2018’de sen olsan bari!

Pazartesi, 1 Ocak, 2018
Toplumun yüzde 50’sinin kesin, geri kalanının da önemli bir bölümünün muhalefet potansiyeli taşıdığı bu karanlık dönemde muhalefet, korkakların yönetimine teslim edilmesin bari! Esaret mevcutken, cesaret kaybolmasın bari. Ezcümle, 2018’e popüler şarkının sözlerinden uyarlamayla girelim bari: “Olan olmuş zaten -yanımızda- sen olsan bari!”

2017 fena geçmedi. Tüm baskılara rağmen farklı alanlarda etkili-etkisiz mücadele pratikleri ortaya kondu. İktidar yine bildiğini yaptı yapmasına da, ezilenlerin de kolay lokma olmadığını gördü. Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Esra Özakça, Acun Karadağ, Veli Saçılık başta olmak üzere KHK karşıtı mücadeleyi yürüten bir avuç insan bile direngenliğin etkisini hem bize hem de hükümete gösterdi.

Peyderpey patlayan bombalarla, kitlesel katliamlarla sarsıldığımız 2015-2016 yıllarının kara bulutları, 2017’nin irili ufaklı direnişleriyle kısmen de olsa dağıldı. Muhalefetin kendi içindeki ihtilaflarının hayati anlarda ertelenebildiğini 16 Nisan referandumuyla gözlemledik. Savaş yanlılarının, Rojava’da bölgesel felaketleri tetiklemesi kaçınılmaz savaş hevesi kursaklarında kaldı. Asapları bozulunca diledikleri yere füze sallayamayacaklarını gördüler.

Kürt hareketi tüm baskılara rağmen ciddi bir gerileme yaşamadı, potansiyel gücünü muhafaza etti. HDP, “Vicdan ve Adalet Nöbeti”yle ezilenlerin taleplerini İstanbul’dan Diyarbakır’a, Van’dan İzmir’e kadar taşırken büyük bir kuşatmayla karşı karşıya kaldı ama yine de geri adım atmadı.

Laik-seküler kimliği öne çıkartan kesimler, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’nün de etkisiyle yer yer sesini yükseltti. Kadınlar cinayetle, tecavüz ve tacizlerle, fiziki ve psikolojik şiddetin en alçak yöntemleriyle saldıran erkeklere teslim bayrağı çekmedi.

LGBTİ’ler onurlarını koruma mücadelesinden ödün vermedi. Ahmet Şık başta olmak üzere tutuklu gazeteciler basın özgürlüğü talebinin hapishane duvarlarıyla baskılanamayacağını ortaya koydu. Selahattin Demirtaş, hapishanenin siyaset yapmayı engellemeye muktedir olmadığını, siyasetin yolunu kapatanların edebiyatla baş edemediğini gösterdi. İşçiler iktidar ve onun önünde reverans yapan sendikaların sinsi sindirme politikalarına razı olmadı. Sesini çıkaramayanlar en azından homurdandı.

Özetle, 2017 fena geçmedi.

Oysa 2016’nın son yazısına, karamsarlığın ağır yükü altında şu sözlerle başlamıştık: “Türkiye zor günlerden geçmiyor, zor günlere giriyor. Şu ana kadar gördüklerimiz gelecekteki büyük felaketin idmanından ibaret. Artık toplumun ‘demokrasi’ talebinin görünebileceği bir mecra yok. Olağanüstü hal, büyük ölçüde olağanlaştı. 2015’ten bu yana içine girilen şok edici girdap yeni düzenin olağan hali. Normal bir toplumsal düzenin kaldıramayacağı uygulamalara uyum sağlandı. Şok evresi geçti, 2017 itibariyle alışma evresine giriyoruz.”

Bardağın dolu tarafından baksak da, yarıdan fazlasının boşaldığını unutmamalıyız. KHK’larla, yargıyla, zor aygıtlarıyla var olan hakların çoğu budandı. Cezaevleri ezaevlerine dönüştü. İktidarı eleştirmek bir yana, övmemek suç haline geldi. Daha düne kadar yasal olan binlerce fiil yasaklandı. Hayatta kalmak, hapiste olmamak teselli nedeni oldu. “Elimizde hiçbir hakkımız kalmadı, ekmeğimize bile göz kondu. Bari hayatta kalalım, bari ayakta duralım” noktasına kadar gerilendi. Yani 2017’deki alışma evresinden “bari” evresine geçildi.

2017’nin ilk yazısının son paragrafını şöyle bağlamıştık: “Demokrat-laik kesimler, 2017’nin sihirli bir tılsımla 2016’yı unutturmasını ummamalı. 2016’yı ‘unutturacak’ olan 2017’deki demokrasi ve özgürlük mücadelesidir… Aksi halde 2017, 2016’nın devamından ibaret kalacak ve elbette çok daha derinleşmiş bir baskı, yalnızlık ve yılgınlık yılı olacak.”

Bir yıl önceki mücadele ihtiyacı bu yıl için daha da geçerli. Bir arada durup ortak mücadele yürütülmezse, 2018 yılı “bari yılı” olarak kayıtlara geçecek ve 2019’a “bari”lerimizi bile yitirmiş olarak geçeceğiz. İktidarın 2019 seçim çalışmalarının başında tam da bu geliyor.

İktidarın bu amaçla ördüğü kuşatma büyük; bir arada duralım bari. AKP’nin baskıcı rejimine isyan edenler, yılın son günlerinde İran’da patlak veren halk isyanına AKP’nin Gezi’ye baktığı nazardan bakmaktan utansın bari! Temel haklar hukuklu veya hukuksuz yöntemlerle baltalandı; hangi hakları hak ettiğimizi unutmayalım bari.

Toplumun yüzde 50’sinin kesin, geri kalanının da önemli bir bölümünün muhalefet potansiyeli taşıdığı bu karanlık dönemde muhalefet, korkakların yönetimine teslim edilmesin bari! Esaret mevcutken, cesaret kaybolmasın bari. Ezcümle, 2018’e popüler şarkının sözlerinden uyarlamayla girelim bari: “Olan olmuş zaten -yanımızda- sen olsan bari!”


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI