Rus basınında geçen hafta: Rusya'nın Suriye'den askerini çekmesi ne anlama geliyor?

Cumartesi, 30 Aralık, 2017
Nezavisimaya gazetesinde yayımlanan yazıda Anton Mardasov ve Kirill Semyonov, Putin'in Suriye’den asker çekmesinin, savaşın sonu anlamına gelmediğini iddia etti. Yazarlara göre “İran ve Rusya’nın şemsiyesi altındaki” Şam rejimi, kontrol ettiği alanı genişletme çabalarından vazgeçmiyor.

2017’yi özetleyen Lenta.ru haber portalı yılın en önemli gelişmelerini aşağıda gibi sıraladı:

– ABD’nin Rusya ile rekabeti “örtülü” savaşa dönüştü. Donald Trump’ın makama gelişi Rus elitleri tarafından memnuniyetle karşılansa da yeni soğuk savaş gittikçe kendisini belli etmekte.

– Rusya, IŞİD’e karşı Suriye’de yürüttüğü savaşı bitirdiğini ilan etti. Nedense teröristlerin kontrolünde toprak kalmamasına ve silahlı muhalefetin Esad’la rekabet edemeyecek duruma düşmesine rağmen, Suriye halkının kısa sürede barışa kavuşması şüphe verici.

– Avrupa’da radikal milliyetçilik yayıldı. Milliyetçi partiler yerel seçimlerde gözle görülen başarı elde ederken Avusturya’da “Avusturya Özgürlük Partisi” koalisyon hükümetinde yer aldı.

– Çin lideri Xi Jingping, “kişilik kültü” derecesine kadar iktidarını güçlendirdi. Çin’in “dünya liderleri” arasına girme konsepti resmileştirildi, bu konsept dış politikanın odağı haline getirildi.

– Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden Donald Trump, Ortadoğu’yu daha çok karıştırdı. BM bu kararı reddederken Müslüman ülkeleri Tump’a karşı öfkelendi.

– Körfez ülkeleri Katar’a karşı birleşti. Bu ittifakın bahanesi, Doha’nın Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Bahreyn ve Kuveyt büyükelçilerinin yetkisine aniden son vermesi oldu. Birçok uzmana göre gerçek sebebi ise Katar’ın bölge ülkelerinin iç işlerine karışması ve İran ile yakınlaşmasıydı.

– Başta Manchester, Barselona ve Londra olmak üzere Avrupa’yı terör olayları sardı.

– Las-Vegas şehrinde ABD’nin tarihindeki en kanlı katliamlardan biri yaşandı. 59 kişi öldü, 500’ü aşkın kişi yaralandı.

– Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir taraftan Batılı ülkelerle kavga etti, diğer taraftan özellikle anayasa referandumunun neticesinde ülke içindeki iktidarını iyice güçlendirdi. Türkiye, parlamento cumhuriyeti rejiminden başkanlık rejimine geçti. Ankara’nın en çok çekiştiği ülkeler Almanya ve ABD oldu.

– Bağımsızlık ilan eden Katalonya, Madrid’den daha çok uzaklaştı. Sonuçta bağımsız devlet olamadı ama iradesini açık açık ortaya koydu. Devamı gelecek.

– Irak Kürdistanı’nda yapılan referandumdan da bağımsızlık kararı çıkmasına rağmen, başta İran ve Türkiye olmak üzere bazı ülkelerin baskısı ile referandum sonucu yok hükmünde sayıldı.

– Zimbabve’de dünyanın en uzun siyasi ömürlü diktatörü Robert Mugabe devrildi. Yerine “Timsah” lakaplı Emmerson Mnangagwa geldi.

REGNUM ajansı yorumcusu Stanislav Tarasov, Ankara’nın Washington ile arasının “Kürt meselesi” yüzünden açıldığını iddia etti. Bölgede Kürt milliyetçiliğinin artışı ve ABD’nin ona destek verişi Türkiye’nin toprak bütünlüğüne bir tehdit yarattı. Halbuki eski Türkiye Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun dediği gibi “belirli şartlar altında” Batı, 1920’lerin başında Türkiye’den “yasa dışı bir şekilde” koparılan Musul ve Kerkük’ün iadesi veya en azından Kerkük konusunda görüşmelere başlanmasına dair söz vermişti. Sonuçta herhangi ciddi bir kriz esnasında Arap ülkeleri ile İran’ın tarafsız olacağına güvenebilen Türkiye, başta ABD olmak üzere NATO müttefiklerinin benzer tutum almasını bekleyemez.

Türk-Azeri ilişkilerine de değinen Tarasov, NATO üyesi ve AB’nin “eşiğine kadar” gelen Türkiye’nin, uzun süredir Azerbaycan açısından “Batı’nın kapısı” ile bağdaştığını öne sürdü. “Bir millet iki devlet” sloganı ile gelişen sağlam ilişkiler, Dağlık Karabağ dahil her türlü sorunu çözecek güçte gibiydi. Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi, dostluğu daha da güçlendirecek bir unsur olarak algılandı.

Ne var ki Türkiye, AB üyeliği rüyasından mahrum ettirilince Azerbaycan’ın gözünden düşmemekle beraber Bakü sadece Ankara’ya odaklanmaktan kaçınarak ABD’ye kur yapmaya, İran ve İsrail ile yakınlaşmaya, Moskova ile “stratejik partnerlik”ten söz etmeye yöneldi. O arada Tarasov’un deyişiyle çoğu jeopolitik projesinde başarısız kalan Türkiye, Moskova yönüne kaymaya başladı.

Yazar, bu münasebetle Batı ile flörtten bir şey elde edemeyen Azerbaycan’ın birçok medya kuruluşunun kullandığı “Rusya’dan Türkiye’ye gittik şimdi Türkiye ile Rusya’da karşılaşacağız” ifadesini doğru bulduğunu bildirdi.

Nezavisimaya gazetesinde yayımlanan yazıda Anton Mardasov ve Kirill Semyonov, Putin’in Suriye’den asker çekmesinin, savaşın sonu anlamına gelmediğini iddia etti. Yazarlara göre “İran ve Rusya’nın şemsiyesi altındaki” Şam rejimi, kontrol ettiği alanı genişletme çabalarından vazgeçmiyor.

Savaştan bıkmış ve üstelik aralarında bitmek bilmeyen kavgalarla uğraşan Körfez ülkeleri, müzakere için Şam’ın karşısına “mümkün olduğu kadar uzlaşıcı” muhalefet çıkarsa da Şam diyaloğa soğuk bakıyor.

Savaş bitiminde kendisine bağlı militanları Suriye’den çekerek bölgede etkisini kaybetmeyi istemeyen İran da, savaşı devam ettirmekten yana. Aynı zamanda Şam, Şii militanları herhangi bir düşmanla “meşgul etmeye” çalışıyor. Yoksa “işsiz” kalan İran yanlısı militanlar Suriye’nin iç siyasetine girmeye çalışacak.

Neticede Ortadoğu konusunda Moskova’nın Washington ile anlaşma çabaları, Şam ve Tahran’da memnuniyetle karşılanmazken Suriyeli muhaliflerin çoğu Esad ve İran’dan ziyade Moskova ile diyaloğa açık görünüyor. Yazarlara göre söz konusu grupların yeni Suriye hükümetine katılması, Ortadoğu’da yeni bir savaşa yol açabilecek İran’ın nüfuzuna ciddi bir engel yaratacak.

Gazeta.ru’ya konuşan din bilimci Roman Silantyev, yakın zamana kadar Sankt-Petersburg’da Slav asıllı Müslümanlardan oluşan ve şehirde birkaç terör olayı planlayan radikal bir derneğin faaliyet yürüttüğünü anlattı. Gizli servis FSB’nin yaptığı operasyon neticesinde bazı üyeleri yakalanırken kaçmayı başaranlar Hizb-ut Tahrir ve IŞİD gibi teşkilatlara katıldı.

Uzmana göre dört sene zarfında toplam 500 kadar Slav asıllı Rusyalı, radikal İslamcı teröristlere katılarak Suriye’de savaştı. Silantyev, her 10 teröristten 8’inin öldürüldüğünü veya Suriye’de kalmaya karar verdiğini, onda birinin Rusya sınırında tutuklandığını geri kalan onda birinin ise ülke içine sızmayı başardığını belirtti.


Andrey İsaev kimdir?

Moskova Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun. Rusya Bilim Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Kazan Devlet Üniversitesi'nde çalıştı. Toplam 17 yıl çeşitli görevlerde Türkiye’de bulundu, Çin ve Hindistan’da çalıştı. Gazetecilik, araştırmacılık ve çevirmenlik yapıyor. RS FM radyosu kurucularından ve ilk genel müdürü.“Eski Çağ Türkiye tarihi” ve “Hint-Avrupa Mitolojisi: bir inceleme denemesi” adlı kitapları var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI