Özkan Özgür
Özkan Özgür
  • oozgur@gazeteduvar.com.tr

Erkek güzelliğine dair bilinmeyen yüz şeyin bir kısmı!

Pazar, 31 Aralık, 2017
Erkek, sadece güzel bir varlık değildir. Erkek, aynı zamanda sadık bir varlıktır. Ne kadar kendini değiştirse de kolay kolay berberini değiştirmez. Arada hiçbir resmi kayıt olmadan, yıllarca aynı berber koltuğuna baş koyabilen özel insandır o. Bazen küçük kaçamaklar yapsan da hafif bir triple geçiştirir yaşananları berberin. Asla "Kim o …?" diye sormaz, kimsenin kendisine rakip olabileceğini düşünmene fırsat vermez.

Dedelerimizin bize bıraktığı ‘erkeğin güzelliği aklındadır’ felsefesi, yıllar içinde ‘bakımlı erkek’e evrildi. Eski fotoğraflara bakınca, aslında hiç de fena olmamış dedim. Geçen günkü hayırlı evlat ziyaretlerimden birinde, fotoğraf albümümüz düştü aklıma. Acaba duruyor muydu?

Başta ana babamızın ve akrabaların düğün fotoğrafları olurdu albümde. Damat, Türk filmlerinden sıçrayıp gelmiş, hemen yanında beşibiryerde gerdanlık ve benzer takılarıyla gelin. Hatta bazı zengin akrabalarımızın düğün fotoğraflarında, gelini altınlara takmışlar gibi. Babanın askerlik hatıraları var sonra. Kol saati, savunma gücümüz için hayati önemde olmalı o zamanlar. Belki de Nacar saati olmayanın askerliğini yakıyorlardı. Son olarak, biz çocukların bebeklik, oyun dönemi ve okul pozlarımız…

Albümden hazzeden ergen bulamazdın. Çünkü o zamanki ev gezmelerinin işkence aletiydi fotoğraf albümü. Neşeli misafirlerimiz bakıp bakıp kafa bulurlardı bizimle. Mis gibi renkli televizyon var işte, izlesene! Yok, illa ki albüme bakılacak. Onca zaman sonra nolduysa canım çekti albümü. Anneme sordum. Evin dış kapısından salonun bütün girintilerine kadar yaptırılmış arşiv, hurç ve kiler dolaplarının hangisinde olduğunu koordinat vererek tarif etti.

Fidan boyunu gelinlerine ispat etmeyi amaçladığı besbelli yükseklikteki albümü, sandalye marifetiyle çıkardım. Organik meyve gibi eciş bücüş ilk gençliğime, tek kaşlı hallerime, bileğimdeki gümüş bileklik künyeme, bazen ortadan ayırdığım jöleli saçlarıma (valla her zaman değil), pantolonumun içine soktuğum tişörtüme ve cılız bedenime bakıp bugünüme şükrettim. Jölenin markası dün gibi aklımda. Saçımla beraber beynime kazınmış demek. Hobby… Bizden öncekilerin limon suyu marifetiyle ahenkle parlayan saçlarına az gülmemiştik. Jöleli iğrençliği hak etmek kolay olmamıştı.

Fotoğraflar neleri vurmadı ki yüzüme! Çocuğuz bir tanesinde. Teyzelerimizden biri kardeşimi kucaklamış, diğeri beni. Kardeşimi kucaklayan, yılbaşı piyangosu çıkmış şanslı kişi gibi neşeli. Çünkü kardeş, Alman kartpostallarındaki gibi ay parçası maşallah. Çocuk değil bal küpü. Bana düşen teyze ise, evine haciz gelmiş gibi acılar içinde kıvranıyor. Fotoğrafçı işini bitirince kucağındakini yere fırlatıp kaçacak sanki.

Hele bir tane orta üç halim var, bildiğin oklavaya dekoratif olsun diye deri kaplamışlar. Açlığın önlenmesi temalı kamu spotu çekmişiz sanki. Fotoğraflara bakarken aklıma geldi, ben o zaman kızın birine açılayım diye kıvranmıştım. İyi ki tipsiz olduğum kadar cesur da değilmişim. Bir şey değil, kafama vursa jöleye yapışacak, ömrü billah kaderi olacağım bahtsızın. Ama esas, böyle tipsiz evladı, yılmadan sevebilmesinden ötürü anacığımı takdir ettim. Albümü gelinlerden ve çocuklardan uzak bir yere kaldırdım. Mart devrilir, hava düzelirse bahçeye gömeyim fikriyle ısınıyorum.

Zamanla güzellik sektörü, sırf kadınlara çalışmaktan sıkıldı. Erkeklerden de ekmek çıkardılar. Sunulan fırsatları değerlendirdim ama abartmadım. Fakat bazı hemcinslerimin cesaretinin henüz çok uzağındayım. ‘Çok kurcalama, bozarsın’ mantığıyla bakıyorum bu çabalara. Fakat, nereden te nereye geldik…

Biraz düşündüm bunu. Sonra baktım tam düşünemiyorum. Fark ettim ki komplo teorimi unutmuşum. Hemen kuşandım. Şahsi görüşüm, beyaz çorap mevzusunda direnseydik tüm bunlar başımıza gelmeyecekti. Erkek cemaatinin ‘sarı öküz’ü beyaz çoraptı. Saflığın, dürüstlüğün, temizliğin rengi beyazımızı ayağımızdan aldılar. Hep beraber yaşadık bunları. Hatırlıyor ve yenilmiş pehlivan hüznümüzle olup biteni anlamaya çalışıyoruz.

Çok pis “ığğyy!” demişlerdi. Çoğumuz hemen gevşedi, direnmedi. O zamanlar lisedeydim. Seksenlerin sonu. Sovyetler dağılıyor, dünyaya açılıyor ama zavallı ben ağız tadıyla beyaz çorap giyemiyordum. Çorap ve ağız tadı biraz tuhaf oldu, farkındayım. Hele bir de havlu çorap vardı ki dersin İran halısına basıyorsun. Beyaz olacak ama!

Şimdilerde akranlarımdan çoğu bağlama çalamadığı için, kimi de zamanında memleketi terk etmediğinden hayıflanıyor. Benimki çorap! Beyaz çoraptan ukde yaptım. Sebebi hiç de politik değildi. Anneme göre beyaz çorap çabuk kirleniyordu. Renkli çorap ki kast ettiği siyah, mis gibiydi. Üstelik çabuk kirlenen beyaz çorap, “o ne öyle pis bir şey”di. “Pis bir şey” dediği şeyse artık bir doğa yasasıydı. Sobalı ev ve kurutulması gereken çamaşır sorunsalı da eklenince ikna oldum. Kendi dünyamın ‘ana fikri’ ne uydum.

Derken, doksanların başı. Dün gibi hatırlıyorum. O değil de artık her bedene göre komplo teorisi yapmışlar. Ne kadar rahat düşünüyor insan. Mesela üst akıl rahat durmuyordu. İşini gücünü bırakmış bizim yiğitlerimize kafayı takmıştı. Arkadaş sen üst akılsın, kıldan tüyden mevzularla niye ayağa düşüyorsun? Sen git harita değiş! Erkeğin tek kaşıyla, döşünün kılıyla, sırtının battaniye görüntüsüyle, sempatik babalarımızın gıdısı ve göbeğiyle ne uğraşıyorsun? Kadınları ayrı ezdiler erkekleri ayrı bu zalımlar. Vay kariyer, vay anne, vay seksi, hemi de helal süt emmiş… Bir düşmediler yakamızdan!

Fakat erkeğin derdi yürek parçalıyordu. Mis gibi berberimiz vardı. İlkin kuaför dediler ona. Biraz acele olmuştu ki tam yazamamışlardı. ‘Kuför’, ‘kuvaför’, ‘kuğaför’… Değişime küfür etmek olmaz tabii. ‘Klass’lar, ‘Şanzelize’ler, ‘först man’ler, !elenora’lar, ‘hair man’ler, ‘altın makas’lar; bir açıldı, pir açıldılar erkek dünyamıza. Pis dağıldık. ‘By kuaförü’ gördük misal.

‘Saç & Ceza’yı tek geçerim ama. Kitabı basılmamış yazarın, bir zaman sonra berber olup intikam alması gibi. Saç/malamakta zırvadayken bırakırlar herhalde dedik ama ümidimizin kırıklarını aldılar. Memleket tuhaf bir yere doğru gidiyordu. Berberin kuaför oluşu; sekreterin yönetici asistanına, personel müdürünün insan kaynakları uzmanına dönüşmesiyle eş zamanlıydı. Bakımlı olduk, metro seksüel falan. Çağsa çağ, ayaksa ayak, çorapsa çorap…

Burada bir konuyu hemen netleştirelim. Erkek, sadece güzel bir varlık değildir. Erkek, aynı zamanda sadık bir varlıktır. Ne kadar kendini değiştirse de kolay kolay berberini değiştirmez. Arada hiçbir resmi kayıt olmadan, yıllarca aynı berber koltuğuna baş koyabilen özel insandır o. Bazen küçük kaçamaklar yapsan da hafif bir triple geçiştirir yaşananları berber. Senin bir şeyler çevirdiğini hemen anlamasıyla, seni ne kadar iyi tanıdığını hissettirir. Fakat asla “Kim o …?” diye sormaz, kimsenin kendisine rakip olabileceğini düşünmene fırsat vermez. Sen koltukta, o koltuğun arkasında aynaya bakarken göz göze gelmemeye çalışırsınız. “Olan saçına olmuş” anlamında oflayıp puflar, belki bir iki laf vurur. Dönüp dolaşıp geldiğin ve kürküne dokunulacak tek dükkândır orası.

Başın koltukta ve tanıdık bir elin altında mahcupsundur. “Abi nasıl yapalım?”’ türünden acemi müşterilere sorulan sorular ve ön çalışmalar yoktur. Hafif serindir durum. Mecburiyetini, bir kerelik olduğunu, özür cümlesi kıvamında söylediğinde anlar. Onca yıllık ilişkiyi bir seferde yakmaz. Az sonra buzlar erir ve sevgi dokunuşlarına eşlik eden kahkahalarla huzurlu bir yere döner dükkân. Ona sadık olman gerektiğini iyice anlarsın ve yaptığın ‘eşşeklikten’ utanırsın.

Yeni yılda da berberimizi aldatmayalım!

Mutlu yıllar!


Özkan Özgür kimdir?

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun. 'Soğanın Cücüğü' adlı stand up gösterisi yapıyor. İletişim ve bireysel gelişim alanlarında danışmanlık yapıyor, eğitimler veriyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI