Aydın Selcen
Aydın Selcen

Mesut Barzani'den sonra

Çarşamba, 1 Kasım, 2017
Ankara sınır ötesi Kürtlerle sağlıklı, somut zemine oturan, karşılıklı çıkara dayalı, akılcı ilişkiler kurmadan bölgesinde etkin dış siyaset izleyemez. Ayrıca Irak ve Suriye’de kamu düzeninin yeniden tesisi ve görece istikrar ulusal çıkarlarımıza uygun olmakla birlikte, haddinden fazla güçlü Bağdat ve güçlü Şam'ın ulusal çıkarlarımıza ne denli uygun olduğu sorgulanmalıdır. Bir adım sonrasını düşünmeden biteviye koşuşturmak etkinlik değil, demir attım yalnızlığa diye bayrağı dikip milim kıpırdamamak da tutarlılık değil.

Irak Kürtlerinin Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kanadının kurucu tarihsel iki lideri Celal Talabani ve Nuşirvan Mustafa yakın zamanda rahmetli oldu. Şimdi KDP kurucusu Molla Mustafa Barzani’nin oğlu Mesut Barzani de çekildi. Mesut Barzani, 1 Kasım’da yapılacakken (fiilen süresiz) ertelenen Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) başkanlık seçimlerinde aday olmayacağını ve zaten uzatılmış görev süresinin yenilenmesini de talep etmediğini, siyasi hayatını başladığı gibi sıradan bir peşmerge olarak sürdüreceğini açıkladı.

Bu durumda Mesut Barzani’nin başkanlık yetkileri IKB meclisi üzerinden bakanlar kuruluna yani Başbakan Neçirvan Barzani’ye devredilmiş olacak. Neçirvan, Mesut Barzani’nin ağabeyi İdris’in oğlu. İdris, Molla Mustafa’nın ikinci eşinden olan tek oğlu ve 1987’de kalp rahatsızlığından henüz 43 yaşında vefat etmişti. Molla Mustafa’nın ilk eşinden olan üç oğlu da Saddam döneminde öldürülmüştü. Mesut Barzani’nin büyük oğlu Mesrur ile yeğeni Neçirvan arasında bir iktidar mücadelesi eşyanın doğası gereği yaşanabilir. Yaşanır demek güç zira bugüne dek Barzaniler ailenin ötesinde bir kurum gibi bu tür sınamaları aşmayı bildi.

Irak’ta zamanında yapılırsa 2018 Mart ayında seçim var. 2003 sonrası Irak’ta hep seçim ittifakları kuruldu. KYB ve KDP aralarındaki kamuoyuna açıklanmayan “ortak strateji belgesi” uyarınca Bağdat’taki ulusal meclise girmek konusunda birlikte hareket etti, kurulan hükümetlere de bu doğrultuda katıldı. Irak’ta nüfus çoğunluğu Şii Araplarda ve şimdiye dek hep kimlikçi siyaset baskın oldu. Diğer bir örnekse Dohuklu bir Kürdün programını beğendiği için bir Şii partiye, yahut Basralı bir Şii Arap’ın kendi yahut ülkesinin çıkarına olur düşüncesiyle gidip bir Sünni Arap liderliğindeki partiye oy vermesi tasavvur edilemezdi.

Irak Başbakanı Abadi seçimden galip çıkmayı, Maliki gibi bir iktidar adayını bertaraf etmeyi, örtük İran destekli milis güçlerini hizada tutmayı, ABD ile İran etkileri arasında denge kurmasını zemin sağlayan kamuoyu desteğini almayı, IŞİD’i Irak’tan atarak ve IKB’yi 2003 sınırlarına hatta daha gerisine itip, Kerkük, petrol sahaları, petrol ihracatı, sınır kapıları ve IKB havaalanlarında Bağdat otoritesini yeniden kurarak güvence altına aldı. Abadi bunları yaptı ama seçime Kürtleri bir bütün halinde içeren bir ittifakla gidemezse ve Sünni Arapların Bağdat’la ilişkilerinin nasıl düzenleneceğini belirleyen bir ortak gelecek, ortak vatan tasavvuru ortaya koyamazsa Irak’ı bir arada tutmayı nasıl garanti edecek?

İyi tarafından bakarsak, Irak’ta kimlikçi siyasetin sonunun geldiğini, IŞİD’le mücadeleye Şii ve Sünni farklı inanç gruplarının ve Arap, Türkmen, Kürt, Asuri farklı etnik gruplarının düzenli ordu birlikleri içinde katılmasıyla ulusal birliğin temellerinin de kendiliğinden atılmış olduğunu söyleyebiliriz. Hatta ham petrol varil fiyatının 60 ABD doları dolaylarına yükselmesinin de bütçeyi 42 dolardan yapmış Abadi’ye tam seçim arefesinde göklerden gelen bir destek olduğunu ekleyebiliriz. Buna karşılık Kürtlerin “dahi” birliklerini koruyamadığı bir Irak’ta Abadi’nin hükümet etmesinin olanaksız olacağını ve KDP-KYB arasında ve her iki tarafın kendi içlerinde de yeniden silahlı çatışma ihtimalinin belirdiğini de kaydedebiliriz.

Ülkemiz açısından bakıldığında ise, kıdemli Ortadoğu uzmanı Cengiz Çandar’ın belirttiği üzere Bağdat’ta Kürtlerin ağırlığının azalması ve IKB içinde KDP’nin, KDP içinde Neçirvan Barzani’nin konumunun sıkıntılı duruma gelmesi, Ankara’nın olan etkisi ne kadarsa onun da aşınması demek. Başbakan Abadi 2018 Mart ayındaki seçime odaklı giderken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2019 Kasım ayındaki seçimi önceleyen bir siyaset izliyor. Sahadaki gelişmeler, 2002’de iktidara geldiğinde Erdoğan’ı siyaset dışına itmek için her türlü kemeraltı vuruşu deneyen kurulu düzenin hayal ettiği gibi.

Son MGK’dan çıkan hava sahasını kapatma kararı o kafanın adeta nadide bir nişanesi. Zira diplomatik açıdan Bağdat zaten IKB’ye inişleri engelleyecek biçimde hava sahasını kapatmışken, üzerine bir düğüm daha atıp Erbil ve Süleymaniye’nin yedek pist olarak gösterilmesini yasaklamanın hiçbir getirisi, anlamı yok. Oysa İran, bir yandan Dışişleri Bakanı Zarif’i merhum Talabani’nin cenaze törenine, DMO-Kudüs Tugayı Komutanı Kasım Süleymani’yi keza adı geçenin kabrine gönderdi. Aynı zamanda İran-Irak Savaşı’ndan beri silahlı direnişi örgütleyen isimler üzerinden Haşd-ı Şabi üzerindeki eliyle askeri harekatı da kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdi. IKB ile sınır kapılarını kapattı, kısa süre sonra yeniden açtı.

Ankara ise 90 model “çakılı topçu” siyasetine geri döndü. İran’ın hamleli, proaktif oyunu karşısında hantal, reaktif hatta reaksiyoner kaldı. Üstüne, İran ile birlikte Bağdat’la anlaşıp Irak Kürtlerini tepelerken, aynı İran’ı ABD’nin hedef tahtasına koymakta olduğunu gözden kaçırdı. Aynı ABD, Suriye’de Fırat’ın doğusunu Ankara’nın PKK’nin doğrudan uzantısı gördüğü YPG/YPJ eliyle IŞİD’den temizliyor. Bağdat’ın silahı çekip KDP’nin şakağına dayamasına Ankara’nın desteği, herhalde KDP’nin Kandil’e husumetini en azından kısa vadede geri plana iter. Irak-Suriye sınırında Haşd hakimiyetinin YPG/YPJ’ye lojistik desteği aksatmasına ABD izin verir mi, göreceğiz.

Özetle, Ankara tekrar edegeldiğim üzere sınır ötesi Kürtlerle sağlıklı, somut zemine oturan, karşılıklı çıkara dayalı, akılcı ilişkiler kurmadan bölgesinde etkin dış siyaset izleyemez. Ayrıca Irak ve Suriye’de kamu düzeninin yeniden tesisi ve görece istikrar ulusal çıkarlarımıza uygun olmakla birlikte, haddinden fazla güçlü Bağdat ve güçlü Şam’ın ulusal çıkarlarımıza ne denli uygun olduğu sorgulanmalıdır. Bir adım sonrasını düşünmeden biteviye koşuşturmak etkinlik değil, demir attım yalnızlığa diye bayrağı dikip milim kıpırdamamak da tutarlılık değil. Akılcı, uzgörülü, sağduyulu, öngörülebilir bir bölgesel siyasetle itibarı barışın inşasında aramak en doğrusu.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2003 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI