Boş ol çirkinliği size, ismet hakkı bize

Çarşamba, 13 Aralık, 2017
Cumhuriyet ise tüm vatandaşlara getirdiği eşitlikle, hanedan üyesi kadınların sahip olduğu hakları, bütün kadınların hakları haline getirmiştir. Ve bugün bizim örfümüz medeni kanun. Böyle biline. Diyanetin ve Din İşleri Yüksek Kurulunun anlaması gereken bizim bugünkü örfümüzün Medeni Kanun olduğu gerçeği.

Evlenmek, karşılıklı sorumluluğu ve haklarıyla, iki tarafı da aynı eylemde birleştirmeyi ifade eder. Tıpkı boşanmak gibi. İki tarafın da rızası, onayıyla birlikte alınan kararı anlatır. Ancak boşamak öyle değil. Kadın da söylese erkek de söylese çok çirkin bu söz. Beraberliği anlatan evlilik nasıl olur da taraflardan birinin eylemini/kararını işaret eden boşama sözüyle anlatılır? Yakışıksız, kulağa da ruha da eza…

Tabi burada hemen tarihi sürecin ünlü deyimi “boş ol” tabirini hatırlayarak itiraz edeceksiniz. Ne diyebilirm ki, siz de haklısınız. İslam’ın erkeklere tanıdığı tek taraflı hak olarak bilinir zira boşanma. Ancak dinin değil geleneğin/örfün hükmünü icra eden bir yaklaşım bu. Yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı da sıradan insanın, sokaktaki vatandaşın algısına yerleşmiş yanlışlardan bir adım dahi öteye geçemiyor ve yüz yıllar önceki ve farklı kültürlere ait geleneğin hükümlerini, dinin kendisi gibi sunma alışkanlığını terk etmiyor.

Geçen haftayı diyanetin 15 ve 18. yy kaynaklarını referans göstererek, o çirkin tabiri günümüze uyarlayan(?) “mesajla boşama” fetvası doldurdu. Çelişkiler ülkesinde boşanmaları önlemek/azaltmak için memleketin başkaca sorunu yokmuş gibi TBMM komisyonu kurulurken diğer yandan da erkeklere  SMS ile “boşama” kolaylığı tanınmış oldu. “Bir kimse, yüzüne karşı “seni boşadım, benden boş ol” gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüzyüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir. Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri kocanın boşadığı andan itibaren başlar (İbn Kudâme, el-Muğnî, X, 505 vd.; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 456 vd.)” .

İler tutar yanı yok bu fetvanın. Neresinden tutsak elimizde kalır. Mustafa Öztürk de kendi tuttuğu yerden elinde kalan kısmını çok güzel açıklamış: “Din İşleri Yüksek Kurulu şifahi kültür kodlarının egemen olduğu bir dönemde, köy veya kasaba ölçeğine göre düzenlenen ve birçok yönüyle İslam öncesi dönemdeki örfî uygulamayla örtüşen şifahi boşama prosedürünün klasik fıkıh literatüründeki formülasyon şekline tarih-üstü değer atfetmektedir. Böyle bir mantık ve mentalite ile ne din ve diyanet ne de kültür ve medeniyet açısından bugünkü dünyaya söyleyecek bir sözümüz olabilir.” İlaveten bir de öneri getirmiş Mustafa Öztürk. Mealen evlilik ve boşanma dine ait değil örfe dayanan hukuki işlemlerdir diyerek getirdiği öneri şöyle: “Talâk işleminin mahkeme sürecine bağlanması ve böylece resmî tescille…” gerçekleştirilmesi. Aslında yazının devamında dile getirildiği gibi bu öneri geçmişte kısmen uygulanmıştı.

Modernleşme sürecinde Osmanlı’nın medeni hukuk alanında en önemli reformu olarak görülen ve Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı Mecelle de şerriye sicillerine geçmiş boşanma usul ve hükümlerinin toplandığı bir eser. Mecelle uyarınca Osmanlının son yıllarında boşanmalar mahkeme kayıtlarına geçerdi zaten. Başka bir deyişle Osmanlının son yüzyılının örfü böyleydi. Zaten ayet (Bakara 228), kadınların hakları ile erkeklerin haklarının birbirine denk olduğunu belirtir. Ayette bi’l-maruf kelimesi kullanılıyor hakları tanımlamak için. Bi’l-maruf, bilinen ya da örfe uygun olan hakları anlatmakta. Yani evlilik ve boşanma işlemlerinin, dinin genel emir ve yasaklarına aykırı olmadığı sürece toplumun o günkü gelenek ve adetlerince, hukunca, kişilere tanınmış haklarla gerçekleşmesi uygun.

Nitekim Osmanlı da bu örfi hukuka izin veren hükme dayanarak hanedan kadınları için ayrı bir usul getirip uygulamıştı. İsmet hakkı adı altında boşanma kararını, sultanlara yani hanedanın kadınlarına vermişti. Damad-ı Şehriyarîlerin onca kudretine rağmen evliliklerin devamı ya da sonlandırılması, hanım sultanların kararına bağlıydı. Kim İslama aykırı diyebilir? Örfî hukuka izin veren ayet hükmü varken kimse böyle saçma bir yorum ileri süremez.

Cumhuriyet ise tüm vatandaşlara getirdiği eşitlikle, hanedan üyesi kadınların sahip olduğu hakları, bütün kadınların hakları haline getirmiştir. Ve bugün bizim örfümüz medeni kanun. Böyle biline. Diyanetin ve Din İşleri Yüksek Kurulunun anlaması gereken bizim bugünkü örfümüzün Medeni Kanun olduğu gerçeği. Kamu kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve devlet memuru olan Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, ayette kadınların haklarını tanımlarken kullanılan “bi’l- maruf” kavramının bugün ülkemiz için, kendilerini görevlendiren devletin hukukunca, Medeni Kanunla tanınmış olan hakları işaret ettiğini bilmeli ve fetvalarını ona göre vermeliler.

Diğer yandan yukarıda tümüne yer verdiğim fetvanın son cümlelerine değinmek de gerekebilir. Telefonla, mektup, e-mektup ve mesajla “boş ol” deme hakkını kocaya sunarken kadına da ek bir külfet yüklemiş. Mesajın kocadan geldiğinden emin olması gerekirmiş kadının. Kafa böyle işliyor: Kolaylıklar erkeklere külfetler kadınlara. Şaşırdık mı?


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI