Barıştan sonra hayat var mı?

Perşembe, 21 Aralık, 2017
Diğer mahallelerden farklıydı tabii ki. Sokaklarında uyuşturucu satılmıyordu mesela. Birisi hasta olursa yardıma gidiyorlardı. Mahalle için oturup birlikte karar veriyorlardı ama hepsi bu kadar. Evlerinin önünde oturup konuşuyorduk. Sallanan sandalyelerde, oturup sallanan hayatlardan söz ediyorduk.

Guatemala’da eski gerilla köyünde kalıyordum. Barıştan sonra inşa edilmişti. Köyün bütün sakinleri, kadınlar, erkekler neredeyse hepsi eski URNG gerillasıydı. Çocuklar da eski gerilla sayılabilirdi. Daha önce gerilla bölgelerinde yaşıyorlardı. Guatemala’da her şey aynı sayılamazdı tabii ki. Ölüme ilişkin mesela. Daha önceleri uçaklardan bombalar yağıyordu. Diktatörlük uçakları ya da doğrudan ABD uçaklarıydı bunlar. -Ama bombaların hepsi ABD bombasıydı.- Şimdi barış olduğundan bu kadar para harcanmıyordu ölüme. Üç dolara bir kişi öldürülebiliyordu. Doğrudan politik olmayınca ölümün fiyatı düşüyor. Biraz kokain -5 gramdır galiba-, bir iş imkanı -mesela mafyada tetikçi olabilme şansı-, günlük alkol -düşük kalite de olsa-, evdekilere ekmek -ama bu sanıldığı kadar önde değil- ve güç -iktidar kırıntısı yani bu dünyada hiçbir şeyken, bu dünyanın en önemli şeyi bir yaşamı sona erdirebilme sarhoşluğu…

-İktidarların gücü buradan geliyor aslında. Yani iktidarın sağladığı konfor değil onun eteklerinde sallanmanın ilk nedeni. Öncelikle o eteklerde iktidarın tehdidinden kurtuluyor gibi hissediyor küçük insan. İronik ama iktidarın ne kadar sınırsız bir gücü varsa, eteklerinde o kadar mini faşist toplanıyor. Faşist zerrecikleri, sadece kendilerini beslemiyorlar, içi boş deterjan baloncukları gibi sağa sola süzülüp havada patlıyor ve hiç yağmuru olarak sere serpe dökülüyorlar. Boşluğa boşluk saçılmış gibi oluyor, bir fizik kuralının tezahürü bu, hiçbir şey yoktan var olamaz yani.-

Çok eski günlerden bahsedilmiyordu. Günlük hayatın cangılında sıkışıyorlardı. Diğer mahallelerden farklıydı tabii ki. Sokaklarında uyuşturucu satılmıyordu mesela. Birisi hasta olursa yardıma gidiyorlardı. Mahalle için oturup birlikte karar veriyorlardı ama hepsi bu kadar. Evlerinin önünde oturup konuşuyorduk. Sallanan sandalyelerde, oturup sallanan hayatlardan söz ediyorduk. Sonra birkaç tanesi daha gelip, bellerinde silahlarını çıkarıp katılıyorlardı. Namlusu kesilmiş av tüfekleri ile geldi ikisi de. Şirketlerin önünde güvenlik görevlisi olarak çalışıyorlardı. Garip geliyordu insana ama gerçek çoğu zaman gariptir zaten.

Namlusu kesilmiş av tüfekli olanlarla konuşmaya başladık. Tüfekleri bıraktıkları yere çocukları geldi, babaları ile tüfekleri arasına. Bazen hiçbir şey değişmiyor gibi geliyordu bana. Hayat dediğin ne olabilir ki; çocukla ucu kesilmiş namlu işte. Ölümle hayat arası gibi bir şey. “Hangi şirkette çalışıyorsunuz?” diye sordum. Aslında yanlış bir soru olabilirdi. Şirket olmak zorunda değildi korunan şey. Biraz irice bir tekstil mağazası, büyük bir market, bir pazar yeri, bir apartman kapısı ki öyle çok büyük olmak zorunda da değil ya da bir mahalle bakkalı olabilirdi korudukları yer. Onlar güldüler. Ceplerinden telefonlarını çıkarıp çalıştıkları yerin fotoğrafını gösterdiler. Bir kamyonun üstündeydiler. Ellerinde tüfekleri vardı, biraz önce yanımıza bıraktıkları. Kamyon banka arabası gibi korunuyordu, çünkü bira taşıyordu…

Biranın hakkını veren bir ülkedir Guatemala…

YAZARIN DİĞER YAZILARI