Kriz erteleme artık çare olmuyor

Perşembe, 23 Kasım, 2017
"Sorunu çözemiyorsan ertele, borcu ödeyemiyorsan ötele" yönteminin ekonomide işliyor olmasıyla siyasette kullanılabilir olması arasında çok yakın bir ilişki var. Eğer "erteleme" ekonomide işlemez hale gelir veya ertelemenin verebileceği hasar üzerine konuşanlar artarsa, yöntemin başka alanlarda kullanılması da zorlaşır. Şimdiye kadar iktidarla sorun yaşamayan, yaşıyor görünmek istemeyen kesimlerin, bu "suni koma" ve sürdürülmesi zorlaşan erteleme halinden şikayet etmeye başlaması, bu açıdan önemli bir işaret sayılabilir.

“Sanki ben bu havayı daha önce teneffüs etmiştim. Bir tarafta bir tedirginlik var. Tedirginlik, ekonominin gidişatı konusunda. İşin böyle gitmeyeceğini, düşündüğünüzden daha çok kişi görüyor. Öteki tarafta ise uzun bir iktisadi tedbirler çarşaf listesi var. Bakıyorsunuz, hepsi de son 15 yılda Türkiye’de ihmal edilmiş deve dişi gibi işler. Bugünden yarına herhangi birinin hemen halledilip, sonuç alınamayacağı gün gibi ortada. Uzun iktisadi tedbirler manzumesi, ortadaki tedirginliği yalnızca artırıyor, çaresizliği besliyor. Neden? 2019 yılı aynı anda hem çok yakın hem çok uzak olduğu için”.

Bu satırlar TEPAV Direktörü ve TOBB Üniversitesi öğretim üyesi Güven Sak’ın kaleminden. İşi ve ilgisi dolayısıyla ekonomi çevrelerine kulak kabartmış insanların bir süredir fark ettikleri, dile getirdiği önemli bir gözlem. Ama bu gözlemi ve bu değerlendirmenin dile getirilmesini önemli hale getiren, TEPAV ve Güven Sak’ın reel ekonominin en önemli ve etkili aktörü TOBB’un danışmanlığını yapıyor olması. Anlaşılan o ki; değerli ekonomi hocalarının, önemli ekonomi yorumcularının, bazı iş ve meslek kuruluşlarının ve muhalefet etiketli adreslerin daha önce dile getirdiği bu gözlem ve değerlendirmeler artık daha geniş bir çevrede ve yüksek sesle söyleniyor, duyuluyor, konuşuluyor.

Ticaret yapanlar bilir; “erteleme” sık başvurulan, kolay ve etkili bir finans yöntemidir. Borç veya taahhüt, ötelenerek, ertelenerek, geciktirilerek vaziyet uzun süre idare ettirilebilir; zaman kullanılarak yaratılan ekonomik fayda, kârlı bir finans aracına dönüşebilir. Bu yüzden, uyanık esnafın her zaman borcu, yeni borçlanma ve olanları erteleme heves ve enerjisi vardır. Memur, işçi, köylü çocuklarının pek aklının erdiremediği bir şey bu; “biraz tasarruf edip borcunu ödemek, ayağını yorganına göre uzatmak varken, neden daha çok borçlanıp erteleme için uğraşılır?”. Ancak, olan veya kazandığından daha fazla para kullanabilmek (harcamak) için böyle davranmak gerekir. Fakat, bu yöntemi çok abartılı biçimde kullanan ve destekleyici önlemleri almayan müflis esnafa rastlamak da, en az bu yöntem kadar yaygın bir hadise.

Türkiye, uzunca bir süredir böyle bir akılla yönetiliyor. “Sağlıksız büyüme”, iyi kazanç önerilerek çağrılan sıcak parayla ve hem borcunu hem krizini erteleyerek ilerliyor, sürdürülüyor. “Fakiri daha fakir, zengini daha zengin yaptığı” rakamlarla sabit bu yaklaşım, herkes bir pay alabildiği veya aldığına ikna edilebildiği için sürüp gidiyor. Sıkışmanın, kırılganlığın arttığı aşamalarda ekonomik esneklik ve çarpmayı karşılayacak siyasi tamponlar devreye giriyor. Bu erteleme ve ertelemeyi perdeleme becerisi sayesinde, başarısızlık eseri enkazlar bile satışa çıkartılabildi, hesaplar ödenmeden kaçılabildi. Önceleri güzel güzel idare edilen, kriz sularına girildiğinde kolay ertelenebilen bu “saadet illüzyonunun” artık sonu yaklaşıyor. Yukarıda atıfta bulunduğum yazıda, ekonominin bütün alanlarında, kurumsal yapıda, eğitimde, bürokraside nasıl bir erteleme ile bugünlere gelindiği daha ayrıntılı anlatılıyor.

Üst üste seçimler kazandıran bu ekonomik akıl, AKP tepe kadrosu ama özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından siyaset alanında da aynen kullanıldı. Tıpkı olmayan parayı harcamanın konforu gibi, olan gücün üzerinde güç kullanma lüksü fazla istismar edildi. İktidar, kriz çözme kapasitesini kaybettikçe, krizi ertelemeyi tek idare etme yöntemi haline getirdi ve bu konudaki yeteneğini hayli geliştirdi. Çoğu retorik gürültüler eşliğinde icra edilen erteleme faaliyetleri, sadece iç politikada değil dış politikada da uygulandı. Bir alanda kaybedilenin doğacak başka bir fırsatla karşılanabileceği, karşılanana kadar da durumun idare edilebileceği fikrine fazla umut bağlandı. Kendi iç sorunlarını bile çözmekten aciz hale gelen iktidar, ekonomiyi, siyaseti, hukuku, diplomasiyi ve kendisiyle birlikte bütün kurumsal alanları “geçici uyutmaya” (suni koma) alarak kriz hasarlarının görünürlüğünü engellemeyi denedi.

“Sorunu çözemiyorsan ertele, borcu ödeyemiyorsan ötele” yönteminin ekonomide işliyor olmasıyla siyasette kullanılabilir olması arasında çok yakın bir ilişki var. Eğer “erteleme” ekonomide işlemez hale gelir veya ertelemenin verebileceği hasar üzerine konuşanlar artarsa, yöntemin başka alanlarda kullanılması da zorlaşır. Şimdiye kadar iktidarla sorun yaşamayan, yaşıyor görünmek istemeyen kesimlerin, bu “suni koma” ve sürdürülmesi zorlaşan erteleme halinden şikayet etmeye başlaması, bu açıdan önemli bir işaret sayılabilir. Ertelemenin “iktidarın bekası” dışında bir işe yaramadığını düşünenlerin sayısı galiba giderek artıyor. Ayrıca, ekonomi, dış politika ve iç politika krizlerinin birbirinden bağımsızlaştırılarak veya ilişkileri kontrol edilerek ertelenebilmesi de artık daha zor. Dış politikada yaşanan sorun ekonomik krizle, ekonomik gerilim siyasi tıkanmayla karışıyor.

Sırasıyla, önce umut yaratma gücü, sonra sorun çözme kapasitesi, daha sonra kriz erteleme becerisi zayıflayan iktidarın, “ertelemeyi” saklama yeteneği de tehdit altında. Meselenin ekonomi tarafından yaşananlar, rakamlara yansıyor. Dış politikada yaşananlar da, artık fazla açık saçık. Başarılı olmasa bile alkışlanan dans figürleri gibi gösterilen “dönüşler”, yerini gülünç sakarlıklara, yalpalamalarla çarpılan duvarlara bırakıyor. Reza Zarrab davasında panik halinde başvurulan “milli teyakkuz”, muhalefetin gönüllü katkısına rağmen tavsamaya aday. İktidar erken pozisyon aldığı için, 17 – 25 Aralık veya 15 Temmuz gibi şok eşliğinde sağlanan destek, bu kez istediği kadar kolay veya istenen ölçüde sağlanamayabilir. Çünkü, dış politik meselelerde iktidarın provoke ettiği toplumsal reaksiyonların süreleri iyice kısaldı. Buna karşılık, iktidarın doğrudan kendisine yönelmese bile çeperlerine çarpan itirazın şiddeti yükseliyor: Bakınız, Rasim Ozan Kütahyalı vakası.

Tekrar yazının başındaki alıntıya dönersek; “2019 yılının aynı anda hem çok yakın, hem çok uzak” oluşu, iktidar tarafından ancak ya uzun bir erteleme performansıyla ya da 2019’u erkene çağırmakla aşılabilir gibi görünüyor. Çünkü, erteleme yerine gerçekten sorun çözmek için çok kısa, mevcut erteleme formülleriyle idare edilmek için de çok uzun bir süreden bahsediyoruz. Böyle olunca, en yüksek dozlu erteleme formülü olan “seçimin” yardıma çağrılma olasılığı artıyor. Elbette, henüz denenmemiş yüksek dozlu başka formüller hazırlanmıyorsa. Fakat, dikkatten kaçırılmaması gereken nokta; iktidarın “kriz erteleme” konusundaki becerisine, buna ikna olmaya fazla teşne tribünlerin büyük katkısı. Tıpkı, sihirbazı seyretmeye giden ve onun yok ettiği şeylere inanmaya gönüllü seyirciler gibi: Hep birlikte eğlendiklerini söyleyenlerin sayısı azalıp, aldatıldığını düşünenlerin sayısı artmaya başlayınca gösterinin alacağı alkış tehlikeye girebilir.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI