Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

İmgenin jet lag etkisi

Pazar, 29 Ekim, 2017
Bugüne değin 700'ün üzerine sergi açılışı yapan ICP'de 27 Eylül ve 7 Ocak tarihleri arasında, belgesel filmci ve fotoğraf sanatçısı Lauren Greenfield'in 'Zenginlik Nesli' isimli, retrospektif kapsamlı sergisi izleniyor. Bilginin imgeyle kol kola, video belgeseller eşliğinde sunulduğu sergideki, sanatçıya ait 200'ün üzerinde fotoğrafa, bu karelere konu olmuş kimi kişiliklerle yapılmış röportajlar da eşlik ediyor.

Uzun süren hava yolculukları sonunda insanın kalkış ve iniş yaptığı topraklar ve o her iki cenahtaki topraklar üzerinde tutunduğu canlı ve cansızlara duyduğu aşırı yabancılaşma ve uyumsuzluk, ‘jet lag’ olarak tabir ediliyor.

Yaşamda belli bir hızın üzerine çıkıp da o hıza alıştığınız zaman, diğer yaşamlar arasında durduğunuzda yaşadığınız aidiyet krizi de, bunun gibi olsa gerek. İki haftadır çeşitli vesilelerle yazdığım New York yazılarımı bu hafta böylesi bir ‘jet lag’ etkisi altında, özümde ve gözümde büyüyen bir sergi ve bende bıraktığı tortu üzerine yoğunlaştırmama lütfen izin verin.

Uluslararası Fotoğraf Merkezi (International Center of Photography/ICP – icp.org), Cornell Capa tarafından 1974’te kurulmuş. ‘Sorumlu/ilgili Fotoğraf’ üzerine odaklanan kurum, maddi manâda sosyal ve politik seviyedeki imgelere öncelik tanıyan sorumlu bir anlayışla çalışıyor.

Bugüne değin 700’ün üzerine sergi açılışı yapan ICP’de 27 Eylül ve 7 Ocak tarihleri arasında, belgesel filmci ve fotoğraf sanatçısı Lauren Greenfield’in ‘Zenginlik Nesli’ isimli, retrospektif kapsamlı sergisi izleniyor. Bilginin imgeyle kol kola, video belgeseller eşliğinde sunulduğu sergide, sanatçıya ait 200’ün üzerinde fotoğrafa, bu karelere konu olmuş kimi kişiliklerle yapılmış röportajlar da eşlik ediyor.

Greenfield, New York’un Bowery bölgesindeki ICP’de izlediğimiz fotoğraflarında güzellik, beden güzelliği, bolluk, rekabet, yolsuzluk, fantezi ve aşırılık gibi kavramların görünürlüğünü sorgulayan bir imza. Amerikan kültüründe neler olup bittiğine dair önemli ipuçları peşine düşen Greenfield, varsıllığın imgesel delillerini, renge, parıltıya ve inanılmaz olana yönelik tutkuya dönük mesafeli, ama onu anlamaya çalışır yaklaşımı ile göz dolduruyor.

1997’de kurumun genç fotoğrafçı ödülünü kazanan Greenfield’in ışıltılı, flaş bonkörü kareleri, ABD ve dünyadaki ‘elit’lerin sosyal dokusunun ‘kremli’ katmanının tadının hiç de düşünüldüğü kadar uzun ömürlü, tatlı olmadığının göstergeleri gibi. Nitekim sanatçı da özellikle, objektifini 1990’lardan günümüze yansıttığı sergiyi bu dokunun türlü katmanları üzerine yoğunlaştırmış. Hatta bunlar arasında 12’lik Kim Kardashian dahi mevcut.

Bunları saymak gerekirse, sergideki imgeler, tüketim toplumu paranteziyle, şöhretlerin yaşam biçimleri ve ‘Prenses’ fantezileri, aşırı yüklenmiş güzellik ve gençlik kültürü, dönüşen sosyo – ekonomik baskı biçimleri ve kimlikteki yansımaları ile ev sahibi olma hayali ve sürdürülebilirliğin ötesi gibi başlıklar vadediyor.

Sözgelimi, Versace çantalarıyla aynı mağazanın özel ön açılışına katılan Jackie ve arkadaşlarının Beverly Hills, California’daki 2007 imgeleri, yine buradaki Crenshaw Lisesi öğrencilerinin limuzin kiralayıp gittikleri balo kataloğu çekimi seyahatleri, bir film yönetmeni olan 29 yaşındaki Brett Ratner ile hip-hop müzik akımı markası Def Jam’in ortağı, işadamı 41 yaşındaki Russell Simmons’un alınlarında kredi kartı ve ellerinde dolarlarla verdikleri 1998 tarihli gülücükler, ya da Şangay veya Moskova’daki başka zengin sınıfı üyelerinin akıl durdurucu kareleri, hep bu serginin yansıttığı çalışmalar arasında geliyor. Sergide ayrıca, ABD’nin rüya satan beldeleri Atlanta Magic City ve Las Vegas da unutulmamış. Çalışmalarını Phaidon etiketli devasa bir albümle de taçlandıran ve ilk sergisi ‘Fast Forward’ı yine ICP’de açan Greenfield sergiye ilişkin olarak basına verdiği beyanda, serginin Amerikan Rüyası’nı karşılayan değer ve anlamlarda yaşanan sismik kaymalara ilişkin bir belgeleme olarak gördüğünü vurgularken, ABD çıkışlı medya ve küreselleşmenin dünyadaki bireylere pompaladığı aşırılık etkisinin de altını çiziyor. Tam da bu durumun zenginliğe dönük arzuya ve bunun nasıl bir itici güç olduğuna değinen sanatçı, aslında bunun giderek artan düzeyde de, toplumun hemen her sınıfından bireyi içine alan gerçek dışı bir hedef olduğunu belirtiyor.

Daha önce Los Angeles Annenberg Fotoğraf Merkezi tarafından sergilenen ve burası tarafından düzenlenen Greenfield retrospektifine refakat eden aynı adlı belgeselin yapımcısı ise, yine garip bir ironiyle, küresel kapitalizm markası Amazon.com’un film markası, Ai Weiwei’nin son göçmen belgeseline de arka çıkmış olan, Amazon Studios. Bu arada, 2012 Sundance Film Festivali’nde, ‘Versay Kraliçesi’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Lauren Greenfield’in #LikeAGirl isimli videosunun ise, dünya çapında 214 milyon izleyiciye ulaştığını ve bugüne dek 100’ün üzerinde ödül aldığını vurgulayalım.

Peki, hal böyle iken, Amerikan Rüyası’na felsefe nasıl bakıyor? Benim için özel bir yeri olan ve 1999’da fotoğraflarını İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde de sergilemiş bulunan, tanıma ve söyleşme şansına eriştiğim Fransız düşünür Jean Baudrillard, Türkçesi Yaşar Avunç’a ait olan Ayrıntı Yayınları etiketli, orijinali 1986 tarihli ‘Amerika’ kitabında, bu sergiye ev sahipliği yapan New York’tan söz ederken, şunu belirtiyor:

“İnsanlar neden New York’ta yaşıyorlar? Aralarında hiçbir bağ yok. Ama yalnızca iç içe yaşamanın neden olduğu bir elektriklenme dışında. Yapay bir merkeziyet için, büyük bir yakınlık ve çekim duygusu. New York’un kendi kendini çekici bir çevre yapan, işte bu. Bu çevreden çıkmak için de, hiçbir neden yok. Burada bulunmanın hiçbir insani nedeni yok; iç içe, birbirine yakın yaşamanın verdiği esrime dışında.” (s.28)

Greenfield fotoğraflarının ayıltan sarhoşluğunda, çantamı masaya koyup New York ‘Times Square’ da sigara ve bira ile soluklanıyorum. Tüm cep telefonları çok mutlu. Sahipleri onlara gülümseyip duruyor. Berduşlar olağanüstü kültürlü ve nazik. Beyaz tişörtlü, mavi gözlü, kızıl sakallı bir tanesi, çantamdan çıkardığım pakete sevinip, sigara, para istiyor; gerekçeleriyle izah ediyor.

Fotoğraf: Evrim Altuğ

Kentin geri dönüşüm açlığı çeken metal kolileri önünde, çok sayıda gazetesiyle bir diğer tanesi, çok, çok uzun süre önümdeki masada uyukluyor. Neden sonra çöpçüler gelip, yerleri temizlerken birden işi varmışçasına telaşla ayılıyor ve çift kapşonlu siyahî çehresini buruşturarak, Times Meydanı’nda, çöpçülere saati sorup cebindeki sandviçini tamamlıyor ve oradan tüm gazeteleri kaldırarak uzaklaşıyor. Hiçbir turist, onu kentten saymıyor, ‘Selfie’sine lâyık görmüyor. Her an, metrodan bina kapılarına kadar herkesin birbirinden özür dileyerek hareket ettiği bu şehirde, hayat da bu adamdan özür beklemiyor ve dilemiyor.

Greenfield’in peşine düştüğü Amerikan Rüyası biraz da bu olmalı. Uyurken değil, uyanıkken, saat başı dolar bazında, psikolojik sınırın üstünde işlem görüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI