Artık ben bir sosyal vebalıyım

Cumartesi, 30 Aralık, 2017
Umulur ki siyasi irade ve yargı mekanizması Hak ve Adalet Platformu'nun OHAL Araştırma Raporu'nu inceleyip gereken dersleri çıkarsın. Toplum geneli, her darbe sürecinde yaşanan kamu görevlisi ihraçlarının bugün yaşananlardan daha haklı veya daha haksız olmadığını idrak etsin. Zira mağdurların dile getirdiği ruh halini anlatan “artık ben bir sosyal vebalıyım” ifadesini geçmişteki her çalkantıda hepimiz hissetmiştik.

Hak ve Adalet Platformu OHAL Araştırma Raporu 27 Aralık Çarşamba günü basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Hatırlanacağı üzere 15 TEMMUZ 2016 SONRASI “OHAL”DE YAŞANAN HAK İHLALLERİ ve SOSYAL BOYUTLARI başlıklı online anketle başlatılmıştı araştırma. Yurt dışı katılıma da açık olan anket 24 Eylül – 1 Aralık tarihleri arasında tamamlandı. Bu süre içerisinde çok sayıda katılımcı tarafından ziyaret edilip, 2 bin 173 kişi tarafından tamamlanan anketin detayları çok önemli. Ancak öncelikle detaylar kadar önemli bütünlüğün taşıdığı anlama dikkat çekmek yerinde olur. Tarihi boyunca katman katman toplumsal sorunlar yaşamış bir ülkeyiz.

1- Katmanlardan birincisini siyasi krizlerimiz oluşturmakta. Devrim-karşı devrim sertliğinde yarılmalarımız olmadı, cumhuriyet tarihinde. Fakat nispeten daha yumuşak atlatılıp kesinlikle karşı devrimlerden çok daha kansız siyasi gel-gitler yaşandı. Rejim tartışmaları hiç eksilmeyen siyasi atmosferin yarattığı, kabaca halen daha bir yanda halkçılık-demokratlık diğer yanda seküler-dindar ekseninde sürdüğünü söyleyebileceğimiz kutuplaşmalar aynı zamanda derin sosyal yaralar da oluşturdu.

2- İkinci bir katmanı Kürt meselesi oluşturmakta. Tarih boyunca aralıklarla ama son kırk yıldır kısa ateşkesler ve çatışmasızlık süreci hariç tutulursa neredeyse aralıksız çatışmalı süreç yaşadığımız Kürt meselesi toplum yaralarımızı, yarılmaya dönüştürme potansiyeline sahip acılardan.

3- Alevi-Sünni gerilimi bir diğer yara katmanımız. Denilebilir ki en derinde kalıp kabuk bağlamayı önleyen sızıntılı bir kanama halinde devam ediyor.

4- Ermeni meselesi tehcir-soykırım karşıtlığı ekseninde, keskin ayrışmaya yol açan yaralarımızdan. Tıpkı Süryaniler ve diğer Lozan hükümleriyle azınlık statüsü tanınmış yurttaşlarımızla olduğu gibi, sosyal ilişkilenmeye de ket vurmada.

Şüphesiz bu katmanlar birbiriyle ve her biri rejim sorunuyla göbek bağı ilişkisine sahip. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında darbeyle mücadele adı altında yaşanan OHAL süreci hak ihlalleri ve mağduriyetler de bir başka toplumsal yara katmanı.

Rejim bunalımı içerisinde ele alabileceğimiz bu katmanın diğerlerinden farklı yanları da var elbet. Özellikle iktidarın da mağdurların da dindar olması, seküler-dindar eksenli kutuplaşmaya dindarlar arasındaki ayrışmaya yeni bir boyut kazandırmış görünüyor. İktidarı temsil eden dindarların, dindarlık algısında devletçilik eğilimini ve etkisini, eskiye oranla tartışmasız son derece keskin, belirleyici kılan yanıyla ayrışıyor bütün kutuplaşmalardan. Ama tam da bu yönüyle rejim tartışmalarının temelinde yer alıyor. Darbecilerin rejim değiştirme hevesi olup olmamasının bu noktada hiçbir önemi yok. Önemli olan darbenin bastırılmasının ‘devletin beka sorunu’ olarak görülmesi ve iktidarı temsil eden dindarların İslamcılıktan devletçi-dindara evrilmesi. Dindarların kendi arasındaki pek çok ayrımın yanına bu keskin ayrışmanın yerleşmesiyle sosyal yaralar çeşitlendi. Aile bireyleri ve akrabalık ilişkileri, fikir ve hayat tarzı yakınlığı, dahası iktidar yanlıları ile cemaat yanlıları arasındaki irtibat, iltisak geçişkenliği, adaletsizlikler daha uzun süre devam ettiği takdirde kolay kapanmayacak yaraları derinleştirmeye aday.

Gündelik siyasetin tarafgirlikleri, çalkantıları, beklentilerinden bağımsız olarak çok uzak olmayan bir gelecekte bu yaraları sarmaya çalışacağımıza kesin. Geleceği kaçınılmaz olan o günlerde adalet duygumuzu geliştirmeye ihtiyaç duyup hakikati sorgulayacağımız kuşkusuz. Hakikat için de hafıza gerek. Hak ve Adalet Platformu tarafından gerçekleştirilen ankete dayalı sosyal araştırma ve raporunun önemli bir hafıza çalışması değeri taşıdığı açık. 2 bin 173 katılımcının detaylı sorulara verdiği cevaplar ve bunların analizi, çok uzak olmayan o gün geldiğinde elimizde veri olarak hak ettiği değeri bulacak. Katman katman sosyal yaralarımızın sadece yargı süreci ve siyasi önlemlerle kapanması mümkün değil. Böylesi verilerin elimizde doküman olarak bulunmasıyla mümkün olacak toplumsal yüzleşmelerle ancak gelecekte sosyal barışı yakalayabiliriz.

Umulur ki daha fazla gecikmeden siyasi irade ve yargı mekanizması bu raporu inceleyip gereken dersleri çıkarsın. Toplum geneli, her bir darbe sürecinde yaşanan kamu görevlisi ihraçlarının bugün yaşananlardan daha haklı veya daha haksız olmadığını idrak etsin. Zira başlıkta yer alan ve ankette mağdurların dile getirdiği ruh halini anlatan “artık ben bir sosyal vebalıyım” ifadesini geçmişteki her bir çalkantıda her birimiz yaşamış hissetmiştik. Etnik, dini, siyasi bütün yaralarımız için de aynı ruh hali geçerli. Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Romanlar ve daha pek çok kesim kendilerini çoğunlukla sosyal vebalı gibi hissederek yaşadı. Böyle devam etmek zorunda değil. Eşit bireyler olarak, vatandaşlık haklarımızla ve kimlik özelliklerimizle toplum hayatının her alanında özgürce yer almamız için insana, insan olduğu için değer vermek yeter. Hukukun güçlüyü yani devleti değil güçsüzü yani bireyi/vatandaşı kimliğinden bağımsız olarak önceleyip, hakkını teslim etmesi yeter.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI