Zehra Çelenk
Zehra Çelenk
  • zcelenk@gazeteduvar.com.tr

Bize her gün Black Friday

Salı, 28 Kasım, 2017
Athena Gökhan kendince bir noktaya parmak basmaya çalışırken aslında sık sık türlü vesilelerle dönen bir tartışmanın göbeğinden ses vermiş. Mesele kültürü kültür endüstrisinden ayıramamak yollu temel bir sorundan kaynaklanıyor. Hayatı da ihtiyaçları da tüketim kültürü belirliyor. Bunun içinde sen dövmelerin, sempatikliğin, kızıl saçların, tişörtlerinle sürdürülebilir bir marka değerine sahipken eve girecek yeni çay kahve makinesini daha ucuza almayı sağlayan Black Friday neden kültür erozyonu oluyor demek de çok olağan. Biz olmuşuz Black Friday!

Gökhan Özoğuz’un Black Friday ile ilgili Twitter paylaşımı çok konuşuldu.

 

15 yaşındaki yeğenimle İstiklal Caddesi’ndeki insan trafiğini yararak ilerlemeye çalışıyoruz. Bir pazar günü yolumu buraya düşürdüğüm için bildiğim küfürleri sayıyorum kendime içimden. Bütün Murphy kanunları işliyor. Bir pazar arabasını sürükleyerek ağır ağır ilerleyen Arap turisti asla geçemiyorsun söz gelimi. Her türlü ortama güleç bir deklanşör efektiyle uyum sağlayan Japon turistleri, kalabalığa inat kol kola yürüyen yerli ve milli gençleri, hatta kendini bile geçemiyorsun. Kabus bu.

Yeğenim Yağmur 15 yaş ataklığıyla, bir dalıp dipten kum çıkarma edasıyla yol üstündeki mağazalara girip girip çıkıyor. “Buraya sonra baksak olmaz mı?” diye sorduğumda minimal bir göz belertme eşliğinde “Aa olmaz, Black Friday!” deyip ortadan kayboluyor. Bildiğim kadarıyla pazar olduğu için, “Friday’i mi kalmış” demeye kalmadan elinde kolunda poşetlerle dönüveriyor zaten.
Black Friday (Kara Cuma), her yıl kasımın son perşembesi kutlanan Şükran Günü’nü (Thanksgiving) takip eden cumaya denk gelen büyük indirimi anlatıyor. Yeni yıl ihtiyaçlarının yarı fiyata varan indirimlerle giderildiği bu gün büyük bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor. Batı’da bunun tarihi çok eskilere uzanıyor. Ne olduysa oldu, son bir-iki yılda birden bizim de hayatımıza bir Black Friday giriverdi.

İşin pazara kadar uzamış olması konuya kısmi şüpheci yaklaşımımı pekiştirse de kaçırdığım bir şeyler olabilir düşüncesiyle pek sesimi çıkarmıyorum. Aşırı bir yoğunluğa denk geldiği için bu yılki Black Friday furyasıyla listeler yapıp online ya da eski usül alışverişe çıkabilecek denli ilintilenemedim. Yeğenim bu tür trendleri her zaman benden iyi takip ettiği için “çılgın küçük hala” olarak cazip konumumu yitirmek istemiyorum. Bu konumun esasları da günü yakalamak, hiçbir şeyden kusur kalmamak ve daima durum elverdiği ölçülerde cool olmak. “Peki pazar ve İstiklal Caddesi şart mıydı?” diyorum, “cumayı daha iyi yerlerde değerlendirdim zaten, bugün de buralara bir bakmak istedim,” diyor. Evet.

Deniz Akkaya Posta Gazetesi’nden Işıl Cinmen’e verdiği röportajda “Yaşlanmaktan değil eskimekten korkuyorum,” gibi, ultra manidar bir söz söylemiş, Ertuğrul Özkök’ün pazar günkü yazısında gördüm. Zamanın ruhunun iyi bir özeti. Bedenlerin uzun süre genç kalabildiği çağımızda ruhun ve aklın değeri de yeni kalmak ya da “yenide kalmak”la, diyelim yeniye eklemlenmekle ölçülüyor. Bir eşya, bir alışkanlık, bir bina gibi, eskimemek. 30+ herkes için hava-su, kredi borçlarını gününde ödeyip kredi sicilini lekelememek türünden bir ihtiyaç bu. O amaçla işte, gözünüze yakınınızdaki 13-17 yaş aralığında birini kestirip onun olay, durum ve insanlara tepkilerini incelemenizi hararetle tavsiye ederim. Zamanın kalbi orada atıyor. Sizin bildiğiniz gibi değil o işler.

 

15’ten 75’e imkanı olan herkes durumun elverdiği ölçüde indirimlerden yararlanmaya çalışıyor.

 

Bu alışveriş dalgasından sonra Black Friday meselesine geç de olsa daha bir ciddiyetle eğilirken işte, konu hakkında atılmış seksen bin tweete, yazılmış yazılara baktım. Her şeyin ‘şeyini’ çıkarmakla kalmayıp aynı ‘şeyin’ laciverdine kadar bizzat denemeden rahat etmemek (h)ata sporumuz biliyorsunuz. Bu Black Friday meselesinde de öyle olmuş. Batı’nın (ısrarla ahlakına değil ama) bu alışveriş çılgınlığına kendimizi derhal adapte etmekle kalmamış, üstünden hayatın manasını tartışır duruma gelmişiz. Bir yandan mütedeyyin kesimin bir kısmı “Mübarek cumaya Kara Cuma denerek ne yapılmaya çalışılıyor, kimin oyunu bunlar?!” diye isyan ediyor. Öte yandan sırf büyük marka ve mağazalar değil bazı barlar hatta mahalle bakkalları bile duruma adapte olmuş, yapıştırmış cama ilanı: “Manda sucuğu, Uzunmustafa köy ekmeği, kaynana dil peyniri’nde yüzde 50 Black Friday indirimi!”

Bunlar olup biterken 15’ten 75’e imkanı olan herkes de işte, durumun elverdiği ölçüde indirimlerden yararlanmaya çalışıyor. Ki bu da gayet doğal değil mi, “millet aç aç”. Herkes mevcut tek hayatında izlediği dizi ve reklamlardaki güzel güzel şeylere sahip olmak istiyor. Bu alışveriş işine tu kakasal yaklaşımlar, en iyi ihtimalle gerçekçi değil. Bu noktada uzatılan havuç ister kara olsun ister pembe, ne fark eder. Hem bu önbelirlenmiş ihtiyaçlar nedeniyle hem de günün gerisinde kalmamak için, hayatımıza tepeden inen Black Friday’i de bir anda anamızın ak sütü gibi benimsedik.
Bu noktada işte Doğu’yla Batı’yı işine gelince incikten kemiğini sıyırır gibi ayırmaya çalışan bir muhafazakarlık riyadan ibaret kalıyor. Ayrıca dünya bizim etrafımızda dönmüyor olabilir, var öyle bir ihtimal. Sosyal medyada bir gezintiyle bile herkes Kara Cuma meselesinin, Batı dünyasındaki sosyo-ekonomik gelişmelerin alışveriş alışkanlıklarına yansımasının bizimle tamamen ilgisiz bir sonucu olduğunu görebilir.

“Herkesler bize düşman” tarzı komplo teorilerinin hemen alt rafında da “bunlar hep kültür erozyonu” isyanları duruyor. Gökhan Özoğuz’un, (nam-ı diğer Athena Gökhan) bu konudaki Twitter paylaşımı da çok konuşuldu. Gökhan, “Böyle thanksgiving (şükran günü), baby shower (bebek hediye partisi) kutlayıp black friday yapan arkadaşlar. Bayram, gelenek, özel gün başka şey. Bunlar ufak ufak kültür erozyonu,” demiş.

Bu beyan üstüne özellikle Ekşi Sözlük’te leziz muhabbetler dönmüş. “Deden de zaten yetenek yarışmasında jüri üyesi olup butona zızt bızt basıp koltuk çeviriyordu,” minvalinde sözler söylenmiş. Athena grubunun adının Yunan mitolojisinden gelmesinden Gökhan’ın kafadan boyna sere serpe dövmelerine, yarı Türkçe yarı İngilizce şarkı sözlerine ve sunucusu olduğu yarışmanın formatına kadar, Allah ne verdiyse yazılmış işte.

Athena Gökhan kendince bir noktaya parmak basmaya çalışırken aslında sık sık türlü vesilelerle dönen bir tartışmanın göbeğinden ses vermiş. Mesele kültürü kültür endüstrisinden ayıramamak yollu temel bir sorundan kaynaklanıyor. Hayatı da ihtiyaçları da tüketim kültürü belirliyor. Bunun içinde sen dövmelerin, sempatikliğin, kızıl saçların, tişörtlerinle sürdürülebilir bir marka değerine sahipken eve girecek yeni çay kahve makinesini daha ucuza almayı sağlayan Black Friday neden kültür erozyonu oluyor demek de çok olağan. Biz olmuşuz Black Friday!

Konunun sosyal, ekonomik, politik boyutları apayrı tartışmaların konusu. Kültür işinin hiçbir zaman bir “işine geleni al, gelmeyeni bırak” meselesi olmadığı apaçık sadece. Yaş, eğitim ve statüye göre değişen ölçülerde de olsa çocukluktan başlayarak bir Doğu-Batı kültür harmanıyla yetişmiş insanlardan oluşuyor toplum. Batı’nın etinden sütünden, teknolojisinden, müziğinden, fiziğinden sonuna kadar yararlanıp mesela kadın-erkek ilişkilerine gelince bir anda dededen, babadan gördüğün kodlara kesin dönüş yapmanın hayatı kabusa çeviren bir ikiyüzlülük olması gibi biraz, bu konuyla ilintili diğer her şey de. Yapamazsın. Ya da yaparsın ve yapıyorsun da, o yüzden de hayatın sisli puslu boz bulanık bir mana ve değerler çorbası.

Hayatımıza giren her şey bu ortası çamurla kaplı prizmadan yansıyanlardan ibaret. İki uca düşen renklerle yetinirken ortada tüm renkleriyle akan giden bir hayatı kaçırıyoruz. Bu uç anlamlar ve riyalar diyarında işte, bize her gün Black Friday.

 


Zehra Çelenk kimdir?

Senarist ve yazar. Şiirleri erken yaşlarda Türk Dili, Yeni İnsan, Mavi Derinlik, Broy gibi dergilerde yayımlandı. Üniversitede okurken çeşitli dizilerin yazım ekiplerinde yer aldı. Dizi yazarlığının yanı sıra reklam metinleri, müzik videoları, tanıtım filmleri kaleme aldı. Senaryo seminerleri verdi. Lisans ve yüksek lisansını tamamladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon, Sinema Bölümü'nde 2007-2014 yılları arasında Televizyon Yazarlığı dersini verdi. 2007- 2008'de TRT 1'de yayınlanan Yeni Evli adlı 175 bölümlük günlük komedi dizisinin proje tasarımını, başyazarlığını ve süpervizörlüğünü yaptı. 2011'de, öykü ve senaryosunu yazdığı Hayata Beş Kala adlı dizinin yapımcılığını üstlendi. Seyyahların İzinde ve Anadolu'da Zaman gibi TV belgesellerinde de yapımcı olarak görev aldı. Öykü ve senaryosunu yazdığı, 2014'te Fox TV'de yayınlanan Ruhumun Aynası adlı dizisi, 2015'te Artemis'ten aynı adla yayımlanan ilk romanına ilham oldu. Türkiye'de bir diziden romana uyarlanan ilk eserdir. İstanbul'da yaşıyor, TV- sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI