Taksici abiyle 'kadın' muhabbeti

Salı, 21 Kasım, 2017
Biliyorum; kimse durup dururken taksici abiye muhalefet edip canını sıkmak, enerjisini bozmak istemiyor. Ya da, aman konuşsam adam değişmeyecek ki, diye düşünüyor. Aynı şey ülke boyutunda da geçerli; şimdi uğraşsak ne değişecek ki, diye düşünüyoruz. Şu dünyaya bir kere gelmişiz, niçin bana somut bir faydası olmayacak bir şey için vaktimi, enerjimi harcayayım ki, diye düşünüyoruz. Fakat sustuğumuzu düşünsenize… Kimse tepki vermese?

Sıradan bir günde, taksici bir abimizle aramda geçen sıradan bir muhabbeti olduğu gibi aktarıyorum:

(Taksideyim, radyoda bir Bektaşi türküsü çalıyor. Taksici abi müziğin sesini açtı. Abinin keyfi yerinde görünüyor.)

Taksici : Ben türkü çok severim.
Ben : Evet, ne güzel türkü değil mi?
Taksici : Güzel ama bu Alevi deyişi, ben bizim türküleri daha çok severim.
Ben : Değiştir istersen abi.

(Değiştiriyor. Klasik bir türkü açıyor. Bir kadın söylüyor. Biraz dinliyoruz. Abi ritim tutuyor.)

Taksici : Gerçi bu türkünün sözleri de hiç bayana uygun sözler değil. Erkeğin söylemesi gereken bir türkü bu…

(Sözlere dikkat ediyorum; “Gönlümü sana verdim, seni alacağım yârim” cinsinden sözleri var. Taksici abinin kafa yapısı hakkında derhal bir miktar fikir sahibi oluyorum. Böyle durumlarda diyaloga pek girmem; fakat o gün konuşasım var birazcık.)

Ben : Neden uygun değil abi?
Taksici : E baksana, seni alacağım edeceğim, diyor. Bayanlara pek yakışmaz. Erkek söylese daha şey olur…

(“Bayan” değil “Kadın!” diye bağırmak istiyorum; çünkü işin bu kadar içinde biri olarak tiksinmişim artık bu kelimeden ama tabii ki de yapmıyorum. Ayrıca taksici “bey”i ürkütmemem lazım, zira muhabbet devam etsin istiyorum.)

Ben : Niye öyle diyorsun abi, bir kadın sevdiği insanı almak istemez mi? İsterse de söyler yani söylemez mi?
Taksici : (…) Hoş olmaz…
Ben : Bence olur. Kadınla erkek eşitse, ki eşittir, kadın da böyle şeyler söyleyebilir.
Taksici : Kadınla erkek eşit değildir.

(Kurduğu cümleyle dehşete düştüğümü sanmanın ve gelecek cümlesiyle beni şaşırtıp mutlu edecek olmanın heyecanını yüzünden okuyabiliyorum. Oysa ben ardından gelecek cümleyi tahmin edebiliyorum; “Kadın daha üstündür” diyecek. Ve bu düşüncesinin altını dolduramayacak. Muzurluğum üzerimde, zorlayasım var, malum soruyu soruyorum ve fırtınaya “start” veriyorum:)

Ben : Eşit değil de nedir abi?
Taksici : Kadınlar erkeklerden daha üstündür.
Ben : Nasıl yani? Neden?
Taksici : Şimdi ben taksiciyim. Her gün bir sürü bayan biniyor taksiye. Şunu çok iyi anladım; kadın erkekten daha üstün.
Ben : İyi de neden?
Taksici : Mesela daha fedakarlar. Geçen biri bindi taksiye; kocası ölmüş, Allah rahmet eylesin. Çocukları da var. Sonrasında hiç evlenmemiş. Helal olsun, dedim.
Ben : Bu iyi bir şey mi sence abi? Kadının hakkı değil mi evlenmek? Evlenmemeli mi yani kadın kocası ölünce?
Taksici : Evlenebilir tabii canım… Ama evlenmemiş işte, çok saygı duydum kadına.
Ben : Evlenseydi saygı duymaz mıydın?
Taksici : Yok yani öyle değil de…
Ben : Bence erkeğin eşi ölünce evlenmesi ne kadar doğalsa, kadınınki de o kadar doğal. Hiç evlenmemiş diye kadına ayrıca saygı duymak pek de anlamlı değil.
Taksici : …
Ben : Ayrıca şunu hemen belirteyim madem; kadın erkekten daha üstün değildir. Kadınla erkek eşittir. Biz bizim üstün olduğumuzu düşünmenizi istemiyoruz. Sizinle aynı haklara sahip olduğumuzu samimiyetle kabul edin yeter.
Taksici: (!)

(Bu noktada taksici abi biraz geriliyor. Beni mutlu edeceğini sandığı cümle boşa çıktı zira ve bunun nasıl olabildiğini anlamıyor. Dolayısıyla, son derece arıza biri olduğumu düşünüyor. Toplum standartlarında haksız da sayılmaz hani. Topu ele almaya karar veriyor. Galip çıkacak, kararlı.)

Taksici : Bence kadın kesinlikle daha üstündür. Çünkü kadın annedir!

(Haydaa…)

Ben : Her kadın anne olmak zorunda mıdır abi?
Taksici : Yani değildir ama sonuçta kadın annedir…
Ben : Ben anne değilim. Kadın değil miyim yani?
Taksici : Anne de olursun inşallah ilerde.
Ben : Sağol abi ama sorumun tam cevabı bu değil, anne olmayınca kadın olmuyor muyuz onu anlamaya çalışıyorum!
Taksici : Olursun yani tabii herhalde canım sonuçta…

(Taksici abi artık bu noktada bu gerginliğe ve tuhaf sorulara daha fazla katlanamıyor ve “Amaan işte hayırlısı olsun” diyip müziğin sesini daha da çok açıyor. Hatta beni bir an önce indirmenin telaşıyla gaza yüklenip enteresan manevralar yapıyor. Hızlıca varış noktasına ulaşıyoruz. İkimiz de ayrılığımızın dayanılmaz hafifliği içerisindeyiz. Ve son.)

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele haftasındayız. Çok çeşitli yerlerde çok çeşitli etkinlikler, paneller, eylemler olacak. Herkes şiddeti kınayacak, kadınlara hakları hatırlatılacak, çözüm yolları aranacak vs. Bunların hepsi çok önemli şeyler, bunlar bizim mücadelemiz. Fakat bu yukarıda geçen diyalog… Bu ülkede her an her yerde bu türden diyaloglar dönüyor. Başımızdaki muktedirler dahil, ülkedeki erkek nüfusunun çok, pek çok büyük kısmı bu şekilde düşünüyor. Birileri onların ezberlerini bozmaya kalktığında da öfkeleniyorlar. Eğer ezberi bozan kişi kendi hakimiyetlerine zarar verecek bir kişi ise saldırıyorlar. Örneğin, bu kişi evin içindeki kadınsa yahut ülkedeki vatandaşsa şiddete yöneliyorlar. Şiddetle bastırmaya, susturmaya çalışıyorlar. İşimiz çok zor farkındayım, farkındayız.

Biliyorum; kimse durup dururken taksici abiye muhalefet edip canını sıkmak, enerjisini bozmak istemiyor. Ya da, aman konuşsam adam değişmeyecek ki, diye düşünüyor. Aynı şey ülke boyutunda da geçerli; şimdi uğraşsak ne değişecek ki, diye düşünüyoruz. Şu dünyaya bir kere gelmişiz, niçin bana somut bir faydası olmayacak bir şey için vaktimi, enerjimi harcayayım ki, diye düşünüyoruz.

Fakat sustuğumuzu düşünsenize… Kimse tepki vermese? Hiçbir yerde kadına yönelik şiddetten bahsedilmese? Kapalı kapılar ardında yaşansa her şey? Kol kırılsa yen içinde kalsa? Siyasilerin kadına yönelik politikalarının altında bit yeniği aranmasa? Önümüze sürülen yasa tasarılarının hiçbirine itiraz edilmese? Siyasilerin, diyanetin vs. sözlerine he denilip geçilse? Soru sorulmasa? Hak aranmasa?

Ne olurdu? Bu kadar çok taksici abi gibi düşünenle ne olurdu? Kadının; sevdiğini dile getirenini, kocası öldükten sonra evlenenini, anne olmayanını “uygunsuz” bulan bu kadar çok insanla ne olurdu? Bu kadar “uygunsuz” bulunan kadına ne olurdu?

Hayal edebildiniz mi? Ben edemiyorum.

Tam olarak bu sebeple;

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz…
Bu daha başlangıç, mücadeleye devam…


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI