düzenlerken Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın kadın sekretaryasıyla da görüşme yoluna gitmiştik. Bir çeşit kadın bakanlığı işlevi gören sekretarya ile görüşmemizde, devletlerin kadın kıyafeti üzerinden baskı kurarak politika üretmesi açısından İran ve Türkiye arasında hiçbir fark olmadığını açıkça ifade etmiştik, İran yönetimine. Dolayısıyla İran’dan gelen başörtüsü serbestliğini işaret eden bu haber hepimizi sevindirdi. Ancak kamu görevlileri ve diğer çalışanları değil sadece halka açık alanlardaki sivillerin kıyafetine dönük uygulamanın devrim olmadığını anlamak biraz hayal kırıklığı yarattı.

Haber sitesinin “devrim niteliğinde adım” olarak sunduğu düzenleme gerçekte minik bir adım. Yine de yok sayamayacağımız değişim esasen İran emniyetinin “ikna odaları” kurduğunu müjdeliyor(!) Farklı haber kaynaklarına bakınca ise yeni bir gelişme olmayıp bir süredir devam eden uygulamadaki değişikliğin kim bilir hangi sebepten AP tarafından yeni haberleştirilmiş olduğu anlaşılıyor. Ve öğreniyoruz ki kamusal alanda, İranlıların söyleyişiyle hijap dayatması bir süredir yargı konusu değil. Nizamın öngördüğü biçimde başını örtmeyen, uzun ve kapalı giyinmeyen kadınlar ve muhtemelen şort giyen erkekler de artık gözaltına alınmıyor. Haber kaynağı da yine AP’nin dayandığı Daily Sharq. Ancak emniyet birimlerinde kadınlara hijap/tesettür konusunda eğitim(?) verileceği bilgisi, doktriner uygulamanın kalkmadığını da ilan ediyor. “Tahran Polis Müdürü Rahimi: ‘Biz eğitimler sunuyoruz ve şu ana kadar bu sınıflarda 7913 kişi eğitim aldı’ dedi. Rahimi Tahran bölgesinde 100’den fazla eğitim merkezinin bulunduğunu da kaydetti.” ifadeleri yer alıyor Sputnik Türkiye’de. Bilgi kirliliği ve acele yorumlardan kaçınma ihtiyacı çok açık.

Fakat bilinenler ve beklenenler de var elbette. 2013 seçimlerinde Ruhani’yi cumhurbaşkanlığına taşıyan reform yanlısı genç seçmenin istediği değişimin habercisi olduğu söylenebilir. Kadınlara olduğu kadar tüm topluma ve yönetimlere de taşınması zor yüklerden birisi başörtüsü dayatması. Sadece Tahran sokaklarında 7 bin gizli ahlak polisinin çalışması ve devrimden bu yana tahminen 40 binden fazla kadın hakkında uygunsuz hijap işlemi yapılması, kadınların hayatını cehenneme çevirmekle kalmayıp devlete de topluma da külfet yüklüyor.

Genel olarak dünyanın ve tabi Türkiye’deki aydınların ön yargıları aksine başörtüsü baskısı bir yana bırakılırsa İran, kadınların en güçlü olduğu İslam ülkesidir. Eğitim ve çalışma hayatında neredeyse eşitlik sağlanmış gibidir İran’da. Her meslekte, her eğitim dalında kadınlar aktif yer alır. Hatta lisans ve lisansüstü eğitimde kadın sayısının erkek sayısından çok daha yüksek olması nedeniyle yönetimin tedbirler almaya yöneldiği de bilinir. Ancak bilindiği gibi siyaset ve yönetim kadrolarında pek görülmez kadınlar. Eğitimli, donanımlı, meslek sahibi kadınların karar mekanizmalarından dışlanışı ciddi sosyal problemlerden birisi.

Hal böyle olunca Cuma gününden itibaren 40’dan fazla ile yayılarak ölüm, yaralanma ve gözaltılara yol açan eylemler, hijap baskısının hafifletilmesine karşı duruş ihtimalini akla getirdi. Hele de Meşhed’de, İran İslam devriminin ve Şiî akidenin kalbinde başladığı için ilk anda kadın karşıtı bir hareket ihtimali zihnime saplanıverdi. Ancak kısa sürede anlaşıldı işin renginin öyle olmadığı. Protestoların ekonomik, siyasi, ideolojik ve şüphesiz tüm dünyada yükselen milliyetçilikle ilişkili olduğu çıktı ortaya. Fakat her ne olursa olsun kadınların da talepleriyle sokakta yer aldığı bu eylemler, sistem sorununu açıkça bir kere daha ortaya koyuyor.

Duvar okuyucularının, her biri çok kıymetli yorum ve haberle gayet yakından takip edebildiği gibi protesto eylemleri karşısında Cumhurbaşkanı demokratik ve serinkanlı politika izledi ilk anda. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in temsilcisi İlmul Huda ise Meşhed’deki ilk olaylar üzerine Cuma vaazında, gerekirse zor kullanılarak eylemlerin bastırılmasını istemişti, Ruhani ve Hamaney arasındaki görüş farklılığını işaret eden bu talebin dayanağı ise “İslam cumhuriyeti sistemi Meşhed’deki inkılab karargahını kaybedebilir” endişesi de yer alıyor Muhammed Çelik’in yorumunda.

Köklü devlet geleneği ve bir o kadar karmaşık yönetim sistemi gibi girift ilişkiler ağıyla örülmüş sosyal yapısıyla İran hakkında kolay hüküm verilemeyen ülkelerden. Ancak hangi sebeplerle olursa olsun kendi topraklarında çatışmayı önlemek için her türlü tedbiri almayı iyi bilir. Kendisine yönelen tehdit ister halk hareketleri ister dış saldırılardan kaynaklansın mutlaka hinterlandında karşılamanın yolunu bulur İran yönetimi. Dileyelim ki bu olaylar, yönetimin halk taleplerini bastırmak için dışarıda açık çatışma yaratacak adımlarına dönüşmesin.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI