Kafkasya kördüğümünde Rusya, Türkiye ve diğerleri-1: Kafkasya'da neler oluyor?

Salı, 14 Kasım, 2017
“Rusya’nın Kafkasya’sı”nı yani Kuzey Kafkasya’yı parantez dışında bırakırsak bölgede dış politikaları birbiriyle bağdaşmayan üç devlet görüyoruz. Sonuçta demokrasi lehine seçim yapmış ve Batı’nın kapısını durmadan çalan Gürcistan, gene demokratik, Rusya ile yakınlaşan ama Batı’ya göz kırpan Ermenistan ve demokrasiyi "gerektiğinde" kullanan, hem Rusya hem Batı’yla belirli bir mesafe korumayı tercih eden, “dini, dili ve kanı” ile Türkiye ile “bir” olan Azerbaycan.

30 Ekimde Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve kimi Orta Asya liderleri görkemli bir şekilde inşaatına 2008’de başlanan Bakü-Tiflis-Kars demiryolunu açtı. Yol en baştan 2011’de, sonra 2016’da, sonra 2017’nin ortasında faaliyete geçecekti. Ve nihayet ilk tren Mersin’e ulaşmış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bundan sonra trenler direkt olarak Londra’dan Pekin’e gidecek.

Rusya ve Ermenistan’ı by-pass eden petrol ve doğal gaz boru hatlarını da hesaba katsak projeleriyle, askeri tatbikatlarıyla Ankara-Bakü-Tiflis üçlü ittifakından bahsetmek pek yanlış olmaz. Üstelik Hazar Denizi Havzası’nda enerji rezervleri konusunda 90’lı yıllarda yapılan tahminler fazlasıyla iyimser çıktığı için iş Azerbaycan hidrokarbonlarıyla sınırlı kalamaz, boru hatları, ekonomik ve siyasi başları Orta Asya’ya uzanmak zorunda.

Karşıda Rusya-Ermenistan ikilisi yok da diyemeyiz.

“Rusya’nın Kafkasya’sı”nı yani Kuzey Kafkasya’yı parantez dışında bırakırsak bölgede dış politikaları birbiriyle bağdaşmayan üç devlet görüyoruz. Sonuçta demokrasi lehine seçim yapmış ve Batı’nın kapısını durmadan çalan Gürcistan, gene demokratik, Rusya ile yakınlaşan ama Batı’ya göz kırpan Ermenistan ve demokrasiyi “gerektiğinde” kullanan, hem Rusya hem Batı’yla belirli bir mesafe korumayı tercih eden, “dini, dili ve kanı” ile Türkiye ile “bir” olan Azerbaycan.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında fiilen bitmeyen bir savaş var. Karabağ meselesinin çıkmaza girdiğini söylemekle fazla yanılmış olmayız. Geçen yıllarda akla gelebilecek her türlü çıkış yolu denendi ve taraflarca reddedildi. Kriz yeniden patlak verirse bölge ülkelerine de sıçrayabilir zira Rusya’nın Ermenistan’la, Türkiye’nin Azerbaycan’la resmen ve fiilen askeri ittifakı var.

Geri kalan bölgelerde de durum gergin.

Gürcistan’ın Ermenistan ile 224 kilometrelik sınırı var, Ermenistan’ın Gürcistan ile 186 kilometrelik. Aradaki 38 kilometre ve kimsenin bilmediği kaç kilometrekarenin ne olduğu meçhul ama her iki taraf o topraklara baştan talip. Azerbaycan-Gürcistan sınırının bir kısmı yıllardır mayınlı. Gürcistan’ın, Gürcülerin Kvemo-Kartli, Azerilerin de Borçalı dediği bölgedeki Azeri çoğunluk, Tiflis’in uyguladığı ayrımcılık ve asimilasyondan şikayetçi. Birçok Gürcü, Gürcistan vatandaşı Azerilerde görülen yüksek doğum oranının ulusal güvenliği zedeleyen bir unsur olduğunu iddia ediyor. Öte yandan Azerbaycan’da yaşayan Lezgiler de durumlarından memnun değil, hatta ayrımcılığa maruz kalmamak için kendilerine Azeri demek zorundalarmış. Liste uzatılabilir.

Azerbaycan’a gelince en yakın müttefiki Türkiye’yi bile mümkün olduğu kadar Rusya, ABD, İsrail vs. ile dengelemeye çalışan Bakü, petrolü ve stratejik tutumu ile herkesin gözdesi.

Aliyev’ler rejimi ülkeyi tamamen kontrol altında tutuyor, siyasi elitlerin sözlüğünde “değişim” diye bir şey yok, gelir farklılığı büyük boyutlara ulaştı (tıpkı Rusya’da gibi!). Bununla beraber yerine İslami radikalizmin veya “hayatımızı altüst edecek” Batılı değerlerin gelmesinden çekinen nüfusun büyük çoğunluğu, otoriter ama “bizden” olan rejimi destekliyor. Hayatını iyileştirme imkanı göremeyenlerin bir kısmı ise radikalizme yöneliyor.

Kısıtlı demokrasi eleştirilerine alışık İlham Aliyev, ülkesi için hayati önem taşıyan Karabağ meselesine pek ilgi duymayan ve her an kendisini diktatör ilan edebilen Batı’ya güvenmediği için  kapısını Moskova’ya açık tutuyor. Çünkü “Azeri demokrasinin kısıtlılığı” Moskova’nın umurunda değil. Bakü’nün Türkiye, Rusya, hatta “kahrolası” Avrasya Birliği ile yakınlaşabileceğini hesaba katan Washington ile Brüksel, Aliyev’e fazla baskı yapmaktan kaçınıyor.

Dağlık Karabağ’ı (Ermenice Artzah) güvence altına alma amacı ile Rusya’nın liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne ta 1992’de katılan Ermenistan Rusya’nın “şemsiyesi” altına girmiş oldu. Karabağ Savaşı ve ardından başlayan Azerbaycan ile Türkiye’nin ablukası yüzünden ekonomisi epey zora girdi. Neticede Rusya’ya borcunu ödemeyen Ermenistan kendi sanayi tesislerini Rusya’ya teslim etti. Bugün sanayinin yüzde 70’i, enerji sektörünün yüzde 82’si Rus şirketlerinin kontrolünde. Ama her halde Kremlin’in “tavsiyesiyle” bu takasa giren Rus işadamları durumdan pek memnun değil. Zira abluka altındaki ülkede iş yapmak kolay olmadı. Hammade getirmek, hazır ürünü götürmek uğraştırıcı ve pahalı çıktı. Sonuçta tesislerin çoğu faal durumda değil.

Ne de olsa Gümrü kentinde Rusya’nın askeri üssü var, komşuları tarafından köşeye sıkışan Yerevan 2015’te Moskova ile Ortak Hava Savunma Anlaşması’nı imzaladı, Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye oldu.

Bununla beraber Ermeni kamuoyu “tek yürek” Rusya’nın destekçisi değil. Bunun sebepleri arasında Rusların çalıştırmadığı tesisler, Moskova’nın Azerbaycan’a modern silah satışı, Rusya’ya yönelik politikanın Ermenistan’ı Gürcistan’dan da izole etmesi sayılabilir. Bu arada gittikçe ağırlaşan abluka yüzünden ülke, komşuları kadar gelişemiyor.

Sonuçta Ermenistan’ın dış politik paradigmasının Batı istikametine yönelmesine şaşmayalım. ABD ve Fransa’daki Ermeni diasporası, sivil toplum örgütleri vasıtasıyla ilgili çalışmaya çoktan başladı. En azından Ermeni gençleri artık İngilizceyi Rusça’dan iyi konuşuyor.

Abhazya ve Güney Osetya krizinin ardından Rusya ile ilişkileri hemen hemen sıfırlanan ve NATO ile ilişkileri gelişen Gürcistan’ı ziyaret eden Rus turistleri, çoğu zaman karşılaştıkları misafirperverlik ve hoşgörüye hayran kalıyor. Rus dilini, Rus kültürünü Gürcistan kadar yaşatan başka bir eski Sovyet cumhuriyeti neredeyse yok. Rus makamları ise Gürcistan’ı görmezlikten geliyor, “öyle bir ülke dünyada yok” şeklinde davranmayı tercih ediyor.

Aslında 8 Ağustos 2008 Rus-Gürcü Savaşı, adları geçen bölgelerin durumunu fazla değiştirmedi, Gürcistan ile bağları çoktan kopmuştu. Güney Osetya’nın 1990’da, Abhazya’nın 1991’de ilan ettiği bağımsızlığı kabul edemeyen Tiflis, silahlı yönteme başvurmuştu. 1992’de başlayan savaşın akışını Gürcistan’ın aleyhine Abhazya’da Şamil Basayev’in “Çeçen Taburu”, Güney Osetya’da ise Rus topçuları çevirmişti. O zamandan beri Suhum ve Tzhinval’ın Tiflis’le alakası sadece haritalarda görünüyordu. Savaştan bir sene sonra durum daha da karıştı. Yitirdiği iktidarı tekrar elde etmeye çalışan Zviad Gamsakhurdia’nın isyanını Gürcü hükümetinin çağırdığı Rus askerleri bastırmıştı. Yani iş, “2008’de Ruslar geldi, Gürcü topraklarını aldı” kadar basit değil.

Yazının ikinci bölümü perşembe günü yayınlanacak


Andrey İsaev kimdir?

Moskova Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun. Rusya Bilim Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Kazan Devlet Üniversitesi'nde çalıştı. Toplam 17 yıl çeşitli görevlerde Türkiye’de bulundu, Çin ve Hindistan’da çalıştı. Gazetecilik, araştırmacılık ve çevirmenlik yapıyor. RS FM radyosu kurucularından ve ilk genel müdürü.“Eski Çağ Türkiye tarihi” ve “Hint-Avrupa Mitolojisi: bir inceleme denemesi” adlı kitapları var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI