Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Yeni bir coğrafi karmaşa: Asya Pasifik mi Hint Pasifik'i mi?

Çarşamba, 15 Kasım, 2017
Hint Pasifik'i kavramı tarihsel olarak sömürgecilik dönemine kadar uzanıyor. Temelinde Pasifik bölgesini Hint Okyanusu üzerinden ele alma var. Onu gündemde üst sıraya taşıyansa ABD’li politikacı ve bürokratların yanında Pentagon’un kullanması. Adında anlaşılacağı üzere kavram Hindistan’a vurgu yapıyor. ABD açısından Hindistan’ı yeniden gündeme taşıyansa küresel ve bölgesel rakibi Çin. ABD kavramı hem Çin’i önemsizleştirmede hem de Hindistan’ın Çin’i dengeleme potansiyelini gördüğü için seferber ediyor. Peki neden?

Geçtiğimiz hafta (8-11 Kasım) Vietnam’da Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği’nin (Asia-Pacific Economic Cooperation-APEC) 25’inci zirvesi gerçekleştirildi. Aralarında Donald J. Trump, Vladimir Putin, Xi Jinping, Justin Trudeau ve Şinto Abe’nin de olduğu 21 ülke lideri, küresel ekonomiden, bölgesel istikrar ve gıda güvenliği başta olmak üzere pek çok konuyu masaya yatırdı.

ABD yönetiminin diline pelesenk olmuş bir kavram gündeme damgasını vurdu. Ülkelerin dış politikasına göre coğrafyaların adının değişmesi, Rus salatasına Amerikan salatası demek gibi. Onun kadar komik ve tarafgir. Dolayısıyla ABD dış politikasına göre konumlanmıyorsanız doğru kavramın Asya-Pasifik olduğu söylenebilir. Ancak temel soru neden ABD’nin böyle bir kavram kullandığı? Bu soru ışığında ABD’nin Asya Pasifik’teki konumlanışını da dikkate alarak kavramın izini süreceğiz.

MUDİ’Yİ KOLUMA TAKARIM, Xİ’YE YAN BAKARIM

ABD Başkanı Donald Trump Asya turunda ve zirve boyunca sık sık Hint Pasifik’i (Indo-Pacific) kavramını kullandı. “Trump bu, her gün bir çıkış, her gün bir kavram” denilerek geçiştirilebilecek bir unsur mu peki bu atılım? ABD dış politikasında neredeyse her başkanın küresel öncelik ve stratejileri uyarınca bir kavramla geldikleri düşünüldüğünde sorunun cevabı hayır. Peki nedir bu Hint Pasifik’i kavramının esbabı mucizesi?

Kavram tarihsel olarak sömürgecilik dönemine kadar uzanıyor. Temelinde Pasifik bölgesini Hint Okyanusu üzerinden ele alma var. Güncel olarak 2014’te Avusturalya Bölgesel Gelişim Raporu’nda kullanıldı. Onu gündemde üst sıraya taşıyansa ABD’li politikacı ve bürokratların yanında Pentagon’un kullanması. Adında anlaşılacağı üzere kavram Hindistan’a vurgu yapıyor. ABD açısından Hindistan’ı yeniden gündeme taşıyansa küresel ve bölgesel rakibi Çin. ABD kavramı hem Çin’i önemsizleştirmede hem de Hindistan’ın Çin’i dengeleme potansiyelini gördüğü için seferber ediyor. Peki neden?

Öncelikle Hindistan bölgede ABD ve Çin’den sonraki en büyük ekonomi. Ancak 21 liderin olduğu zirvede Mudi yoktu, çünkü Yeni Delhi yaklaşık 20 yıldır, APEC’e yaptığı başvurunun sonuçlanmasını bekliyor. APEC’in Hindistan’ı henüz kabul etmemesi bürokrasinin ağır yükünden ziyade ekonomik ve jeopolitik hesaplardan kaynaklanıyor. Bunun yanında Hindistan görünür biçimde Çin’le karşı karşıya gelen bir ülke. Kuşak ve Yol Projesi nedeniyle Pakistan’la olan yakınlaşma Yeni Delhi’de tepkiyle karşılanmıştı. Daha çarpıcı olanı, Kuşak ve Yol Projesi’nin kendisi de Yeni Delhi açısından makul bulunmuyor, Çin’in hegemonik projesi ve bölgede istikrar bozan bir hamle olarak görülüyor. Ancak can alıcı olan başka bir nokta daha var. Çin’in Güney ve Doğu Çin denizinde tarihsel iddialara dayandırdığı egemenlik talebi. Hindistan Çin’e açıkça “ yeter artık her yer senin değil” demekten geri kalmadı. Bunu kendi güvenliği açısından ve Hint Okyanusu bağlamında tehdit olarak görüyor. Tam da Çin’in yayılmasından duyulan kaygı ve son dönemde ezeli rakibi Pakistan ile Çin arasındaki baldan tatlı ilişki ABD’nin Hindistan odaklı Çin’i dengeleme stratejisi için motivasyon kaynağı oluyor.

ABD’nin Hint Pasifik’i vurgusuysa yakın dönemdeki politikalarıyla ilişkili. Halihazırda ABD Asya Pasifik’te askeri üsler, donanması, savaş uçakları ve ittifaklarıyla görünür konumda. Washington için Pekin’in büyüyen ekonomisi ve tırmanan askeri harcamaları çerçevesinde bölgesel yayılma girişimi göz ardı edilecek cinsten değil. Bölgede ABD’nin Japonya, G. Kore, Avustralya, Tayland ve Filipinler’le olan müttefik bağı, Hindistan, Singapur ve Endonezya ile ortaklık anlaşmaları bulunuyor. Hatta 2020’ye kadar donanmasının yüzde 60’ını bölgeye sevk edeceğini ilan etmiş durumda. Ancak bu hamleler yetmiyor. ABD’yi düşündüren en önemli unsur, Rusya ve Hindistan’ın bu gerilimde nerede duracakları. Özellikle geçtiğimiz yaz, bölgede ABD, Japonya ve Güney Kore’nin düzenlediği askeri tatbikatlara halklardan tepki gelmesi, benzer biçimde ABD ve Kuzey Kore arasında tansiyonun sürekli yükselmesi müttefikler arasında ABD’ye dönük çatlak seslere neden olmuştu. İşte bu noktada Washington 2003 Irak hezimetinin de yol göstericiliğinde biraz perde gerisinde durarak Çin’i dengelemeye çalışıyor. Tokyo ve Seul’un yanına Yeni Delhi’yi eklemek istiyor..

Her ne kadar Hindistan’ın parlatılarak Çin’i dengelemesi amaç ediniliyorsa da Yeni Delhi’nin ABD ile gelgitli ilişkileri, Hindistan’ın kendisinden kaynaklanan bölgesel kısıtları bu projeye gölge düşürebilir. Zaten henüz projenin mahiyeti ve zemini tam olarak paylaşılmış değil. Hint Pasifik’i kavramı yaygınlaşır mı bilinmez ancak İran’a göz dağı vermek için Trump’ın Basra Körfezi için Persian Gulf yerine Arabian Gulf demesinden daha akıllıca olduğu kesin.

 

21 üyeden oluşan APEC Küresel GSYH’nin yüzde 60’ını ve küresel ticaretin yüzde 50’sini elinde tutuyor.

GÜNAH BİZİM SUÇ BİZİM!

Zirve boyunca üzerinde durulması gereken bir konu Donald Trump’ın geçmiş ABD yönetimlerine dönük eleştirisi. Yok, yok APEC Vietnam’da toplandığı ve Vietnam Savaşı’nda yaşananlar hatırlanarak kahır göz yaşları döküldüğü için değil. Eski defterler açılmadı.

Trump, kendisiyle müsemma haline gelen serbest ticaret uygulamaları ve küreselleşmenin, yabancı yatırımın eski yönetimlerce canhıraş biçimde teşvik edilmesini eleştirdi. “Ne vardı bu kadar teşvik edecek, alev topunu kucağımıza bıraktınız” demeye getirdi. Konuşmasına göçmenlere dönük nefret sosunu boca etmeyi ihmal etmedi ve göçmenler yüzünden milyonlarca ABD’li işini kaybetti vurgusunu yineledi.

Serbest ticaret için “ABD söz konusu olunca kimse elini korkak alıştırmıyor, ancak biz bariyerlerle karşılaşıyoruz, ticari dengesizliğe hayır” dedi. İlginç olan sadece bu değildi. Yıllarca serbest ticaret, yabancı yatırım ve sermayenin önünü açmak için liderlik rolünü üstlenen Washington’un “kahrolsun serbest ticaret, kahrolsun Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) uygulamaları” noktasına gelmesi. Trump isyanını öyle yüksek tonda dile getirdi ki zirvedeki mütercim tercümanlar kulaklıklarını çıkararak sağır olmaktan son anda kurtuldu. ABD ekonomisinin güçlü pozisyonundaki erime ve IMF’in sağ popülizmin yükselmesi karşında direksiyonu sol politikadan yana kırdığı dikkate alındığında bu çıkış olağan bulunabilir, bağırmanın faydasının olmadığını Trump şimdilik bilmiyor olsa da.

Washington serbest ticaret uygulamalarına dönük zarardan kaçınmak için ikili anlaşmalarla ticari ve ekonomik bağların kurulacağını ifade etti. Zira ABD yönetimine göre çok taraflı anlaşmalara bir süre sonra Çin bir şekilde dahil oluyor ve en kazançlı o çıkıyor. Hele ki ABD ekonomisi yıllık yüzde 2.3, Çin yüzde 6.5 büyürken. Üstelik ABD cari açık verip, Çin DTÖ kuralları ve ABD’li şirketler eliyle ABD pazarı üzerinden dış ticaret fazlası vermekten geri durmazken. Washington’un bu çıkışına karşı Pekin küreselleşmenin kaçınılmazlığı ve çok taraflı anlaşmalarla herkesin yararına bir çözümden yana olduğunu yineledi.

Sonuç olarak zirvede pek çok konu ele alınmış olmakla beraber, küresel ekonominin seyrinde kimin dediği olacak tartışması ve ABD’nin yeni Asya Pasifik vizyonu ön plana çıktı. Bölge ekonomilerinin Çin ve ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmeyip hem ikili hem de çoklu anlaşmalara katılmaktan yana olduğu hakim kanı. Bölgesel istikrar konusuysa hâlâ belirsiz. Hindistan’ın ön plana çıkarılması, bir yanıyla Çin-Hindistan geriliminin tırmandırılması anlamına gelecek. Yeni Delhi’nin temkinliliği ve Washington’un henüz hazırlık aşamasında olduğu düşünüldüğünde zamanla Hint Pasifik’i ya da Asya Pasifik’te istikrarın kalıcı olup olmayacağı belli olacak.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. Doktora yapmaktadır. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI