Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

'Şimdi Umut'

Pazar, 5 Kasım, 2017
"İnsanların birbirleriyle tek ilişkisi, meslekleri aracılığıyla ve her beş, altı, yedi yılda bir son derece özgül bir edimi yerine getirmeleriyle gerçekleşiyor, yani üzerinde birtakım adlar yazılı olan bir kâğıt parçasını alıp, onu bir seçmen sandığına atmakla. Halkın bir iktidarı olduğunu düşünmüyorum."

Geçtiğimiz günlerde, Varoluşçuluk akımının öncü düşünürü Jean-Paul Sartre’ın Şimdi Umut: 1980 yılı söyleşileri, Hil Yayın etiketi ve Serdar Rifat Kırkoğlu Türkçesiyle raflardaki yerini aldı.

Sartre ile, altı yıl boyunca onun asistanlığını yapmış olan aktivist – felsefeci Benny Levy arasındaki diyaloglardan örülü bu kitap, ilk kez Le Nouvel Observateur dergisinde yayımlanmıştı.

Şimdi Umut, 1980 söyleşileri – Hil Yayınları, 2017

Ancak bu söyleşiler, özellikle Le Temps Modernes yazarları arasında büyük tepki çekti ve Levy’nin, fizikten iyice düşmüş olan düşünürü bile isteye yönlendirdiği, ona hiçbir zaman söylemeyeceği şeyleri söylettiği ileri sürüldü. Ancak Sartre, kitabın özet / sunuşunda da okuduğumuz gibi, ölümünden kısa bir süre önce yaptığı açıklamalarda, böyle bir şeyin söz konusu olmadığını, bu düşüncelerin pekâlâ kendisine ait olduğunu altını çizerek vurgulamıştı. Kırkoğlu’nun kitabı sunuş metninden öğrendiğimiz kadarıyla Sartre, 15 Nisan’daki ölümünden kısa süre önce, 7, 14 ve 21 Mart tarihlerinde bu söyleşileri ilgili dergiye sunmuştu.

Dün başlayan ve 12 Kasım’a dek İstanbul Beylikdüzü’nde yer bulacak TÜYAP 36’ncı Uluslararası Kitap Fuarı (ve 27’nci Sanat Fuarı) refakatinde, bu kitaptan yine “Şimdi Umut” diyerek, gri bir ıslak akşamüzeri, sizinle kimi alıntıları paylaşmak arzusundayım.

Çünkü içinden geçtiğimiz günler, iyisi kötüsüyle hayatı kabullenebilmeyi ve onu insanlık nezdinde dönüştürmeyi her zamankinden daha zorunlu kılıyor:

J-PS “…Farklı bir şekilde dile getirmek gerekirse, her bilinç kendini bana şimdi eşzamanlı olarak hem bir bilinç olarak ve aynı zamanda da, başkasının ve başkası için bilinç olarak ve aynı zamanda da, başkasının ve başkası için bilinç olarak kuruyormuş gibi görünüyor. Benim ahlaki vicdan adını verdiğim şey, bu gerçeklik oluyor – kendini başkası için benlik olarak düşünen, başkasıyla bir ilişkisi olan benlik.” (s.47) – İnsan Her Zaman Ahlaka Uygun mu Yaşar? başlıklı 4’ncü bölüm.

BL “Özgürlük gerekli bir şeydi, şimdiyse ‘bağımlı’. Okurlarının şaşırabileceklerini kabul etmek durumundasın…”

J-PS “Bir bağımlılık evet, ama kölelik gibi bir bağımlılık değil. Çünkü ben bu bağımlılığın kendisinin özgür olduğuna inanıyorum. Bir eylemin inceden inceye zorla yaptırılmış görünürken kendini aynı zamanda girişilmemiş bir eylem olarak ortaya koyması ahlakın karakteristiğidir. Bu nedenle, insan, onu yaparken bir seçim yapmaktadır ve bu, özgür bir seçimdir. Bu zorlamada gerçeküstü olan şey onun belirleyici olmamasıdır; kendini bir zorlama olarak ortaya koyar ve seçim özgürce yapılır.” (s.48)

“İnsanların birbirleriyle tek ilişkisi, meslekleri aracılığıyla ve her beş, altı, yedi yılda bir son derece özgül bir edimi yerine getirmeleriyle gerçekleşiyor, yani üzerinde birtakım adlar yazılı olan bir kâğıt parçasını alıp, onu bir seçmen sandığına atmakla. Halkın bir iktidarı olduğunu düşünmüyorum.” (s.62/63) – Siyasetten Daha Temel başlıklı 8’nci bölüm

Jean Paul Sartre

“Çünkü kardeşlik, nihai olarak gelecekte yatar. Bu yüzden, her zaman geçmişe ait olan mitolojiye başvurmak için artık hiç bir sebep yok. Tüm insan bireyleri, kendileri hakkında, tüm tarihimiz boyunca, birbirlerine duygu ve eylem olarak bağlı olduklarını söyleyebildiklerinde bir kardeşlik durumu içinde olacaklardır. Ahlak elzem bir şeydir çünkü ahlak insanların ve alt-insanların ortak eylemin ilkeleri üzerine temellenmiş bir geleceğe sahip oldukları anlamına gelir; oysa onların çevresinde aynı zamanda maddesellik üzerine – yani kıtlık üzerine – temellenen bir gelecek tasarlanıyor demektir, bu ise, benim sahip olduğum şey senindir, senin sahip olduğum şey benimdir; şayet benim ihtiyacım olursa, sen bana verirsin, senin ihtiyacın olursa ben sana veririm, demektir: Ahlakın geleceği budur. Ve insanların dışsal durumlarının tatmin etmeye olanak vermediği kesin gereksinimleri vardır. İnsani gereksinimleri karşılamak üzere hep olması gerekenden daha azı vardır, olması gerekenden daha az yiyecek vardır ve bu yiyecekleri üretmek için yeterli insan bile mevcut değildir. Kısacası kıtlık bizi her yanımızdan kuşatır ve bu gerçek bir olgudur. Her zaman bir şeylerin eksikliğini duyarız. Bu yüzden ikisi de insani olan ancak birbiriyle uyuşur gözükmeyen iki yaklaşım var; bunların her ikisini de aynı zamanda yaşamaya çalışmalıyız. Bütün öteki koşullar bir yana, İnsanlık’ı yaratma, İnsanlık’ı oluşturma çabası vardır; bu ahlaki ilişkidir. Ve kıtlığa karşı mücadele vardır.” (s.72) – Şiddetin Evlatları başlıklı 10’ncu bölüm

YAZARIN DİĞER YAZILARI