Şiddetine kılıf arama, 6284 bizimdir!

Salı, 12 Aralık, 2017
Biz oldum olası "cinayetin, şiddetin bahanesi yoktur" demiyor muyuz, anlamıyor musun? Yoksa anlamak mı istemiyorsun? Aşkından ölsen de, nefretinde paralansan da, 6 ay uzaklaştırılıp cinnet de geçirsen öl-dü-re-mez-sin! Şiddet de uygulayamazsın. İçindeki şiddete ve caniye kılıf arama. Hele hele bu kılıfa 6284 adını hiç koyma. Çünkü senin o şeytanileştirdiğin yasa, insanı bizzat şeytandan korumak için çıkartılmış bir yasa.

6284 sayılı bir yasa var. Hani şu, kadınların erkek şiddetine ve cinayetlere isyanının bir nevi cisimleşmiş hali olan, onca uğraşla, mücadeleyle, emek emek, zar zor çıkarttıkları yasa… Adı da var “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”. Yasa çıkarılırken her ne kadar “Ailenin Korunması” kısmı için bir talepleri olmasa da, o dönem muktedirlerin “öyle” uygun görmesiyle adı “böyle” oldu. Ve ilginçtir; bu yasa tamamen kadınların çabalarıyla, kadınları şiddetten korumak için çıkartılmış olmasına rağmen adından da anlaşılacağı üzere aslında erkeklerin de başvurabildiği bir yasa. Yazıda detaya girmeden önce üstüne basa basa, özellikle ve bilhassa tekrarlayalım; bu yasa, kadınları şiddetten ve ötesinde cinayetlerden korumak için çıkarılmış bir yasa.

Fakat bir süredir bu yasaya saldırıyorlar. İlk olarak, Akit (gazete demeye dilim varmıyor), “6284 Yuva Yıkıyor” manşetiyle fitili ateşledi. Son derece taktiksel ve planlı bir girişimdi. Bizler, mevcut iktidar döneminde öğrendik ki; malum kişiler yasaları değiştirmek istediğinde öncelikle yandaşlarına bir yerden fitili ateşletip meselenin çığırtkanlığını yaptırıyorlar. Ya da bizzat malum kişi çıkıp değiştirmek istediği meseleye ilişkin laf arasında bir-iki cümle savuruverip önden bir fırtına estiriyor (Çünkü popülist siyaset bunu gerektirir). Sonra küçük çapta bir kıyamet kopuyor. Bu ateşlemeler ve karşı kıyametler bir süre devam ediyor. Ta ki, yasa meclisteki sayısal çoğunluk kullanılarak “göstermelik demokratik” oylamayla değiştirilene kadar.

Kadın dernekleri ve hak savunucuları bu saldırıya derhal tepkilerini gösterdiler. Fakat, çeşitli paçavralar bu saldırılarına istikrarlı şekilde devam ettiler. Neticede, yasa vatandaşın kafasına ufak ufak kötü bir yasa olarak –hatta adıyla sanıyla 6284 olarak- kazınmaya başladı. Bunu, geçtiğimiz hafta bizzat yaşadığım iki durumla da teyit etmiş oldum. İlkini; şiddete uğramış, boşanmak isteyen bir kadının eşiyle konuşurken, koruma kararından bahsetmem üzerine adamın “Zaten hep sizin bu zihniyetiniz yüzünden böyle oluyor. Karı-koca münakaşa etmiş, hatta biraz da şiddet olmuş yani ne olmuş?! Hoop hemen koruma kararı! Sayenizde toplumun aile yapısı bozuldu” demesiyle yaşadım. İkincisini de, takip eden-okuyan birinin mesajıyla. Bizim hep kadını savunduğumuzdan, oysa erkeklerin de ciddi haksızlıklara uğradığından bahsedip yaşadığı olayı anlatmış. Cevaben, geçmiş olsun deyip, kadının insan hakkını savunmamızın, işlediği suçların yok sayılması ya da yapmış olduğu haksızlıkların görmezden gelinmesi anlamına gelmediğini, toplumumuzda ve tüm dünyada kadınların ezildiğinin bir gerçek olduğunu, bu sebeple kadını destekleyen bir sistem geliştirmenin zorunlu olduğunu belirttim. Karşı taraf bu cevabıma “6284 diye garabet bir yasa var mesela, kadın istediği gibi evden uzaklaştırıyor, …, bu yasayı hazırlayan sarhoş muydu merak ediyorum” diyerek cevap vermiş.

Kimse kusura bakmasın ama yasayı mimletenler de mimleyenler de “işine gelmeyenler”. İktidar, bugün topyekûn şekilde kadına karşı söylemler, politikalar ve yasalar üretip duruyor. Bunun artık herkes farkında. Cinayetler de deli gibi artıyor. Bunun da herkes farkında. Kadını eve kapatmaya yönelik her türlü yasa, müftülük yasası, boşanmada arabuluculuk… Bunlar neden ardı ardına ortada fol yok yumurta yokken çıkarılıyor? Biliyoruz ki; tamamı sistematik ve taktiksel olarak esas hedefe ulaşma yolunda birer adım. Biliyoruz ki; dini yönetimler yahut diktatoryel yönetimler “özgür kadın”ı en büyük tehlike olarak görürler. Bunun çok uzun bir tarihi var, kökeni tarım devrimine kadar uzanır. Bu saldırılara bir bütün olarak bakabildiğimiz sürece “kandırılmamız” mümkün olmayacaktır.

Akit’in 6284’e yuva yıkan yasa demesinin gerekçesini okuyunca ve topluma hangi damardan girip ayar verdiğini görünce tiksiniyor insan. Neymiş efendim; bir baba varmış, babanın dünya görüşüne aykırı davranan ve eve geç saatte gelen kızı babasının karşısında sigara içmiş, babasını dinlememiş, babası da kızı odasına doğru savuşturmuş, kız babası hakkında uzaklaştırma kararı almış, babası evine giremiyormuş! Neymiş, koruma kararı uzaklaştırılan erkeğin siciline geçiyormuş da hayatını etkiliyormuş! Neymiş, 6 aylık uzaklaştırma alan erkek öfke patlaması yaşıyormuş, cinayet çıkıyormuş!

Bu saçmalıktan öteye gidemeyen gerekçelere karşı savunma verecek değiliz elbette; bilakis taarruzda olacağımız bilinsin. Ama 6284’e saldıranlara şunları söylemeden geçmek istemem:

Hiçbir kadın durup dururken bu yasa yoluyla biri hakkında uzaklaştırma kararı almaz. Alıyorsa sebepleri bellidir; ya korkuyordur, ya da o kişiyle görüşmek istemiyordur. Bu kadar net ve basit. Eliyle kızını odaya doğru savuşturmuşmuş! Üslübumu bozmak istemem ama; hadi oradan! Dünya görüşünüz ayrı diye niye tartışmaya giriyorsun o zaman kızınla, girme! Düpedüz şiddet uygulamışsın, uyguluyorsun. Dünya görüşü ayrı diye, mini etek giydi diye, sigara içiyor diye, gece geç saatte eve geliyor diye, yan baktı diye, düz baktı diye, boşanmak istedi diye, yemeğin tuzu az diye, diye, diye… Özrünüz kabahatinizden büyük! Gece sokakta tecavüz eden de sensin, mini giydi diye tacizi hak gören de, “dövmesi vardı zaten yolluydu” diyen de, yan bakan da, trene bakar gibi bakan da, hepsi sensin! Sonra da kızını senin gibilerden korumaya çalışıyorsun. Kızın seni kendinden uzaklaştırınca da 6284’e çamur atıyorsun. Hadi oradan!

6 aylık uzaklaştırma verilince öfke patlamalarına ve cinayet vakalarına sebep oluyormuş! Yahu sen kimi kandırıyorsun? Bana benim can acımla, asıl derdimle mi karşılık veriyorsun? Cin olmadan adam mı çarpmaya çalışıyorsun? Biz oldum olası “cinayetin, şiddetin bahanesi yoktur” demiyor muyuz, anlamıyor musun? Yoksa anlamak mı istemiyorsun? Aşkından ölsen de, nefretinde paralansan da, 6 ay uzaklaştırılıp cinnet de geçirsen öl-dü-re-mez-sin! Şiddet de uygulayamazsın. İçindeki şiddete ve caniye kılıf arama. Hele hele bu kılıfa 6284 adını hiç koyma. Çünkü senin o şeytanileştirdiğin yasa, insanı bizzat şeytandan korumak için çıkartılmış bir yasa.

Yani, sen düpedüz toplumun zayıf noktalarını içi kötülük dolu bir “güç mekanizması” için kullanıyorsun!

Bu çamur –asıl kelimeyi kullanamıyorum artık siz anlayın- attığın yasa kaç kadının hayatını kurtardı sen biliyor musun? O kadınlar nasıl can havliyle gelip de elleri titreyerek beni koruyun, kurtarın dediler biliyor musun? O kadınlar gecenin bir yarısı arayıp, “şu an kapımda ne yapacağım?” diye sorduklarında, ilk sorduğumuz şeyin “kararın yanında mı?” olduğunu biliyor musun? Biz o yasaya kaç yüz bin kere sığındık biliyor musun?

Bilemezsin; çünkü sadece kendi açından bakıyorsun. Onca kadının hayatını düşünmüyorsun.

Haksız durumlara sebebiyet verdiği mi oluyor; “gerekirse yasa masaya yatırılsın, geliştirilsin” demiyorsun da, doğrudan “Yuva yıkıyor, kaldırılsın!” diyorsun. Çünkü aklın ya bu kadar çalışıyor ya da hinliğe çalışıyor, bir adım sonrasını düşünmeye zahmet bile etmiyorsun. O yasa kalkınca neler olacak hiç ama hiç düşünmüyorsun!

Siciline de işlemez merak etme, işlese işlese yasayı ihlal edip de ceza alırsan işler, bir zahmet ihlal etmeyiver sen de. Cinayete kurban giden kadınların neredeyse yüzde 95’lik bir kısmının koruma altında olup olmadığını tespit bile edemiyoruz, uzaklaştırma kararı siciline miciline işlemez, hukuken de mümkün değil, merak etme, milleti de yanlış bilgilerle gaza getirme…

Bir haber okudum yine konuyla ilgili ve ayrıca bu saldırının topyekûn ve taktiksel bir saldırı olduğunu ispatlayan; İmam hatip mezunu bir arkadaş, 6284 sayılı kanunun “Türk aile yapısını zarara uğrattığı gerekçesiyle” bir yarışma için proje hazırlamış. Projenin adı da “Aile Birliği Projesi”. Diyor ki bu arkadaş; “Bu projeyle artan boşanmaların önüne geçeceğiz. Kadına şiddet olaylarının önlenmesi amaçlanan ancak Türk aile yapısına dikkat edilmeden hazırlanan 6284 Sayılı Kanun, 2012 yılından bu yana aile dramlarının ana kaynağına dönüşmüş durumda. Şiddet olmasa dahi kadının en ufak şikayetiyle erkeklerin evlerinden 6 aylık süreyle uzaklaştırılması yuvaları yıkıyor, öfke patlamalarına yol açarak cinayet vakalarına sebep oluyor”

Çocuğa ezberletilmiş olan bu beyanatın ana fikrine ilişkin yukarıda açıklamamızı yaptık zaten. Benim burada asıl değinmek istediğim nokta şu; hani şu şiddete uğrayan kadının eşi de “Bu zihniyetinizle aile yapımızı bozdunuz” demişti ya, bu arkadaş da Türk aile yapısı falan diyor. Bu ataerkil zihniyetlerin tamamının dilinde aynı nakarat; “geleneksel Türk aile yapısı”. Şimdi soruyorum; “Geleneksel Türk aile yapısı” nasıl bir şeydir? Bir anne bir baba ve çocuklardan oluşmaktan başka neye benzer? Bir anne ve bir çocuktan oluşan bir yapı aile sayılmaz mı? Yoksa kadının sırtından kötek karnından bebek eksik olmadığı bir yapı mıdır? Erkek ne yaparsa yapsın, kadının boşanma davası açmadığı, koruma kararı almadığı bir yapı mıdır? Kadının çalışmayıp evde oturduğu ya da çalışıp vakitlice eve dönüp yemek yapıp mini etek giymediği bir yapı mıdır? Bu ülkede yalnızca Türkler mi yaşamaktadır? Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada aile niçin geleneksel olmak zorundadır? Geleneksel olan iyi midir? Ve daha bir sürü soru.

Sanırım soruların kendisi zaten birer cevap. Kaldı ki; eski Türk toplumlarına gittiğinizde; Müslüman olmadıkları, kadınların at üstünde savaştığı, yönetimde hakanla birlikte söz sahibi olduğu, toplumda ve aile içinde kadının erkekle şimdiye oranla çok daha fazla eşit olduğu gibi gerçeklerle karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu sebeple, geleneksel aile yapısı gibi laflar beylik ve çoktan rafa kaldırılması gereken havalı tamlamalardan ibaret. Sizin 6284’e müdahalenizle düzelmeyecek o yapılar. Zaten, erkeğin kadına şiddet uyguladığı yapıdan ne aile olur ne kasaba. Affetmek isteyen affeder, boşanmak isteyen boşanır. Devlet, kendi sosyal yükümlülüklerini yerine getirsin önce bir zahmet, insanların yatak odasına girip çöpçatanlık yapacağına. Bakın bizim bir sürü yasa önerimiz var örneğin temel insan hakları adına, tenezzül edip onların üzerine kafa yorsun biraz, daha faydalı olur vatana millete. Bu zavallı çocuklara da aile birliği projesi falan yaptıracağına; güneş enerjisi, Mars’ta hayat falan üzerine kafa yordursun da ufukları açılsın çocukların.

Bilsinler ki; haklarımıza yapılan saldırılar devam ettiği sürece susmayacağız, karşılarında daima bizi bulacaklar. Çoktan kazanılmış haklarımızı öyle kolay kolay teslim etmeyeceğimiz gibi, daha fazlası için de daima mücadele edeceğiz.

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI