Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Sanat ve toplumun kesişiminde bir vaka: Kapı Çalana Açılır

Pazar, 10 Aralık, 2017
Kapı Çalana Açılır sergisi sanat ve toplum ilişkisine dair yeni doneleri önümüze getiriyor. Instagram verileri üzerinden değerlendirdim.

15’inci İstanbul Bienali’yle eşzamanlı olarak açılan Ömer Koç Koleksiyonu’ndan bir seçki niteliğindeki “Kapı Çalana Açılır” sergisi son yıllarda Türkiye’deki sanat merakına dair ilginç bir vakaya dönüştü. Melih Fereli ve Karoly Aliotti küratörlüğünde hazırlanan sergi Türkiye’den ve dünyadan 24 sanatçının 30 işini bir araya getirdi. Sergi özellikle Ron Mueck, Daphne Wright, Jon Rafman, Alexandro Metallo Gibert ve Taner Ceylan gibi hiperrealizm tartışmalarında adı geçen sanatçıların işleriyle öne çıktı.

Hepimizin bildiği gibi Ron Mueck’in “Hırka Altındaki Adam” heykeline mihrap içine yerleştirildiği gerekçesiyle saldırı girişiminde bulunuldu. Bir yandan köşkün mülkiyetine yönelik bir tartışmadan beslenen bu girişim, sergiyi özellikle Gezi’den bu yana devam eden laik/muhafazakâr eksenli politik tartışmanın parçası haline getirdi. Sergiye yönelik ilgiye Instagram paylaşımları üzerinden bakarak temel verileri görmeye çalıştım.

Kapı Çalana Açılır sergisi kişisel bir koleksiyonun kamuya açılması, tarihi bir mekanda çağdaş işlerin sergilenmesi, çağdaş sanatta hiperrealizmin yükselişi, oyun ve mizah kavramları etrafında tartışma başlıklarını açabilirdi. Ama gerçekleşen saldırı nedeniyle tartışma başka yerlere kaydı. Ancak tüm bu süreç Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği kutuplaşmaya ve çağdaş sanatla kurduğumuz ilişkiye dair neler söylüyor bakmak gerek.

Kapı Çalana Açılır sessiz sedasız açılan bir sergiydi. Basın duyurusu yapılmadı, herhangi bir reklam çalışması olmadı, kalabalık davetlilerin olduğu açılışlar olmadı. Hatta İstanbul Bienali’nin listelediği Komşu Etkinlikler listesinde bile yer almadı. En eski haber alma şekillerinden, kulaktan kulağa metoduyla ve sosyal medya paylaşımlarıyla yayıldı. Bol reklam ve tanıtım bütçeleriyle bile zor ulaşılan bu kalabalık sanata erişim konusuna dair daha önce karşılaşılmayan doneleri getiriyor önümüze.

İlk olarak tabii ki sergiye yapılan saldırının burada etkili olduğu söylenebilir. Minter uygulamasıyla Instagram’daki #abdülmecidefendiköşkü hashtagi üzerinden yaptığım aramada 23 Ekim’deki saldırının ardından paylaşımların ivmelendiğini görebilirsiniz. Ekim ayının ilk günlerinde başlayan paylaşımlar saldırının ardından katlanarak artıyor. Özellikle hafta sonunda yapılan artışları daha önce burada yazdığım “Sanat etkinliklerinin eventleşmesi” başlığıyla değerlendirdiğimi görebilirsiniz.

Ancak saldırı öncesindeki sürece baktığımızda da anlamlı bir ilginin olduğunu görüyoruz. Instagram üzerinden yapılacak mekan aramasıyla ziyaretçilerin ilgilerine dair ipuçlarını bulabiliyoruz. Bundaki ilk etken de sergi mekanına yönelik yıllardan bu yana süren merak.

Abdülmecid Efendi Köşkü Osmanlı mimarisinin şu an görebileceğimiz en görkemli örneklerinden biri. Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi tarafından yazlık olarak kullanılan köşk dönemin yazarlarının ve sanatçılarının da buluşma yeri. Ancak bir yandan da etrafı dev duvarlarla çevrili bu yapı büyük bir merak unsuru. “Valla ben sanat eserleri için değil köşkü incelemek için gittim” diyor mesela bir Instagram kullanıcısı. “Köşk çok zarif”, “sergiyi hakkıyla gezmek mümkün değil ama yapıyı görmek güzel” şeklindeki yorumları görebiliyoruz. Binanın dış cephesi ve özellikle iç süslemelerdeki çinilere yönelik fotoğraf paylaşımları yoğun olarak görülebilir.

Sergiye yönelik ilginin bir kısmı da gezi ve seyahat temalı paylaşım yapan Instagram hesaplarının aldığı etkileşimden kaynaklanıyor. Minter analizinde göreceğimiz bir diğer veri gezicigunluk, baya_iyi, nornek (Nilay Örnek), ozgurozyurt1, geziograf (Başak Dizdar), sacred7travel gibi çok takipçili seyahat hesaplarının ve gazetecilerin en çok etkileşim alan paylaşımlar olması.

Serginin bir diğer ilgi çeken yönü de yıllardır konuşulan Ömer Koç’un kişisel koleksiyonunun bir merak unsuruna dönüşmesi. Herhangi bir zengin kişi değil, Türkiye burjuvazisinin temel dayanaklarını temsil eden Koç’un kişisel birikimini ve hatta servetini görme merakı da bunda etken. #ömerkoçkoleksiyonu hashtagiyle yapılan paylaşımları da buraya ekleyebiliriz.

Kapı Çalana Açılır sergisi Türkiye’nin toplumsal yapısı, kültür ekonomisi ve sanat etkinliklerine olan ilgi bakımından daha önce karşılaşmadığımız bir örnek oluşturuyor. Sadece sosyal medya verileriyle değil, katılımcılara yönelik geniş çaplı verilerle bu etkinliğe yönelik katılım yeni tartışma başlıkları açmaya müsait. Sonuç olarak;

1. Kapı Çalana Açılır sergisi, öncelikle İstanbul’un gizemli mekanlarını keşfetme dürtüsünü alevlendirdi. İstanbul Bienali başta olmak üzere geniş ölçekli sanat etkinlikleri bu ilgiyi devam ettirebilir.

2. Sergi aynı zamanda laik/muhafazakâr kamplaşmasının ve Türkiye’nin dönüşüme dair tartışmaların parçasına dönüştü. Sanat üzerinden yapılan politik tartışmalar yakın zamana kadar edebiyat ve sinema üzerinden gerçekleşirken çağdaş sanat artık belirleyici bir figür olarak önümüzde.

3. Son olarak, Türkiye’nin ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasi gündemi ne olursa olsun anlıyoruz ki insanlar sanatla bir şekilde bağ kurmak istiyor. Bu bağın süfli mi, yoksa derinlikli mi olacağı halen tartışılıyor. Ancak ilginin kendisi üzerinde durulmaya değer.

YAZARIN DİĞER YAZILARI