Özür yetmez istifa şart

Cumartesi, 9 Aralık, 2017
Toplum nezdinde tanınan, bilinen, örnek alınan siyaset ehlinin, Kaya’nın söylemi gibi şiddeti besleyen sözlerden kaçınması gerekir. Hele de bu söylemi, sözlü şiddet uygulayarak gerçekleştirmekten uzak kalmayı, bu zihniyeti değiştirmeyi öğrenmeliler. Yaygın zihniyetin esiri olarak şiddeti körükleyen benzeri sözleri sarf ettiklerinde ise özür yetmez. İstifa veya görevden alma şart.

Çorum’da kürsüden sözlü şiddet uygulanışı, kadınların yaşadığı eril şiddetin boyutlarını en açık şekilde gözler önüne seriyor. İl Genel Meclisi Başkanı Halil İbrahim Kaya’nın sözleri de en az söz kesişi, konuşma hakkı tanımayışı ve kullandığı şiddet dili kadar önemli. Özellikle “erkekler öldürülmüyor mu?” sorusuyla, eril şiddet kavramının gerekliliğini açıkça ortaya koymuş oldu. Nedenini, nasılını izah etmeden önce Sn. Cumhurbaşkanı’na seslenmek isterim. Şiddetin önlenebilmesi için ‘toplumda zihniyet dönüşümüne ihtiyaç olduğunu’ defaatle söylemişlerdi. O halde zihniyet dönüşümü için gerekeni yapmanın zamanıdır. Çorum İl Genel Meclisi Başkanı Halil İbrahim Kaya istifa etmeli. İstifa etmeli ki toplum geneli tavrının ve sözlerinin yanlışlığına ikna olmalı. Aynı zamanda şiddeti besleyen böylesi sözlerin ve davranışların bedelinin ödeneceği herkesçe bilinmeli. Zira toplum algısı kendiliğinden değişmez. Ancak her yanlış davranış, kimden gelirse gelsin hesabı sorulursa zihinlere kazınır ve zamanla yerleşir.

“Erkekler öldürülmüyor mu” sorusu şiddetin tasnifini de gerekli kılmakta. Şiddet türlerinin tasnifi ve her birinin ayrı ayrı tanımlanması, her türlü şiddetle mücadelenin de ilk adımı sayılır. Eril şiddet, kendi içinde sözlü, ekonomik, psikolojik, fiziksel, cinsel vb. alt ayrımlara sahip olmakla beraber aynı zamanda kendisi de genel şiddet kavramının alt başlıklarından birisi. Şiddetin pek çok alt başlığı içinde en yaygın ve mücadelesi en zor olanı. Zira bir zihniyet sorunu, eril şiddet. Belki daha uygun söyleyişle ataerkinin sürdürülme aracı olarak bu zihniyetin doğal sonucu. Farklı şiddet türlerinin farklı dinamikleri ve farklı mekanizmaları olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Sporda şiddeti harekete geçiren dinamikler veya siyasal şiddeti besleyen mekanizmalar birbirinden farklı. Eril şiddet de kendine mahsus dinamiklere sahip. Eril şiddeti harekete geçiren dinamikler gibi şiddetin uygulanışını kolaylaştıran ve yerelden küresele yaygınlığına sebep olan mekanizmalar da diğerlerinde farklı. Özgün sistematiğe sahip eril şiddetin önlenebilmesi için ilkin adını koymak sonra bu seçilmiş tavrın işleyişini deşifre etmek şart. İşte erkekler de öldürülüyor savunması(!) ataerkinin kendi kendini ifşa edişine bir örnek.

Benzer itirazlar, toplum genelinde sık karşılaştığımız durumlardan. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri isimlendirmesi kullanıldığında hemen karşı hamle devreye girer ve “erkekler de şiddet görüyor, erkekler de öldürülüyor” benzeri tuhaf tepkiler gösterilir. Güya şiddetin her türüne karşı oluşu ifade etmek ister gibi suret-i haktan görünür bu yaklaşım. Ancak şiddetin her türüne karşı olmak başka şiddet türlerinden birini yok saymak bambaşka şeyler. Eril şiddetin yaygınlığından söz edilirken karşı argüman geliştiriliyormuş gibi yapılarak “erkekler de öldürülüyor” söyleminin öne sürülmesi düpedüz erkek şiddetinin görmezden gelinişi. Bu tepkisel yaklaşımın altında yatan şüphesiz şiddet uygulamayı, erkeğin hakkı olarak gören çarpık algı. Söyleyen kadın da olsa erkek de olsa söyleten, ataerki.

Diğer yandan “erkekler de öldürülmüyor mu” sorusunun altında yatan bir başka sorun, kadınların kendini savunma hakkını yok sayan hukuk tanımazlık. Hukukta yeri olan meşru müdafaa hakkını kadınlar için geçerli saymayış bu sözler. Kadınlar kendilerine musallat olan erkeklere karşı savunma yaparken cinayet işlediğinde cezasızlık öngörmeyen hatta indirim bile uygulamayan nice hakimin de aynı kaynaktan beslendiğine şüphe yok. Ataerkinin savunma mekanizması bu. Dolayısıyla toplumsal zihniyet dönüşümü için bu savunma mekanizmasıyla eril şiddeti gözlerden gizlemeye ve diğer şiddet davranışları arasında sıradanlaştırmaya çalışanlara müsamaha gösterilemez. Kadınların kendini savunma hakkını yok sayanlara da…

Özellikle toplum nezdinde tanınan, bilinen, örnek alınan siyaset ehlinin, Kaya’nın söylemi gibi şiddeti besleyen sözlerden kaçınması gerekir. Hele de bu söylemi, sözlü şiddet uygulayarak gerçekleştirmekten uzak kalmayı, bu zihniyeti değiştirmeyi öğrenmeliler. Yaygın zihniyetin esiri olarak şiddeti körükleyen benzeri sözleri sarf ettiklerinde ise özür yetmez. İstifa veya görevden alma şart. Başkanlık kürsüsünde sadece iki kadın üyeye değil tüm kadınlara uygulanan şiddetin cezası en azından başkanlıktan, kürsüden indirilmek olmalı. Ki toplumdaki kadın karşıtı, şiddet yanlısı insanlık dışı davranış pekiştirilmesin.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI