Şeklen Ceditçi zihnen Selefî

Cumartesi, 23 Aralık, 2017
Merak ettim, "SMS ile boşanma fetvasını verenler reformist sayılacak mı?" diyerek kulak kabarttım, göz gezdirdim ama çıt yok. Tuhaf. Üç beş yüzyıl önceki yerel adetleri ‘çağı yakalamak gayretiyle’ günümüz bilişim teknolojisine uyarlayanlara reformist suçlaması(?) yöneltilmezken medeni kanunu yani bugünün örfünü geçerli bulanların ‘bozguncu’ ilan edilmesi de ayrı muamma.

Son teknoloji iletişim araçlarıyla boşanma hakkında ilginç hüküm getiren fetvanın tek sorunu kadın haklarını ve haysiyetini çiğnemesi değil. Aynı zamanda insan aklıyla alay edercesine cehalet çukurundan sesleniyor oluşu. On beş asırdır verilen milyonla fetva içinden bir iki tanesini seçerek, kimi yerel adetleri, günümüze ve ülkemize taşıma çabasına sessiz kalmak olmaz. Tarihe mal olmuş veya farklı coğrafya ve kültürlerde yaşanmış alışkanlıkları, haberleşme araçlarıyla sürdürülebilir kılma hevesi sadece bu fetvaya özgü değil. Demek ki bu hevesi anılan SMS yoluyla “boşama” fetvası örnekliğinde tartışmak kaçınılmaz.

Bilindiği gibi kişinin sorusuna cevap olmak üzere üretilmiş içtihada fetva denir. Yani fetva hem kişinin sorusuna özel hem de içinde yaşanılan zamanın ihtiyacına uygun içtihat demek. Fetvanın en önemli özelliği ise nasa değil hukuka ilişkin sorulara cevap getirmek için kurulmuş bir mekanizma oluşu. Nasa ilişkin yani vahiy ve sünnette açıkça belirtilen bir başka deyişle değiştirilemeyecek hükümler hakkında fetva verilmez. Şerî yani birey ve toplum hayatını düzenleyen hukuk alanındaki sorulara cevap üretme işini üstlenir, fetva. İnsan aklına bırakılan meselelerle ilgili dini görüş. Günün ihtiyaçlarına göre gerçekleşen olay ve eylemlerdeki dine uygunluk değerlendirmesi, fetvalar. Fetvanın bir başka özelliği de bağlayıcı olmayışı. İnsan herhangi bir müçtehitten fetva isteyip cevap almışsa da ona uymak zorunda değil. Beğenmediği takdirde gidip bir başka müçtehide sorabilir. Üstelik bir başka müçtehit farklı dayanaklarla tamamen değişik bir cevap da verebilir aynı soruya karşılık olarak. Bu nedenle Diyanetin anılan fetvasını, önceki birçokları gibi görmezden gelmek mümkündü. Ancak fetva mekanizmasının işlevi/işlevsizliği açısından konuşulmalı.

Fetvanın bir özelliği insan aklıyla çözüm üretilmesi olduğu gibi aynı zamanda hayatın gerçekleriyle uyumlu olması. Hayatta karşılığı olmalı fetva hükmünün. Uygulanabilir olmalı. Gerçeklikten kopuk fetva olmaz. Kendi kendini baştan işlevsiz kılan bir fetva sizce de tuhaf değil mi? Koca, canı istediği vakit kısa mesaj, mail, mektup, faks ya da telefonla “boş ol” diyebilecek. Karısının bu mesajı aldığından emin olması istenmeyecek ama kadın mesajın kocasından geldiğinden emin olacak. Nasıl? Emniyete mi soracak? İstihbarata mı? Yoksa Bilişim Teknolojileri Genel Müdürlüğü bundan böyle “boş ol” mesajlarının izini sürme görevini de mi yüklenecek? Bylock listelerindeki karmaşayı ve hataları çözememişken hem de. Yoksa fetvaların idari işleyişle ilgisinin kurulması gerekmiyor mu? Bir fıkıh ehli çıkıp “fetva, günün toplumsal, siyasal, idari işleyişine uyumlu olmak ve günün sorunlarına cevap getirmek niyetiyle yazılma” derse, diyebilirse ne âlâ.

Bu durumda Din İşleri Yüksek Kurulu ve fetvaları külliyen yok hükmündedir, diyebiliriz biz de. Hukuk devletinde vatandaşlarını hukuken bağlamayan fetvalar üreten bir kuruma hiç mi hiç ihtiyaç yoktur. Kaldı ki tarih boyunca değişen ihtiyaçlara cevap ürettiği için vardı. Fetvanın bu özelliği farklı ülkelerde, farklı zamanlarda farklı uygulamaların yapılabileceğine de en açık delil. Geçmişin hukuki yorumları olan fetva uygulaması, somut kriterlere sahip modern hukuk düzleminde karşılıksız kalmaktadır. Bugün ülkemizde ihtiyaç olmadığı ortada. Laf olsun diye koca bir kurul oluşturulup, hayatta karşılığı olmayan hükümler üreterek toplumu meşgul etmeleri gereksiz ve hatta zararlı. “Ama fıkıh”, “ama şeriat, “ama fetva” diyecek çokları ve din düşmanlığı olarak görecekler. Ancak fıkıh, şeriat, fetva din değil hukuk. Bu fetvayı veren hazeratın, kendi kızları için aynı hükmü geçerli bulmayacağına da şüphe yok. Evlilik ve boşanma gibi örfe ilişkin konularda mevcut kanunları işaret etmeli fetvalar veya susmalı. Hukuken geçersiz olduğu bilinerek verilen bu fetvalar insanların düşünme ve akletme becerisini baltalayan prangalar. İnsanların zihnine pelesenk vuran bu türden fetvaların bir de suç tarafı var tabi. Anayasasında eşitlik yazan bir devlette kurul güya ‘dinin’ en yetkili ağzı görünerek ayrımcılık yapar, kadını ikinci sınıf gösterirse açıkça suç işlemiş olur.

Son fetvanın çağrıştırdığı bir başka konu da en az yüz elli yıldır İslam dünyasında süren ‘ceditçilik’ tartışmaları oldu. Hani Akif’in “asrın idrakine söyletmeli İslam’ı” dizesiyle dikkat çektiği mesele. İslam dünyasında günümüz bilgi ve algı düzeyiyle yeni tefsirler ve bu yeni tefsirler doğrultusunda yeni içtihat üretme ihtiyacı, özellikle nakilciler tarafından reformistlikle suçlanır ya işte fetva bu suçlamaları hatırlatıyor. Merak ettim, “şimdi bu fetvayı verenler reformist sayılacak mı?” diyerek kulak kabarttım, göz gezdirdim ama çıt yok. Tuhaf. Üç beş yüzyıl önceki yerel adetleri ‘çağı yakalamak gayretiyle’ günümüz bilişim teknolojisine uyarlayanlara reformist suçlaması(?) yöneltilmezken medeni kanunu yani bugünün örfünü geçerli bulanların ‘bozguncu’ ilan edilmesi de ayrı muamma. Teknolojiyi kullanmak serbest o teknolojiyi de üretebilmenin temelinde yatan düşünsel gelişime ulaşma çabası kusur sayılıyor. Akılcılık-nakilcilik karşıtlığı üzerine süregelen tartışmalar sonuca ulaşmadığından kopya fetvalar dönemine geldik.

 


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI