İlahi din dersi!

Çarşamba, 29 Kasım, 2017
Bu ilahiyat fakültesi İslam eğitimini baz alan bir fakülte değil mi? Yani, en azından müfredata bakıyorum; Arapça, Kur’an okuma, Tefsir, Hadis vs. diye gidiyor. E siz de, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin de İslam’ı temel almayan, tüm dinlere ilişkin eşit şekilde “öğretim” veren bir ders olduğunu iddia ediyorsunuz. Hal böyle iken, ilahiyat mezunu arkadaş din kültürü öğretmeni olunca biraz değişik bir durum olmayacak mı?

Danıştay, geçtiğimiz günlerde ilahiyat fakültesi mezunlarının din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak atanamayacağına ilişkin bir karar verdi. Gerekçesi de; “hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık”. Bana sorarsanız, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin kendisi komple hukuka ve eşitliğe aykırı; lakin dar çerçevede illa ki bir yorum yapmak gerekirse, bir hukukçu olarak diyebilirim ki; Danıştay’ın kararı yerinde bir karar. Zira, bu alanın “öğretmenliğini” okuyan kişiler yerine, son 15 yılda, yani AKP iktidarı döneminde, sayısı 20’den 60’a çıkarılarak üç kat artan ilahiyat fakülteleri mezunlarının atanması mantık olarak baştan yanlış. “Yıllardır atanamadığı için çaresizlikten, artık atanıp da hayatına devam edebilmek adına ilahiyat fakültesi okuyan insanlar” diye bir kitle oluştu bu ülkede. Utanç verici.

Bu karardan hemen evvel de İstanbul İdare Mahkemelerinden, avukatı bulunduğum bir dosyadan insan hakları adına sevindirici bir haber gelmişti: Ateist bir ailenin, kızlarını din dersinden muaf tutma talebinin yerinde olduğu yönünde verilen kararın gerekçesi de en az karar kadar sevindirici idi, zira “ilk ve orta öğretim kurumlarında verilen dersin ‘din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi’ olmadığı” açıkça ifade edilmişti.

Şimdi, son yıllarda hukuk ve insan hakları adına nadiren karşılaştığımız bu iki güzel haber üzerine, eski adalet bakanı halihazırda hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ hiç durur mu, yapıştırmış cevapları:

Cevap-1: “Kimin öğretmen olacağına Danıştay karar veremez! Yasayla düzenlenebilir. Kimin ne olacağına mahkemeler karar verirse orada hukuk devletinden bahsedemeyiz. İlahiyat mezunlarının öğretmenlik haklarının ellerinden alınmasına izin vermeyiz. Bu konudaki yasal değişiklik neyse yapacağız!”

Cevap-2: “Bir idare mahkemesi hem de oy birliğiyle ‘Din eğitimi dersine insanlar mecbur edilemez’ diyor” Buradan söylüyorum; mahkemenin belli ki hakimleri din eğitimi ve din öğretimi arasındaki farkı bilmiyor. Belli ki, kullandıkları bilirkişiler de bu farkı bilmiyor. Türkiye’de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen derslerin hiçbiri din eğitimi dersi değildir. Din ve ahlak kültürüne dair bilgiler verilmektedir. Yapılan bir öğretimdir, eğitim değil.”

Bekir Bozdağ’ın cevaplarının bir yerinden tutup da mantıklı bir yorum yapabilmek imkansız aslında ama deneyelim.

Öncelikle, belirtmek gerekir ki Danıştay kararında kimin öğretmen olacağına karar vermemiş. Sizin kimin öğretmen olacağı ile ilgili verdiğiniz karara hukuka aykırı demiş. Hani, hayret verici bir cesaret ile “hukuk devleti” diyorsunuz ya, işte tam da “hukuk devleti olma” güdüsüyle hareket etmiş ve yasalara aykırı bu yaptığınız demiş. Hatta tam da yapması gerektiği gibi daha ileri gitmiş, en önemli insan hakları ilkelerinden olan Fransızların ta 1789’da haykırdıkları “eşitlik” ilkesine de aykırı demiş. Ama siz 2017 yılında bu ilkeyi anlayamadığınızı, kılınız dahi kıpırdamadan her an milletin gözünün içine baka baka, -örneğin bu cevabınızla da- gösteriyorsunuz. Yetmiyor, “hukuk devleti” gibi “ağır” bir ibareyi telaffuz edip, hemen akabinde mahkemelerin sizin vermiş olduğunuz karara ilişkin yerindelik denetimi yapamayacağını, gerekirse yasaları değiştireceğinizi söylüyorsunuz! Yani, sizin kararınızı hukuka uygun bulmayan mahkemeyi hukuksuzluk yapmakla suçlayıp, kararınızı hukuka uygun hale getirmekle mahkemeye meydan okuyorsunuz! İnanılır cinsten değil. Hepi topu bir paragrafcık bir cevap ancak bu kadar çok çelişki barındırabilirdi.

Ne ilahiyat fakültesiymiş arkadaş! Danıştay’ı kınattı, yasaları değiştirtti.

Bak şimdi nereye bağlayacağım Sayın Bozdağ; korkma AİHM’in onca kararından vs. bahsetmeyeceğim. Neticede, onlar kim?! Ben şunu diyeceğim; yahu bu ilahiyat fakültesi İslam eğitimini baz alan bir fakülte değil mi? Yani, en azından müfredata bakıyorum; Arapça, Kur’an okuma, Tefsir, Hadis vs. diye gidiyor. E siz de, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin de İslam’ı temel almayan, tüm dinlere ilişkin eşit şekilde “öğretim” veren bir ders olduğunu iddia ediyorsunuz. Hal böyle iken, ilahiyat mezunu arkadaş din kültürü öğretmeni olunca biraz değişik bir durum olmayacak mı? Bu arkadaş aldığı kısa süreli göstermelik formasyonla, eşitlikçi bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi verebilecek mi? Nasıl olacak o iş? Hani öğretimdi, eğitim değildi? Bakınız bağlayıverdik, devam edelim:

İdare mahkemesinin hakimlerini de “kullandıkları” bilirkişileri de toptan “eğitimle öğretim arasındaki farkı bilmiyor” diye çöpe atıvermişsiniz. Oysa siz öyle misiniz? Siz her şeyi bilirsiniz! Türkiye’deki tüm ilk ve orta öğretim okullarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi derslerini tek tek gezdiniz, hepsinde “eğitim” değil, “öğretim” olduğuna karar verdiniz. Hakimler de onca okulu, kitabı, kanunu boşuna okudu zaten. Ama mesela hukuk fakültesi mezunları din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olsun desem, bu öneriyi değerlendirirsiniz. Siz var ya siz, çok alemsiniz!

Aldığımız kararın hemen akabinde, “eski” hukukçu Burhan Kuzu da Twitter’dan yapıştırmıştı cevabı; okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi veriliyor, siz yanlış biliyorsunuz, verdiğiniz karar da yanlış, diye.

Buradan, hem Bozdağ’a hem de Kuzu’ya cevabımız olsun; öncelikle kararı iyi okuyunuz sayın bilenler. Mahkeme tam olarak da dediğiniz sebepten, yani “ülkede mevcut ilk ve orta öğretimlerde verilen dersin “DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETİMİ OLMADIĞI” gerekçesiyle bu kararı verdi. Türkçesi şu; siz ille de bu derse öğretim diyorsunuz ama esasında öyle değil, mevcut sistemde bu ders İslam odaklı bir ders, öğretim değil, diyor.

OK? Sorusu olan? Anlamayan?

Kaldı ki, Sayın Burhan Kuzu’ya şunu da söylemek isterim; Sayın Hocam, siz zamanında kitaplarınızda yazdığınız görüşlerin, yıllar sonra birtakım/bilemediğimiz sebeplerden tam aksini iddia etmiş bir güzide hocamızsınız. Şimdi lütfen söyleyin, biz sizin görüşlerinizi nasıl değerlendirmeye alalım?

Biliyorsunuz; bu zorunlu din dersinden muaflıkla ilgili daha evvel de olumlu kararlar alınmıştı. Geçmişe şöyle bir baktım da, o dönemde de Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ve yine Bekir Bozdağ’ın konuyla ilgili açıklamaları olmuş. Bekir Bozdağ “Şu anda verilen din dersi değil, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi. Dinler hakkında kendi insanlarınıza bilgi vermeyecek misiniz? Din kültürü dersinden rahatsızlık duymamak lazım. Bir ülkede nüfusun yüzde 99’unun benimsediği bir dini devlet ‘ben öğretmiyorum derse’ din yerin altına girer, Talibanlaşır, El Kaideleşir, ondan sonra da daha büyük tehlikeler ortaya çıkar.” demiş. Aynı yorumu yapmış yani ve elbette tabii ki, kendisiyle çelişerek bu dersin bir “dinler eğitimi” olduğunu söylemesine rağmen yüzde 99’un dinini öğrenmesinden bahsetmiş. Talibanla, El Kaide’yle korkutmuş. Mesela, Davutoğlu da çocukların din eğitimi almazlarsa IŞİD olabileceğini belirtmiş, “Türkiye’de IŞİD ve benzeri yapıların gelişememesinin önemli sebeplerinden biri imam hatip liseleridir. IŞİD’in ilacı din eğitimidir” demiş. Ah, dedim içimden, yıllarca tüm dünya tarafından silahla, parayla ve daha nice kaynakla beslenen cihatçıların zehri meğer din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimiymiş de biz anlayamamışız. Hiç kimseler anlayamamış. Boşuna kanlar akmış, boşuna insanlar ülkelerinden, evlerinden olmuş. Oysa sureleri ezberleyip, namazı doğru şekilde kılmayı öğrenselermiş mesela ya da İslam’ın ve imanın şartlarını iyice belleselermiş, ne IŞİD ne El Kaide olacakmış; ama olmamış işte…

Erdoğan ise, meseleyi daha ileri taşımış, demiş ki; “Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini tartışmaya açarsanız tabii uyuşturucu gelir, şiddet gelir, ırkçılık gelir onun yerini doldurur”

Evet, gördüğünüz gibi Erdoğan zamanında mutluluğun formülünü bulmuş lakin biz dinlememişiz ve din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimini tartışmaya açmışız. Sonuç ortada. Müstahak bize. Neyse. Hayırlısı…


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI