Karin Karakaşlı
Karin Karakaşlı

Hukuk devleti ihtimalleri

Çarşamba, 22 Kasım, 2017
Süresiz genel ahlak yasağı fantastik bir tamlama. On yıllardır hak mücadelesi veren, önyargıya, ayrımcılığa, nefret cinayetlerine karşı duran bir hareketi tam da mücadele konuları üzerinden hedef kılmak büyük performans. Ankara’daki LGBTİ dernekleri Pembe Hayat ve Kaos GL, konuya dair ortak açıklamalarında bu acıklı duruma dikkat çekti: “Ankara Valiliği’nin bu torba yasağa gerekçe gösterdiği “genel sağlık ve ahlakın korunması”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ifadeleri apaçık ayrımcılıktır...

Adaletsizliğin arkası yarın dizisine çevrildiği memlekette, yine dizilerdekine benzer, entrikanın zirve yaptığı günler yaşandı. Fark şu ki, kumandayla kanalı değiştiremiyorsun. Hayatın da bu dehşetli kurgunun bir parçası.

Ankara Valiliği; Almanya Büyükelçiliği, KuirFest ve Büyülü Fener Sinemaları işbirliğiyle 16-17 Kasım’da Ankara’da düzenlenmesi planlanan Alman LGBTİ Film Günleri’ni yasakladı. Eh, bünyeye ayrı ayrı alerji yapan iki unsur Almanya ve LGBTİ bir araya gelince, gereği yapılmaz mı? Valla kara mizah yapmıyorum, aynen de böyle düşünülmüş olmalı. Valilik yasak gerekçesinde, “birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği” ifadelerini kullandı.

DUYARLIYIM, DUYARLISIN, DUYARLI

Dikkatinizi çekerim –ebilmek fiil kipi ihtimaller için kullanılır. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar için olmayan delillerle geriye dönük tuhaf örgüt bağlantıları icat etme uygulamasının yanı sıra geleceğe dönük potansiyellerden de bahis açılıyor nicedir. İşin tuhaf bir diğer yanı da şu: De ki o en sevdiğim laf olan “birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle” birileri, adı öyle konmasa da tecrübeyle bildiğimiz üzere hedef gösterme ve akabinde saldırı ve linç girişiminde bulunacak. Yani böyle bir tehlike var. Bu yönde hatta istihbarat var. Be arkadaş, senin görevin, asli varoluş gerekçen zaten bunu engellemek ve insanların hak ve hürriyetlerini korumak değil mi?

Bu ütopik tahayyülleri bir yana bırakarak kendi trajikomik gerçekliğimize dönecek olursak bu yasağın akabinde Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, Ankara’daki Alman LGBTİ Film Günleri’nin yasaklanmasını eleştirdi ve Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Sanatın özgürlüğü ve azınlık hakları dokunulmazdır” ifadesini kullandı. Alman Büyükelçiliği çalışanlarının da karara gökkuşağı bayrağı açarak tepki gösterdiğini fotoğrafıyla sundu.

Eh, ihale büyütme zamanıdır. Sen misin bir etkinliğin hukuksuz gerekçelerle yasaklanmasına tepki gösteren, o zaman toptancı davranırım olur biter. Öyle tek tek elim yoruluyordu zaten. Kestirip atayım, bitsin. Aynı işte bu üslupla Ankara Valiliği’nden yeni bir açıklama geldi. Kısaltmaların ne anlama geldiğini bildiğini de ayrıntılarıyla döken metin hep beraber bakılası: “Çeşitli sosyal medya ve birtakım yazılı ve görsel medya organlarından LGBTT (Lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel veya travesti) ile LGBTİ (Lezbiyen, gay, biseksüel, transgender, intersex) adıyla çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından, ilimizin muhtelif yerlerinde birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıkları içeren sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi vb. etkinliklerin gerçekleştirileceği şeklinde bilgiler elde edilmiştir.

Söz konusu paylaşımlarla halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği; ayrıca kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği göz önünde bulundurulduğunda yapılmak istenen organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak; birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle de bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.

Bu nedenlerle 18 Kasım 2017 tarihinden itibaren süresiz olarak LGBTT-LGBTİ vb. örgütler tarafından ilimizin muhtelif yerlerinde birtakım toplumsal hassasiyet ve duyarlılıkları içeren sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi vb. etkinlikler, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine göre ilimiz sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirlerin alınması kapsamında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17’nci maddesine ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/f maddesi hükümleri doğrultusunda valiliğimizce yasaklanmıştır.”

SATIR ARALARINDA

En sevdiğim kısmı bu gibi vakalarda birtakım kanun ve maddelere atıfta bulunulması. Hani ortada hukuk devleti varmış izlenimi uyandırıyor. Oysa satırlarda keyfi bir “yaptırmayız”dan ötesi yok. Ha elbette bir de satır aralarında “gözümüz üzerinizde” meali…

Süresiz genel ahlak yasağı fantastik bir tamlama. On yıllardır hak mücadelesi veren, önyargıya, ayrımcılığa, nefret cinayetlerine karşı duran bir hareketi tam da mücadele konuları üzerinden hedef kılmak büyük performans. Ankara’daki LGBTİ dernekleri Pembe Hayat ve Kaos GL, konuya dair ortak açıklamalarında bu acıklı duruma dikkat çekti: “Ankara Valiliği’nin bu torba yasağa gerekçe gösterdiği “genel sağlık ve ahlakın korunması”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ifadeleri apaçık ayrımcılıktır. Bu karar ile LGBTİ’lere yönelik hak ihlalleri ve ayrımcılık meşrulaştırılmaktadır.”

İlla da hukuka referans verilecekse, söz konusu kararın ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere pek çok temel hakkı yok saydığını hatırlatmak gerek. Ama hoş benimki de laf. Sivil toplum örgütlerinin nasıl görüldüğü Büyükada tutuklamaları ve son olarak Osman Kavala’nın tutuklanması ile ayan beyan ortada. Kendisi de aylarca hapiste rehin tutulan Kadri Gürsel, Kavala için uydurulan suçlamaları ve sözde delilleri tek tek teşhir ettiği yazısında bir de soru soruyor: “Kavala’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye’nin Kürt ve Ermeni meselelerine de duyarlı bir sivil toplum kuruluşu. Osman Kavala, Türkiye’nin sivil toplumu ile dış dünya arasındaki en etkin ve en önemli bağ idi. Osman Kavala’nın gerçek suçu bunlar olmasın?”

Tam da bu tahakküme, olağanüstü hali olağanlaştırma girişimine ve bu genel ahlaka karşı mücadele veriliyor. Çünkü insanın hayatından ve hakkından rehin ve koz olmaz. Olmayacak.

 


Karin Karakaşlı kimdir?

1972’de İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nün ardından Yeditepe Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1998’de öykü dalında Varlık dergisinin Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü kazandı. Karakaşlı’nın eserleri şunlardır: Başka Dillerin Şarkısı (Öykü, Varlık Yay., 1999; Doğan Kitap, 2011) , Can Kırıkları (Öykü, Doğan Kitap, 2002), Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim? (Roman, Doğan Kitap, 2005), Ay Denizle Buluşunca (Gençlik Romanı, Günışığı Kitaplığı, 2008), Cumba (Deneme, Doğan Kitap, 2009), Türkiye’de Ermeniler: Cemaat, Birey, Yurttaş (İnceleme, Günay Göksu Özdoğan, Füsun Üstel ve Ferhat Kentel ile, Bilgi Üniversitesi Yay., 2009), Benim Gönlüm Gümüş (Şiir, Aras Yayıncılık, 2009), Gece Güneşi (Çocuk Kitabı, Günışığı Kitaplığı, 2011), Her Kimsen Sana (Şiir, Aras Yayıncılık, 2012), Dört Kozalak (Gençlik Romanı, Günışığı Kitaplığı, 2014), Yetersiz Bakiye (Öykü, Can Yayınları, 2015), İrtifa Kaybı (Şiir, Aras Yayıncılık, 2016), Asiye Kabahat’ten Şarkılar Dinlediniz (Anlatı, Can Yayınları, 2016). Karakaşlı halen Kültür Servisi, Gazete Duvar siteleri ve Agos gazetesinde yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI