Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III

Cumartesi, 28 Ekim, 2017
Batı bilimi ve felsefe alanında kadının konumu üzerine pek çok çalışma bulunmasına rağmen Doğuya ilişkin incelemelerde kadınların bilim alanındaki çalışmalarına yönelik araştırmalara pek rastlanmaz. Ancak kadın karşıtı söylem ve eylem hem günümüzde hem tarihte çokça yer alır.

Kadın karşıtlığının bilim alanındaki yansımaları hem doğu, hem batı medeniyetlerinde büyük benzerlikler göstermekte. Soğuk savaş sonrası diplomasinin değişen dengelerini incelerken Huntington’ın getirdiği tanımın aksine, medeniyetler arasındaki tarihi ilişki, çatışma değil, etkileşim ve alışveriş biçiminde gerçekleştiğinden hiç de şaşılası değil bu durum. Avrupa’da kadın filozofların felsefe tarihlerinden çıkarılıp unutturuluşuna, kadın filozofların yok sayılmasına benzer örneklere İslam dünyasında da çokça rastlanır.

Dr. Muhammed Ekrem Nedwi Muhaddisat Kadın Hadis Alimleri adlı eseri üzerine yapılan röportajında Yunan felsefesinin tercümelerle İslam düşüncesine girmesinden sonra kadınların ilim ve toplum hayatından dışlandığını ileri sürer. İslam medeniyetinin ilk dönemlerinde hadis, tefsir, fıkıh alanlarında çok sayıda kadın alimin çalışmasına rağmen sonraki yüzyıllarda yeni alimlerin yetişmesi bir yana, bu alimlerin isimleri bile kitaplarda zikredilmez olmuştu. Hatta ilk dönemlerde birer eğitim kurumu da olan camilerde kadın ve erkeklerin birlikte ders gördüğü ve kadın alimlerin de erkek alimler gibi karma öğrenci gruplarına dersler verdiği bilinir. Mescid-i Nebevi gibi en büyük camilerde kadın erkek ayrımı olmaksızın ilim tahsili ve öğretim mümkün iken günümüzde aynı mescide kadınların girişi yasaklanmasa da namaz kılmak için girişi bile zorlaştırılmış halde. Dr. Nedwi’nin kırk ciltlik ve kadın hadis alimlerinin biyografilerini yazdığı araştırması hakkındaki söyleşide verdiği hükümle bütün sorumluluğu Yunan felsefesi ve mantık ilmine atfetmek, ayrımcılığı izahta yeterli olmasa da İslam dünyasında kadının ilim alanından dışlanmasıyla din alanından, yani camiden dışlanması arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermesi bakımından çok önemli.

Batı bilimi ve felsefe alanında kadının konumu üzerine pek çok çalışma bulunmasına rağmen Doğuya ilişkin incelemelerde kadınların bilim alanındaki çalışmalarına yönelik araştırmalara pek rastlanmaz. Ancak kadın karşıtı söylem ve eylem hem günümüzde hem tarihte çokça yer alır. Fatmagül Berktay’ın “Filozofların pek azı kendilerini kadınlar hakkında atıp tutmaktan alıkoyabilmiştir” tespitini aratmayacak şekilde Müslüman toplumlarda din adamları tarih boyunca hep kadın hakkında konuştu. Kadının felsefeden, bilgi sevgisinden uzak kalışı aslında filozoflar tarafından kadının bilgi nesnesine dönüştürülmesiyle ilişkili. Berktay’ın makalesine verdiği isime göndermeyle tam da bu nedenle zor ilişki felsefe ve kadın (Fatmagül Berktay, Felsefe ve Kadın: Zor Bir ilişki, Cogito – Şiddet sayı 6-7, 1996).

Felsefeye nesne olarak dahil edilenin kendini özne kılması zor olsa da gerek felsefe gerek bilim alanında batıda kadınların gerçekleştirdiği başarılar da artarak sürüyor. Özel tedbirler de alınıyor bu alanda. Kadınların bilime katkılarının artması için yapılan destekleyici çalışmalara, Avrupa Birliği Kadın Mucitler ve Yenilikçiler Ağı (European Union Women Inventors & Innovators Network) hatırı sayılır bir örneklik teşkil etmekte.

Benzeri teşvik ve desteklerin Müslüman toplumlarda ve ülkemizde kat kat daha fazla yapılması gerektiği çok açık. Cumhuriyet tarihimiz boyunca bu türden diyebileceğimiz destekler, Kemalizmin ayrıştırıcı metoduyla bir kısım kadına, yani çağdaş kadına yapılmış olsa da ülkemizde kadınların bilimsel çalışmalara katılma şansını yakalaması adına son derece kıymetli. Ancak kadınların yarısını ayrıştırıp, kalan yarısını erkeklerle eşitlemek sade aritmetik açıdan değil nereden baksanız imkânsız. Bu nedenledir ki TEPAV Araştırmacıları Damla Özdemir ile  Dr. Zeynep Esra Tanyıldız tarafından hazırlanan “Türkiye’de Bilim Kadını Olmak; Bilimsel İşgücünde Kadın ve Cam Tavan” başlıklı incelemenin değerlendirme notu önemli ipuçları sunuyor. Her alanda olduğu gibi bilimsel çalışmalarda da kadınların işgücü olarak yer aldığı ancak diğer karar mekanizmalarında olduğu akademik çalışmaların da üst basamağına tırmanabilen kadın oranının düşüklüğü dikkat çekici.

Kadın ayrımcılığını ve ilaveten kadınlar arasındaki ayrıştırma politikalarını da terk ederek teşvik edilmesi gerek beşeri bilimler, tabii bilimler ve düşünce bilimleri alanlarında kadın çalışmalarının. Ülkemizdeki bilimsel düşünce ve gelişmenin fakirliği malum. Bu fakirliğin pek çok nedeni olsa da sayılacak nedenler arasına kadın dışlanmışlığını eklemek şart. İşte bu noktada Dr Nedwi’ye dönerek Müslüman toplumların özellikle hadis ilmindeki kadınları dışlamasıyla birlikte hadislerdeki kadın karşıtlığının yaygınlaşması arasında kurduğu eş zamanlılık ilişkisine dikkat etmemiz gerekiyor.

Kadın karşıtı hadislerin ayıklanması, ülkemizde de diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi bilim alanındaki kadın varlığını arttırmak ve dolayısıyla genel olarak bilimsel çalışmaların niteliğini yükseltmek için gerekli. Kendisini seküler, laik, batılı olarak tanımlayanlar dahi bilirler ki, kültürel köklerimiz bugünkü duygu ve düşünce dünyamızı şekillendiren en belirli etkenlerdir. Sadece aldığımız eğitim sadece aile çevremiz değil sevsek de sevmesek de ait olduğumuz toplumun kültürüyle de şekilleniriz. Toplumsal kültürün tarihin bir evresinde insan eliyle gerçekleştirilen müdahaleler doğrultusunda kadın karşıtlığına evrilmesi gibi bugün de vahyin ve insan onurunun gerektirdiği biçimde eşitliğe evrilmesi mümkün. Bunun yolu hadis ve tefsirlerde kadını ikincilleştiren hatta şu tuhaf “dinimi mıncıklama” sözünde olduğu gibi kadını “inancın nesnesine” dönüştüren yorum ve rivayetlerin ayıklanmasından geçiyor.

Hidayet Şefkatli Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri (4.baskı OTTO yay.) adlı eserinde tam olarak bu konuyu inceler. İnananlar için çok hassas olan hadis rivayetleri hakkında Sevgili Hidayet’in özenle seçilmiş cümlelerini bozmadan tekrarlamak meseleyi anlamamızı kolaylaştırıyor:

“Hz. Peygamberin sözlerini, davranışlarını ve takrir dediğimiz onaylarını konu olan hadis rivayetleriyle bunlarla ilgili çok yönlü çalışmaları ihtiva eden hadis musannafatı; Hz. Peygamberin içinde yaşadığı dönemin tarihi bir vesikası olduğu kadar, bu rivayetlerin ortaya çıkmasını sağlayan ravilerin ve bu eserlerin oluşmasına emek veren ilim ehlinin de tarihi vesikası durumundadır. Zira Hz. Peygambere isnad edilen rivayetlerin, ‘mananın’ esas alınması suretiyle nakledilmesinden kaynaklanan ‘anlama/yorumlama’ sorunları başta olmak üzere; peygamber sözlerinin meşrulaştırıcı gücünün, kişisel tercih ve yorumları meşrulaştırmada istismar edilmiş olma ihtimali, bu rivayetlere, ravilere ve yaşadıkları dönemlere ait pek çok hususiyetin yansımasına sebep olmuştur.”

Hadis rivayetlerine niçin ve nasıl kadın karşıtı söylemin girdiğini izah ettikten sonra Hidayet Şefkatli Tuksal, hadislerde Dr. Nedwi’nin önerdiği ayıklamanın metodunu da veriyor bize:

Bu özellikleri sebebiyle, hadis rivayetleri, özellikle metin bağlamında incelendiğinde ve bu konuyla ilgili rivayetlerin birbiriyle mukayesesi yapıldığında, ravilerin rivayetlerin muhtevasına yönelik tasarrufları teşhis edilebilmektedir. Bu tasarrufların çokça hissedildiği alanlardan biri de, kadın aleyhtarı bir söylemin ve geleneğin varlığını meşrulaştıran rivayetler topluluğudur.

Batıda bilginin nesnesi kılınan kadının günümüzde bilim üretimine katkı sunması nasıl teşvik ediliyorsa bizde de hadislerin ayıklanmasından başlanarak kadının bilimsel alanda katkısının artması benzer teşvik ve desteklerle mümkün olabilir


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI