YAZARLAR

Mağdur muktedir neden günah çıkarıyor?

15 yıldır iktidarda olup muhalefetteymişçesine icraatlardan dert yanmak ve bu açıklamalardan umduğu sonucu almak siyaset bilimi tarafından “mağdur muktedir” ifadesiyle tanımlanabilir. Ancak muhalefetin bir an önce, TEOG sınavından arabaların cam filmlerine kadar her konuda karar mercii olan bir siyasetçinin yıllardır uyguladığı ve sonuç aldığı bu taktiği kamuoyuna deşifre etmenin bir yolunu bulması gerekiyor.

3 Kasım 2002 Genel Seçiminin hemen sonrasıydı. Kanal 6 televizyonunda çalışıyordum. Her sabah Ankara gündemi için bağlandığım kahvaltı haberlerinde kabineye gireceği konuşulan isimleri canlı yayında ağırlıyordum. O günkü konuğumuz müstakbel Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’tı. AK Parti’nin kurucularından, partinin genel başkan yardımcılığı ve merkez karar yönetim kurulu üyeliğini yapan Yakış tecrübeli bir diplomattı. Yayın saati çok erkendi ve canlı bağlantı da hayli uzun sürüyordu. Konuklarımıza yayın sonrası küçük bir kahvaltı ikram ediyor, bu sohbetlerde de perde arkası bilgiler alıyordum. Yakış’a kahvaltıdaki sohbetimizde herkesin merak ettiği ABD-Türkiye ilişkilerini sordum.

Hatırlayın, New York’taki İkiz Kuleler ve ayrıca Pentagon, 11 Eylül 2001’de vurulmuştu. ABD Başkanı George W. Bush “terörizmle savaş” kampanyası başlattı, ABD saldırıdan sorumlu tutuğu El Kaide örgütünün etkin faaliyet yürüttüğü Afganistan’ı işgal etti. AK Parti’nin iktidara geldiği günlerde de ABD, Irak işgalinin zeminini hazırlıyordu. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in elinde bulundurduğu kitle imha silahları nedeniyle devrilmesi gerektiği ifade ediliyordu. Bugün tüm dünya adı geçen o silahların hiç var olmadığını biliyor…

Yaşar Yakış sohbetimizde bana aynen şöyle söyledi, “Biz Abdullah Bey ile zaman zaman Amerika’ya gittiğimizde, sen gençsin tanımazsın, Graham Fuller ve Alan Makovsky ile bir araya geliriz.” Pürdikkat dinliyordum çünkü Yakış’ın tanımayacağımı düşündüğü Fuller’ın ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı(CIA) Milli Haberalma Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı olduğunu tabii ki biliyordum; Türkiye’nin Fuller’ın özel çalışma alanlarından olduğunu da. Fuller aynı zamanda Fetullah Gülen’in ABD’de kalmasını sağlayan kefalet mektubunu veren kişidir. Alan Makovsky ise CIA destekli bazı düşünce kuruluşlarında çalışmalar yürüten bir “Ortadoğu ve Türkiye uzmanı” olarak tanınır. Yakış devam etti anlatmaya, “Sayın Gül ile son Washington ziyaretimizde tam arabaya binmek üzereydik ki Graham Fuller bizi durdurdu ve Sayın Gül’e, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletilmek üzere şöyle söyledi, “liderler kamuoyuna yeri geldiğinde hata yaptığını ve değiştiğini söylemeli. Kamuoyu bundan olumlu etkilenir. Biz Monica Lewinsky skandalını böyle yönettik. Bill Clinton çıktı ve kamuoyundan özür diledi. Erdoğan da değiştim diyebilmeli’.”

Bu sohbetten kısa bir süre sonra dönemin ABD Büyükelçisi Robert Pearson, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’a parti merkezinde tebrik ziyaretinde bulundu. O ziyarette yaşananlara dair dışarıya “sızdırılan” bilgi haberlere de yansıdı. Buna göre AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, Pearson’a şu minvalde sözler sarf etmişti, ‘Eskiden AET'ye (Avrupa Ekonomik Topluluğu) karşıydım ama zaman geçti, dünya değişti, ben de değiştim.’ Yine içeriden “sızdırılan” o bilgilere göre Erdoğan’ın ‘değiştim’ açıklaması üzerine Pearson kendisini kucaklamıştı… Haberler aynen böyleydi. O görüşmenin aslında Türkiye’yi Irak’a yapılacak bir harekâta ikna çabasının bir parçası olduğunu Wikileaks belgelerinden öğrendik yıllar sonra.

Bu hikâyeyi niye anlattığıma gelince… Hani son günlerde mağdur muktedir edebiyatı başka bir boyutuyla arz-ı endam ediyor ya… “İstanbul’a ihanet ettik. Bundan ben de sorumluyum”… “40 kat, 100 kat binalar yapmak sizi medeni yapmıyor ama biz de bu tuzağın içine düştük”… “Binalarımız yükseldikçe ufkumuz kararıyor”… Bu sözler Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’a ait. Bunlara AK Parti’nin "Atatürk açılımı"nı da ekleyin ve anlattığım bu hikâyeyle birlikte değerlendirin.

15 yıldır iktidarda olup muhalefetteymişçesine icraatlardan dert yanmak ve bu açıklamalardan umduğu sonucu almak siyaset bilimi tarafından “mağdur muktedir” ifadesiyle tanımlanabilir. Ancak muhalefetin bir an önce, TEOG sınavından arabaların cam filmlerine kadar her konuda karar mercii olan bir siyasetçinin yıllardır uyguladığı ve sonuç aldığı bu taktiği kamuoyuna deşifre etmenin bir yolunu bulması gerekiyor.