Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Trump, Filistinlilerin, başkenti Doğu Kudüs olacak bir devlet hayalini ellerinden aldı

Çarşamba, 13 Aralık, 2017
Filistin, kelimenin tam anlamıyla “anlatılmaz, yaşanır”. Bu karmaşık ve acı dolu coğrafyayı oraları bilen birinden dinlemek için Nursel Gürdilek’in kapısını çaldık. Kudüs’te 8 yıl yaşayan Gürdilek, "Amerika Filistin halkını oyalıyor" diyor ve çözümü "Filistin kendi direnişini ve bu direnişin liderini bulmak zorunda" diye özetliyor.

“Barış” sözcüğü Ortadoğu için uzak bir hayal gibi. IŞİD’in uğradığı yenilgiyle biraz olsun “normalleşeceği” düşünülen coğrafyanın bir başka köşesi, Filistin yangın yerine çevrilmek isteniyor bugünlerde. Dünya, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıklayan Başkan Donald Trump’ın amacını tartışıyor. Şu bir haftadır yazılanlara bakınca yorumların çoğunun “uzaktan” yapıldığı açıkça görülüyor. Peşinen söylemek lazım, başka hiçbir yere benzemeyen Filistin, kelimenin tam anlamıyla “anlatılmaz, yaşanır”… Bir tarafta işgalci teokratik İsrail Devleti, diğer tarafta Hamas’ın yönetimindeki Gazze ile El Fetih’in yönetimindeki Batı Şeria’dan oluşan bölünmüş Filistin…

Bu karmaşık ve acı dolu coğrafyayı oraları bilen birinden dinlemek için Nursel Gürdilek’in kapısını çaldık. Deneyimli gazeteci Gürdilek, Kudüs’te 8 yıl yaşadı ve Anadolu Ajansı’na Filistin ile İsrail’den birbirinden önemli yüzlerce haber geçti. Ulusal basında geniş yankı bulan bu haberleri pek çok kereler uluslararası basın da kullandı. O haberlerin nasıl bir heyecanla yapıldığına kısmen tanığım. Nursel Gürdilek’le bir dönem aynı televizyon kanalında çalışma şansını yakaladım. İşini aşkla yapan, haberini yaptığı konuyu derinlemesine öğrenmeden kimseye anlatmaya yeltenmeyen, mesleğin ilkelerine sadık bir gazetecidir. Kudüs özelinde Filistin’i ve İsrail’i bir de mesleğin duayeninden, bölgeyi avucunun içi gibi bilen Nursel Gürdilek’ten dinleyin istedim.

ABD’nin İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıma kararının Filistin’de nasıl yankı bulduğunu, sizin bölgedeki tanıklıklarınız ışığında konuşalım istedik. Siz hangi yıllar arasında yaşadınız Kudüs’te? İntifadaya tanıklık ettiniz mi?

2004 yılında gittim, 2012 yılı başında geldim. İkinci intifadanın bitiş tarihi yaklaşık 2005’tir(İsrail işgaline karşı Filistin halkının direnişi anlamına gelen intifadanın ilki 1987-1993 yılları arasında, ikincisi ise 2000-2005 yılları arasında gerçekleşmiştir). Bizim orada olduğumuz dönemde hâlâ İsrail’de büyükkentlerde, Kudüs’te, Tel Aviv’de, Ber Şeva’da otobüslerde patlamalar oluyordu. Batı Şeria’da Nablus’ta, El Halil’de, Ramallah’ta, ve başka kentlerde, köylerde yoğun İsrail ordusu operasyonları, sıcak çatışmalar vardı. Bir anlamda direniş sürüyordu. İntifadanın son kalıntıları diyelim. 2007’de Annapolis’te (ABD’nin Annapolis kentinde gerçekleşen Ortadoğu konferansında) bir güvenlik işbirliği anlaşmasına varıldı; ABD’nin gözetiminde idi bu anlaşma.

Ardından İsrail Hükümeti Filistinlilere jest olarak cezaevlerinden Filistinli mahkûmların bazılarını serbest bırakmaya başladı; yeni oluşturulan Filistin güvenlik güçlerine Batı Şeria’nın belli başlı kentlerinin gündüz güvenliğinin devredilmesi amacıyla, çeşitli ülkelerce ki bunlara Türkiye de dâhil, eğitimler verildi; devam eden yıllar içinde nispeten daha ılıman bir görüntü ortaya çıktı. Bunda Batı Şeria’da etkin El Fetih’in askeri kanadındaki El Aksa Şehitler Tugayı ve diğer bazı silahlı grupların militanlarının rızalarıyla pasifize edilmelerinin de payı büyük. Ama bu hiçbir şekilde işgal durumunun bitmesi demek değil elbette. Bunun altını çizmek lazım. İsrail ordusunun gerektiğinde girmediği bir Filistin toprağı yoktur. İntifada eylemlerinin durulduğu ama Filistin topraklarının gaspının ve Filistinliler’in hak ihlallerinin ağırlıkla yaşandığı bir süreç diyelim. İsrail’in Gazze’ye yönelik 2008’deki operasyonları, 2010’da Mavi Marmara, sonra yine 2011’de , 2014’te Gazze’ye operasyon… Sonuncusu hariç bütün bunlara da bir gazeteci olarak tanıklık ettim.

El Aksa Camii önünde Nursel Gürdilek ile Filistinli küçük kız (Fotoğraflar: Nursel Gürdilek’in özel arşivinden ve kendi objektifinden…)

Kudüs kararının ardından gerçekleşen eylemlerde Filistinliler ölüyor. Eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsrail Ordusunun Doğu Kudüs’te Batı Şeria’da temkinli davrandığını düşünüyorum. Elbette gösteriler için yoğun önlemler alınmış, Batı Şeria’ya ilave askerler gönderilmişti. Bu tip büyük gösteriler beklenirken İsrail, El Aksa Camii’ndeki cuma namazlarına genelde yaş sınırlaması getirir, 45 yaş altı gençlere izin vermez. Böyle bir sınırlama getirmedi İsrail ordusu geçen cuma. Sokak çatışmaları oldu, gazlar, yaralanmalar, gözaltılar yaşandı. Gazze biraz farklı. Gazze kentinin İsrail’le sınır mahallelerinde, sınıra yaklaşanlara ateş açıldı; ilk ölüm burada oldu. Sonraki ölümler de Gazze’den atılan roketlere İsrail ordusunun misillemesinden.

İsrail’in 45 yaş sınırlaması getirdiği bir cuma namazında dışarıda namaz kılanlar.

‘SAVUNMA BAKANLIĞI HARİÇ TÜM BAKANLIKLAR İLE PARLAMENTO VE BAŞBAKANLIK KUDÜS’TEDİR’

ABD’nin İsrail Büyükelçiliğinin Tel Aviv yerine Kudüs’te olmasının anlamı nedir?

14 Mayıs 1948’de Ben Gurion İsrail devletini ilan etti, ABD Başkanı Harry S.Truman aynı gün bunu tanıdı. Bağımsızlık savaşı sırasında İsrail Batı Kudüs’ü, Ürdün de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti. Batı Kudüs’te 1950’lerin başında Hollanda, Dominik Cumhuriyeti, Şili, Kolombiya gibi 16 ülkenin büyükelçiliği vardı. 1967’de İsrail, Doğu Kudüs ile Gazze’yi ve Suriye’nin Golan Tepelerini işgal etti. Bu bölgeler 50 yıldır işgal altında. 1973’teki Yom Kippur Savaşı sonrasında bazı ülkeler Batı Kudüs’teki büyükelçiliklerini birer birer kaldırmaya başladı. İsrail, 1980’de Knesset’ten (İsrail Parlamentosu) geçen bir yasayla Kudüs’ün tamamını başkent ilan etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ise 478 No’lu kararıyla hem İsrail’in bu kararını kınadı hem de Kudüs’te diplomatik misyonu bulunan ülkelerden temsilciliklerini Tel Aviv’e taşımasını istedi. Şu an Batı Kudüs’te hiçbir ülkenin büyükelçiliği yok. Doğu Kudüs’te ise aralarında ABD ile İspanya’nın da bulunduğu 16 ülkenin konsolosluğu var. Buradaki diplomatik misyonlar Filistin ile ilişkileri yürütürler. Yani tüm ülkelerin İsrail büyükelçilikleri Tel Aviv’deyken Trump’ın ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma kararının sembolikten öte bir anlamı var.

İsrail’in tüm devlet daireleri de Kudüs’te değil mi?

Evet. İsrail Parlamentosu(Knesset) , başbakanlık Kudüs’te. Savunma Bakanlığı hariç tüm bakanlıklar da Kudüs’te. Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Tel Aviv’de. Bazı bakanlıkların, Doğu Kudüs mahallelerinde de ek binaları bulunur.

KARARIN ARKASINDA KUMARHANELER KRALI SHELDON ADELSON MU VAR?

ABD Kongresi 1995 yılında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan bir yasayı kabul etti ancak o tarihten bu yana görev yapan tüm başkanlar büyükelçiliği Tel Aviv’de tutarak elçiliğin Kudüs’e taşınması kararını her 6 ayda bir ertelediler. Trump’ın bunu ertelememesi sürpriz mi oldu? İsrail ve Filistin basınında neler yazılıyor?

Sorun, Trump’ın kullandığı kelimelerde. Eğer ABD Başkanı, elçiliği Batı Kudüs’e taşıyacağız deseydi belki bu kadar gürültü çıkmayacaktı. Bu bir anlamda Filistinlilerin hakkını da teslim etmiş olmak, “Doğu Kudüs de sizin” demekti ama öyle olmadı. Trump böylece bu hakkı bir çırpıda silip atmış, fiilen iki devletli çözümü de ortadan kaldırmış oldu.

Seçim kampanyasında taahhüt etmiş olmasına rağmen herkes için sürpriz oldu bu açıklama. İsrail basınında Amerika’da yapılan bir kamuoyu yoklamasında Trump’ın Cumhuriyetçiler arasında oyunun çok düştüğü yazılıyor. ‘Trump’ın bu kararının arkasında ne var?’ın yanısıra ‘kim var?’ sorusu da soruluyor. İsrail basını da Filistin basını da Amerika’da Trump’a desteğin çok azaldığını, Yahudi lobisini arkasına alma arzusunun -ki Amerika’daki Yahudi lobisi gerçekten çok güçlüdür- en büyük sebebinin de bu olduğunu yazıyor. İsrail’in sol haber sitelerinden birinde “Bu kararın ardında Sheldon Adelson mu var?” başlıklı bir haber okudum. Sheldon Adelson, dünyanın en zengin kişilerinden biri. ABD’nin en büyük kumarhane şirketi Las Vegas Sands’in sahibi. ABD’de Cumhuriyetçilere verdiği destekle bilinen Sheldon’un İsrail’de sahibi olduğu Israel Hayom adlı gazetesi de sağcı Başbakan Binyamin Netanyahu’nun destekçilerinden. Adelson ile eşi Miriam’ın 2016 yılında Cumhuriyetçilere 80 milyon dolardan fazla para verdikleri, Trump’ın seçilmesine 35 milyon dolar katkı sağladıkları yazıldı. Trump, kendi kampanyasına destek verenlerin sözlerini de yerine getirmiş oldu ama neden şimdi? Yeni bir krize ihtiyaç var mı? Demek ki Amerika açısından var. Dünya o kadar çalkalanıyor ki! Suriye, Irak, Katar, Lübnan, Yemen… Dünyanın krizi eksikmiş gibi bir de bu krizi dayattı Trump.

Nursel Gürdilek

‘BURADAN İSLAM DÜNYASI BİRLİKTELİĞİ ÇIKMAZ’

Türkiye’de en fazla merak edilen soru şu: kararı veren Amerika ama Türkiye’de siyasi iktidar İsrail’e bedel ödetmekten bahsediyor, neden?

En kolay ve içeride oy toplamaya yönelik yol o çünkü.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson büyükelçilik binasının Kudüs’e taşınmasının iki yıldan önce gerçekleşmeyeceğini söyledi. Peki neden şimdi açıkladılar?

Elçiliğin Kudüs’ün batı tarafına taşınması, inşası vs. zaman alabilir. Kamuoyunu alıştırmak için mi şimdi söylediler yoksa başka bir gerekçesi mi var henüz bilmiyoruz.

Ürdün, Kudüs için Arap Ligi’ni ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nı acil toplantıya çağırdı. İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da teşkilatın liderler zirvesinin İstanbul’da yapılacağını açıkladı. Müslüman dünyadan, sonuç alacak bir ortak tepkinin çıkması hayal değil mi?

Birbiriyle savaşan bir Müslüman dünyadan birliktelik beklemek akılcı değil. İslam dünyası paramparça. Bir de Amerika kaldır dediğinde elini kaldıran bir Suudi Arabistan, Mısır var. Buradan İslam dünyası birlikteliği çıkmaz. Tepkiler kınamadan, açıklamadan öteye geçemeyecek gibi görünüyor. Ne yapılabilir derseniz, bunun çözümü henüz yok gözüküyor. BM haksızlıkların üzerine gerçekten gidebilen bir örgüt olsa belki.

‘ABD 25 YILDIR BARIŞ DİYEREK BU İNSANLARI OYALADI’

Trump’ın bu kararı Suudi Arabistan ile Mısır’ın onayını alarak verdiği yorumuna kimse itiraz etmiyor. Hatta Suudi Arabistan, ülkedeki basını Trump’ın Kudüs kararıyla ilgili haber yapmaması konusunda uyardı.

Türkiye ne kadar bağırıp çağırsa da bu bölgede en fazla sözü geçen ülke Mısır. Çünkü Gazze ile doğrudan bağlantısı var. İsrail’in barış anlaşması olan iki Arap ülkesinden biridir Mısır, diğeri Ürdün. Mısır, Yom-Kippur Savaşı olarak bilinen 1973’teki Arap-İsrail Savaşı sonrasında İsrail ile barış anlaşması imzalamıştır. Ürdün de 1994 yılında İsrail’le barış anlaşmasına imza atmıştır. Mısır’ın Trump’ın kararından haberi olmadığını iddia etmek akla ziyan.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence önümüzdeki günlerde İsrail’i ziyaret edecek. Pence Filistin’e, Batı Şeria’ya da giderek Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmeyi umuyordu, Abbas’ın danışmanı bu koşullar altında böyle bir görüşmenin olmayacağını açıkladı. Pence’in bir sonraki durağı ise Mısır. Trump yönetimi büyükelçiliği taşıma kararının yanı sıra barış görüşmelerinin devam edeceğini, Filistin yönetimini de memnun edecek bir barış önerisinde bulunacaklarını da ifade etti. Bence bu oyalama taktiğinden başka bir şey değil çünkü ABD 25 yıldır barış barış barış diyerek bu insanları oyaladı. “Barış görüşmeleri yapıyoruz… İki devletli çözüm…” dediler. Ben Condoleezza Rice’ı hatırlıyorum, Batı Şeria’nın taşlarını ezberlemişti gele gide. Peki ne çıktı ortaya? Hiçbir şey!

İsrail Devleti’nin kuruluş tarihi 1948 aynı zamanda Filistinliler tarafından Nakba(Felaket) olarak anılır. Beytüllahim Aida Mülteci Kampındaki Filistinti çocuklar böyle bir anmada.

İsrail toplumunun homojen olduğuna dair yanlış bir yargı var. Orada da bu karara tepki gösterenler olduğunu biliyoruz. Oradaki haber kaynaklarınızdan nasıl bilgiler geliyor size? Ayrıca İsrail halkı da bu savaştan yorulmadı mı?

Elbette yoruldu. İsraillilerin günlük yaşamında Kudüs’ün başkent olarak kabul edilmesinin sembolik bir anlamı var ama normal hayatlarında bir değişiklik yaratacağını düşünmüyorum. Ancak aşırı sağcıları, aşırı sağcı siyasi iktidarı ve yerleşimcileri daha da cesaretlendiren bir olay bu. Sıradan İsraillileri, Filistinlilerin kızgınlığını gösterilerden çok bireysel kalkışmalarla ortaya koyması olasılığı endişelendirir. Barış yürüyüşlerine katılan aktivistler, entelektüel insanlar, Filistinliler için mücadele eden gençler, aydın insanlar, güçlü sivil toplum kuruluşları da var orada. Trump’ın bu kararının ülkeyi nasıl bir kaosa sürükleyeceğini görüyorlar. Filistinliler de bıkkın ve hayatları her geçen gün daha zorlaşıyor.

İsrail’deki demografik yapıdan bahseder misiniz biraz?

Bölge Filistin iken, 1917 yılında nüfusun sadece yüzde 10’u Yahudi idi. Bugün İsrail nüfusu 8 milyon 680 bin. Bunun yüzde 75’i, yani 6 milyon 484 bini Yahudi. Nüfusun yüzde 20’si Arap. 1 milyon 808 bin kişiye karşılık gelen bu nüfusun içinde Arap Hristiyanlar da var. Müslüman Araplar içinde ise Bedeviler, Dürziler ve Filistinliler var. Nüfusun Yüzde 4.5’u, yani 388 bini, Arap olmayan Hristiyanlar, Bahailer ve diğerleri. Ayrıca İsrail’de 250 bin dolayında yabancı işçi ve Afrikalı mülteci bulunuyor. Yapılan bir tahmin, önümüzdeki 42 yıl içinde İsrail nüfusunun 18 milyonu bulacağını gösteriyor. Bunun yarısının da Araplar ve ultra Ortodokslardan(aşırı dinci Yahudiler) oluşacağı öngörülüyor.

Nüfusun yüzde 20’si Arap ama bunun içinde Filistinlilerin yanı sıra Bedeviler ile Dürziler de var. Peki bu halkların birbiriyle ilişkisi nasıl?

Dürzi ve Bedevi Araplarla Filistinli Araplar birbirinden çok farklıdır. Dürzi Araplar da Müslüman ama bazı inanışları farklı. Bedevi Araplarla özellikle Filistinli Araplar’ın birbirlerini pek sevmedikleri bilinir. Batı Şeria’da İsrail’in dünyada da büyük tepki çeken güvenlik duvarı inşaatlarında genellikle Filistinli Araplar çalışır. Bunların başında da genelde dilleri aynı olduğu için Bedevi Arap sınır polisleri olarak durur. Filistinli Arapların, Bedevi Arap polislerden çok çektikleri için ‘’keşke başımızda İsrailli polisler dursa’’ dediklerini aktarmıştı bir dostum. Bedevi Arap polisler daha acımasız diye anlatmıştı. Filistinli Araplar hâlihazırda İsrail vatandaşı da olsalar askere alınmazlar ama Bedevi ve Dürziler askere giderler İsrail ordusunda, hatta yüksek rütbelere kadar da yolları açık.

Ultra Ortodoks diye tabir edilen “aşırı dinci” Yahudilerin nüfusun geneline oranı nedir?

Son verilere göre İsrailli Yahudi nüfusunun 6 milyon 484 bininin yarıya yakını, yüzde 44’ü laiklerden oluşuyor, yüzde 11’i muhafazakâr, yüzde 9’u ise ultra Ortodoks. Aşırı dinciler genelde askere gitmezler. İsrail Holokosttan çıkmış bir ülke. İsrail’in kurucu Başkanı David Ben Gurion’a aşırı dinci hahamlar ülke kurulurken, “bizi askerlikten muaf tut ki yeşivaları(dini eğitim veren okullar) kuralım” demişler. O dönem 400 yeşiva öğrencisine muafiyet sağlanmış. Bu uygulama sonraki hükümetlerde de devam etmiş. Bugün 65-70 bin civarında yeşiva öğrencisi var. Bunlar askere gitmezler, iş gücüne katılmazlar. Çocuk sayısı çoktur bu ailelerde. Bu yüzden Kudüs İsrail’in en yoksul kentidir.

Aşırı dinciler devletten çocuk başına yardım alırlar. Yeşivalar da cemaat cemaat bölünmüştür. Kendi cemaatlerinin yardımlarıyla, zengin müritlerinin bağışlarıyla yaşarlar. Laik İsrailliler bizim vergilerimizle onları besliyorsunuz diye isyan ediyorlar devlete. Hükümet bu sene aşırı dindar gençliği askere almak için bir girişimde bulundu ama kıyamet koptu. İsrail çok farklı denklemleri olan bir ülke. Aşırı dindarların olduğu bazı yerleşimlerde Savunma Bakanlığı ile gönüllülük anlaşması yapılıyor. Bakanlık bu yerleşimlere maddi yardımda bulunuyor, oradaki gençler gönüllü olarak askere gidiyor.

Kudüs “eski kent”te ultra Ortodoks Yahudi ile bir Arap…

‘FİLİSTİNLİ BEBEKLER BİR KAOSUN İÇİNE DOĞUYORLAR’

İsrail’i, Kudüs’ü sizinle on yıl önce gezdiğimizde her şey bana çok şaşırtıcı gelmişti. Her gün bir hayret duygusuyla yaşamadınız mı orada?

Ben burada olan bitene daha çok şaşırıyorum. Orada yeni bir şeyler öğrendiğim zaman heyecanlanıyordum. Buradan baktıkların, gördüklerin yeterli olmuyor elbette. Bilmediğim bir İsrail ve Filistin çıktı karşıma, iyisiyle kötüsüyle. Yine de siyasi anlamda, son yılların maalesef değişmeyen sancılı bir gündemi var. Bugün gitsen Kudüs’e kaldığın yerden devam edebilirsin sanki. Arada hükümetteki bazı isimler değişti ama sorunlar aynı, koşullar aynı. Ama Türk halkının çok fazla gündemi var, her gün ve hızla değişen.

Beytüllahim Aida Mülteci Kampında Filistinli küçük kız.

Kudüs elbette kutsal bir mekân ve bu son karar çok önemli ama Filistinliler bence bundan çok daha büyük dertlere sahip. Filistin’de bebekler bir kaosun içine doğuyorlar; insanlar yersiz, yurtsuz, vatan varken devletsizler. Bir halkı düşünün ki, 50 yıldır hayatları bir işgalin kontrolü altında. İşgal altında doğanlar normal yaşam nedir bilmiyor; normal yaşamı bilenler de artık ölme yaşında. Barış görüşmelerinden zerre ilerleme görmemişler. Doğu Kudüs’tekilerin yaptıkları evler ruhsat alamadıkları için yıkılıyor; aşırı sağcılar evlerine el koyuyor; Batı Şeria’dakilerin arazileri gasp edilip oralara Yahudi yerleşimleri yapılıyor veya güvenlik duvarları örülüyor. 10 metre ilerisindeki tarlasına gidemiyor veya aynı yere 2 saat başka bir yerden giderek ulaşıyor ya da hiç gidemiyor. İsrail’de çalışma iznin var ama askeri kontrol noktalarından geçebilmek için her gün 04 00’te uyanıp yollara düşmek zorundasın. 15 dakika ötendeki kente geçebilmek için her tür aşağılanmayı sineye çekiyorsun. Gazze zaten ayrı bir yara! Filistinli olmak zor zanaat yani.

‘AMERİKA TARAFINDAN OYALANAN BİR FİLİSTİN HALKI VAR’

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres “İki devletli çözümün alternatifi yok” dedi. Bu nasıl mümkün olacak?

Trump’ın kararının yarattığı asıl sonuç şudur: Yıllardır Amerika tarafından oyalanan bir Filistin halkı var; “iki devletli çözüm” dediler, “Filistin Devleti’nin bir gün resmi başkenti Doğu Kudüs olacak” dediler; hatta hangi mahallelerin Doğu Kudüs’te kalacağı, resmiyete dökülmese bile haberlere konu oldu. Trump bu umudu yok etti. Başkenti Doğu Kudüs olacak bir Filistin Devleti hayalini elinden aldı insanların. Yerine henüz bir şey konmuş değil. Sadece Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Ebu Mazen(Mahmud Abbas)’e yeni bir önerimiz var, seveceksin bunu diyorlar. Önemli olan Filistin halkının benimsemesidir.

‘FİLİSTİN HAREKETİNİN GÜÇLÜ BİR LİDERE İHTİYACI VAR’

Hamas lideri İsmail Haniye ile Hizbullah lideri Hasan Nasrallah intifada çağrısı yaptı. Bu çağrı anlama geliyor?

İntifada çağrısı yapmak kolay, en önde sen olmadıktan sonra! Batı Şeria’da bunu çağrıştıran açıklamalar yapılsa da böyle bir çağrı olmadı. Bence artık direnişin farklı bir yere yönelmesi lazım. Yıllardır insanlar ölüyor Filistin’de. 1948’den bu yana kaç nesil yok oldu? İntifalarda kaç insan öldü? Başka bir direniş yolu bulmak zorunda Filistinliler. Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. Maalesef ölüme alışmak gibi bir durum da var bu coğrafyada, bıkkınlık da. İlk intifadada Yaser Arafat’ın “taş atan askerlerim” dediği o küçük çocuklar bütün dünyada büyük ses getirmişti. Bugüne bakın, Filistinli çocuklar yine ölüyor ama dünyada ve hatta içeride o yıllardaki gibi yankı bulmuyor. Dünyaya seslenmek için de başka bir yol bulmaları gerekiyor. Filistin’de aslında bir lider darboğazı var. Filistin’de birçok insan Abbas’ın yeterince kendilerinin sesi olmadığını söylüyor.

Mahmud Abbas 82 yaşında…

Evet, genç bir lider değil. Geçmişteki gibi liderler de yok. El Fetih’in halen tutuklu bulunan liderlerinden, Filistin Parlamentosu milletvekillerinden Mervan Barguti önde gelen politik isimlerden biriydi. Filistin ve hatta İsrail’de bazıları, salıverilirse bir şey değişir mi diye umudunu Barguti’ye bağlamıştı ama ömür boyu hapse mahkûm. Filistin hareketinin güçlü bir lidere ihtiyacı var. Bu lider bulunmadığı ve yeni direniş yöntemleri geliştirilmediği sürece bu devran böyle sürecek gibi görünüyor. Dünyanın bugünkü haliyle Filistin’deki durumu değiştirecek gücü yok maalesef.

Ramallah’ın yakınlarında Bileyn adında küçük bir köy var. İsrail’in güvenlik duvarının köylülerin arazilerini gasp ettiği bir köy burası. Bileyn köylüleri, İsrailli solcularla ve uluslararası aktivistlerle her hafta şiddet içermeyen eylemler yaptılar ısrarla ve güvenlik duvarının yönünü değiştirmeyi başardılar. Bu sayede Bileyn dünya çapında bilinen bir yer haline geldi. Batı Şeria’da da farklı eylem biçimlerini hayata geçiren birçok köy, kasaba var. Herkes şiddetsiz eylem yapsın demiyorum ama farklı yöntemler Filistin’de başka bir direniş biçimini tetikleyebilir diyorum.

‘FİLİSTİNLİLERİN O KADAR ÇOK DERDİ VAR Kİ!’

Bundan sonra ne olur?

Özellikle Doğu Kudüs’te ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler için hayat çok daha zorlaşacak. Zaten Doğu Kudüs’te, eski kenti çevreleyen Silwan, Şeyh Cerrah gibi mahallelerde yaşayan Filistinlilerin çok büyük dertleri var. 1948 yılından önce buraların kendilerine ait olduğunu iddia eden aşırı sağcılar, yerleşimciler, Filistinlilerin 45-50 yıldır oturdukları evlerini işgal edip polis gözetiminde bu evlere sahip oluyorlar. Ne avukatlar bu duruma bir çözüm bulabiliyor ne de İsrail Anayasa Mahkemesi bunlara dur diyor. Yine Doğu Kudüs mahallelerinde parası bol olan aşırı sağ Yahudi örgütleri Filistinlilerin evlerini büyük paralara satın alıyorlar. Örneğin 300 bin dolarlık eve 5 milyon dolar ödüyorlar. Fetva var, bir karış toprağını İsraillilere satmanın cezası ölüm. Kime sattığını bilerek veya bilmeyerek satıyor Filistinliler evlerini. Aşırı sağcı yerleşimciler Filistinlilerin mahallesinin içinde aldıkları bu eve hemen silahlı güvenlik görevlileri koyarlar. Evin çevresine kameralar takarlar, tepeye de bir İsrail bayrağı çeker ve her gün silahlı korumalar eşliğinde girip çıkarlar bu evlere. Kendileri de silahlıdır. Filistin mahallelerinin ortasında gezinen bu garip güruh saldırgandır da. İnsanlara sataşırlar.

Filistinlilerin o kadar çok derdi var ki! Batı Şeria’da da birçok yerleşim Filistinlilerin arazileri üzerine kurulmuş durumda. O Filistinliler ki, ta 1948’den bu yana kaybettikleri evlerinin anahtarlarını hâlâ boyunlarında taşırlar. Anahtarın sembolik bir anlamı vardır onlar için. Bir gün evime döneceğim umudu… Kudüs’de Deir Yassin gibi Filistinlilere ait birçok köy, mahalle haritadan silinmiş durumda. Gidip buralar benim deme şansı kalmamış. Evi yıkılmamışsa da durum değişmiyor. Bak’a gibi Batı Kudüs’ün çok seçkin mahallelerinde çok güzel ihtişamlı eski Arap evleri hâlâ yerinde ama oranın hayatta olan Filistinli sahibinin gidip Anayasa Mahkemesine başvurup buralar bizimdi diyerek evini alma şansı yok. İsrail’de böyle bir ayrımcılık var.

1948’de evini terk etmek zorunda kalmış ve anahtarını hâlâ boynunda taşıyan yaşlı Filistinli…

Filistinlilerin evleri ellerinden alınıyor, arazilerine el konuluyor. Batı Kudüs’ten bir ev alma şansları yok ve kendi arazisine inşaat yaptığında buna ruhsat alma şansları da pek yok. Evime bir kat daha çıkayım diyemez, gelir hemen yıkarlar. Batı Şeria’da da aynı şey söz konusu. Bütünüyle Filistinlilerin değil orası da. Birçok yerleşim, Filistinlilerin arazisine kurulmuş durumda. Yeni konut yapımları da sürüyor. Yani Filistinlileri o coğrafyadan, kendi evlerinden göndermek için her şeyi yapıyorlar. Bir de yoksulluk var. Siz Batı Şeria’dan binlerce Filistinlinin her sabah İsrail’e çalışmak için hangi koşullarda gittiğini hiç gördünüz mü? Çalışma izni olan Filistinlilerin “checkpoint”lerde(askeri kontrol noktalarında) çektiklerini bir görseniz! Hayat orada çok zor. Örneğin, Kudüs’e 15 dakika mesafedeki Beytüllahim’de bulunan 300 No’lu “checkpoint”e insanlar sabah 04 30’da gelir. Yüzlerce insan saatlerce buradan İsrail tarafına geçip çalışmak için bekler. Her gün bu eziyeti çeker o insanlar.

Beytüllahim’den 15 dk. mesafedeki işlerine gidebilmek için her sabah saat 04 00’te 300 No’lu checkpoint’e gelen ve burada saatlerce bekleyen Filistinliler (fotoğraf www.abc.net.au ‘dan alınmıştır)

Batı Şeria’da daimi onlarca checkpoint yani kontrol noktası var bir de seyyar kontrol noktaları… Bunlara uçan kontrol noktaları deniyor. Anında iki askeri arabayla çevirip otomobilleri durdurup insanları arıyorlar.

Cenin-Ramallah yolunda “flying checkpoint” adı verilen ne zaman, nerede kurulacağı bilinmeyen seyyar askeri kontrol noktası.

‘FİLİSTİN KENDİ DİRENİŞİNİ BULMAK ZORUNDA’

Hamas ile El Fetih’in anlaşabileceği konuşulurken şimdi bambaşka ve tehlikeli bir gündemi var Filistin’in. Bölünmüş Filistin’in barışma ihtimali var mı?

Bu raddeye gelene kadar El Fetih ve Hamas’ın bir anlaşması söz konusuydu. Bu gelişmeler onu nasıl etkileyecek bilmiyoruz. Filistinliler arası bütünlüğün de sağlanması gerekiyor. Hamas ile El Fetih arasında 2006’da Hamas’ın seçimlerden başarıyla çıkması, ardından 2007’de Gazze’de tek yanlı devletini ilan etmesiyle hem Gazze’ye ambargo ağırlaşmış hem de El Fetih ve Hamas yanlıları arasında çok kanlı çatışmalar yaşanmıştı. Mısır’ın arabulucuğunda El Fetih ile Hamas’ı bir araya getirmek için çok görüşmeler oldu ama hiçbirinde bir yakınlaşma tam anlamıyla sağlanamadı. Bu Kudüs kararından hemen önceki günlerde özellikle Suriye’de olaylar, Müslüman Kardeşler’in iktidardan düşürülmesi gibi gelişmeler sonrası Hamas ile El Fetih yine Mısır’ın arabuluculuğunda yakınlaştılar, hatta Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi Başbakanı Rami Hamdallah ilk kez Gazze’ye gitti. Hamas’ın seçimi de kabul ettiği söylendi. Hamas Gazze-Batı Şeria, Filistin topraklarında bir genel seçime hep karşı çıkmış, seçimler de hep ertelenir hale gelmişti. Uzun süren düşmanlıktan sonra gelen bu yakınlaşma umarım yine aynı akıbete uğramaz.

Aslında Filistin sorunu bölgede bir kanayan yara. Bölge ülkelerini tek tek kanatıyorlar. En son Suriye de kanatıldı ama burada da uzun yıllardır insanlar umutsuz. Neredeyse bölgedeki İngiliz egemenliğinden bu yana sürekli bir savaş hali devam ediyor. Bugün yaşananlarda İngiltere’nin günahı çok. Bu çatışmaların içinden, İsrail bir devlet ve toprak sahibi olarak çıkmış, Filistinliler ise devlet sahibi olmayı bırakın, mevcut topraklarını bile yitirir hale gelmişler. Bu duruma gelinmesinde bazı dönemlerde kendi hataları olduysa bile, dünyanın günahı daha fazla… Ben Filistinlilere bir Atatürk lazım diyorum. Bunu onlara da çok söyledim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI